Tarihi Tişrîn Barajı direnişinin birinci yılı: Halklar QSD etrafında birleşti
Tarihi Tişrîn Barajı direnişine katılan, canlı kalkan eylemlerinde yer alan TKŞ Genel Meclis üyeleri Xanim İbrahim ve Cemil Sidwo, CKŞ Sözcüsü Ekin İsyan ve Zenûbya Kadın Topluluğu Reqa üyesi Cihan Muhemed bu direnişin tüm Suriye halklarını kapsadığını kaydetti. Gerekirse "savaşçılarla beraber ölürüz ama geri adım atmayız" diyerek gerçekleşen bu eylemlerin her gün şehadetlere, saldırılara rağmen halkın iradesi ve devrim savaşçılarının inancıyla zafere ulaştığını vurguladı. Xanim İbrahim, Cemil Sidwo, Ekin İsyan ve Cihan Muhemed, "Berxwedan jiyan e" sloganını yineledi.
Türkiye ve bağlı Suriye Milli Ordusu (SMO) çetesinin Til Rıfat ve Minbic'i işgal ederek Fırat nehrine kadar ilerlerken, Demokratik Suriye Güçleri'nin (QSD) direnişine takıldı. Devrim ordusu 2025 yılında çetelerin saldırısını, Tişrin ve Qaraqozax hattında durdurdu. Rojava halkları, savaşçıları destek olmak ve en önde mücadele etmek için Tişrîn Barajına aktı. Türk devletinin SİHA saldırılarına, şehadetlere rağmen halk 8 Ocak'ta başlattığı nöbeti sürdürdü. Tişrîn Barajındaki görkemli direniş 118 gün boyunca sürdü, 5 Mayıs 2025 tarihinde zaferle sonuçlandı.
Tarihi Tişrîn direnişinde yer alan Devrimci Komünist Hareket (TKŞ) Genel Meclis üyesi Xanim İbrahim ve Cemil Sidwo, Devrimci Komünist Gençler (CKŞ) Sözcüsü Ekin İsyan, Zenûbya Kadın Topluluğu Reqa üyesi Cihan Muhemed direnişi, katılma süreçlerini ve zaferi ETHA'ya anlattı.
'BİZ DE SAVAŞÇILARIMIZLA BERABER ÖLÜRÜZ DİYEREK YOLA ÇIKTIK'
İlk canlı kalkan konvoyunda yer alan Xanim İbrahim, yola çıkacaklarının bir gece önce netleştiğini söyledi. "8 Ocak 2025 tarihinde; Tişrîn Barajına canlı kalkan eylemine katıldık. Savaşçılarımız mevzilerindeydi. Onlar için gittik. Önceki akşam saat 23.00'te aniden bir bilgilendirme yapıldı, Tişrîn Barajına gidileceğine ilişkin. Biz de katılmak için karar aldık. Zaten bizim savaşçılarımız, bizim barajımız, bizim suyumuz, bizim de savunmada yer almamız gerekiyor dedik" diyen Xanim İbrahim, Tişrîn ve Qaraqozax cephe hatlarında direniş sürerken kente her gün onlarca şehit geldiğini anımsattı. Xanim İbrahim, "Kimi günler 15 şehit kaldırıldı. Her gün şehitlikteydik, en az şehit merasimi yaptığımız zaman 5 şehit defnedildi" diye konuştu. Halkın Tişrîn Barajına gitmesi yönünde alınan kararın çok yerinde olduğunu dile getiren Xanim İbrahim, "Keşke daha önce alınsaydı. Mevzilerde yaralı savaşçılar vardı, tedavi olamadığı için şehit düşen arkadaşlar oldu. 7 gün yemeksiz ve susuz kaldılar. Bunun için gittik. Ne ölümü ne korkuyu tanıdık. Eğer çocuklarımız savaş mevzilerinde ölüyorsa biz de onlarla beraber ölürüz dedik. Ya topraklarımız üzerinde onurlu biçimde birlikte yaşayacaktık ya da birlikte ölecektik" ifadelerin kullandı.
Çete saldırısı nedeniyle halkın bir katliam tehdidi ile karşı karşıya kaldığını dile getiren Xanim İbrahim, şöyle devam etti: "Faşist Türk devleti ve çeteleri, Til Rıfat ve Minbic'e saldırmıştı, kentlerimizi işgal ettiler. Eğer önleri açık olsaydı Kobanê'ye kadar da geleceklerdi, işgal tüm Rojava'ya yayılacaktı. Zaten daha sonra Alevilere yönelik katliamda gördük ki, eğer o zaman biz canlı kalkan olmasaydık biz de Alevi halkı gibi bir katliamla karşılaşacaktık. Çocuklarımız, yaşlılarımız, kadınlarımız hepsi saldırıya uğrayacaktı."
Rojava kadın devriminin 14 yıllık sürecinde kadınların tüm kritik süreçlerde öncülük misyonuna dikkat çeken Xanim İbrahim, şöyle devam etti: "Tişrîn Baraj direnişinin tüm süreçlerinde kadınlar en önde yer aldı. Zılgıtlarıyla, özgürlük şarkılarıyla, oradaki duruşlarıyla direnişe renk ve moral kattılar. Nasıl bir direniş sergilenmeli sorusunun cevabını cesaretli pratikleri ile tüm dünyaya gösterdiler."
'HALK KORKUNUN PERDESİNİ YIRTTI'
Halkın 7'den 70'e direnişin bir parçası olduğunu vurgulayan Xanim İbrahim "Biz halk olarak gittik; yaşlı, kadın, çocuktu, yani asker değildi. QSD için canlı kalkan olmaya gittik. Faşist Türk devleti tüm tank ve toplarıyla, savaş uçaklarıyla ve keşif uçaklarıyla gökyüzünü doldurmuştu. Havanlarla bombardıman yapılıyordu. Korkunun perdesini yırttık. Çünkü biz her gün şehit veriyorduk, bizim çocuklarımızdı. Canımızdan bir parçayı her gün toprağa emanet ediyorduk" şeklinde konuştu.
Savaş döneminde Kobanê'de 4 ay boyunca elektrik ve su olmadığını hatırlatan Xanim İbrahim, "Gördük biz kendimiz ne yapacaksak o olacaktı, kimse bizim için bir şey yapmıyordu. Bütün silah çeşitlerini bizim üstümüzde kullandılar ama biz yine de durmadık. Yürümekte çok zorlanan 70 yaşındaki yaşlılarımız da oradaydı. Baraja 5 kilometre kaldığında yolu vurdular. Uçaklar vurdu, arkadaşlarımız şehit düştü, yaralandı. Bu 5 kilometreyi yürümek zorunda kaldık. Üç dört metrelik çukurlar oluştu, o çukurları ellerimizle kapatarak yolumuza devam ettik. Ya onurlu bir ölüm ya da topraklarımız üzerinde özgür biçimde yaşayacaktık. Tüm Tişrîn şehitlerini saygıyla anıyoruz. Tüm halkımızın, kahramanlarımızın başı sağ olsun. Şehit namirin."
'KOMÜNİSTLER CEPHE HATTINDA YER ALDI'
TKŞ Genel Meclis üyesi Cemil Sidwo da Tişrîn denildiğinde artık ilk akla gelenin direniş olduğunu dile getirdi ve şöyle devam etti: "Tişrîn'de savaş başlamadan önce Şehid Eziz Ereb ismiyle bir hamle başlatılmıştı, Minbic'e doğru. Şêxmeqsûd ve Eşrefiye'ye saldıran Faşist Türk devleti, saldırılarını 2024'ün sonunda yoğunlaştırdı. Bir hafta on gün kadar devam etti sonra savaş Tişrîn Barajı çevresinde yoğunlaştı. QSD savaşçılarının öncülüğünde büyük bir direniş ortaya konuldu. Komünistler de cephe hattında yer aldı. Askeri güçlere katılımda yoğun oldu. Çok büyük bir direniş sergilendi."

'TİŞRÎN BARAJI DÜŞSEYDİ, ONUNLA BERABER KOBANÊ DÜŞERDİ'
Saldırılar ile birlikte seferberlik ilan edildiğini ardından da canlı kalkan eylemleri başlatıldığını hatırlatan Sidwo, "QSD ve Özerk Yönetim, faşist Türk devletinin saldırılarını boşa çıkarmak için büyük bir adım attı. Tişrîn'deki direniş büyük bir onurla tarihteki yerini aldı. Doğru, halkımızın elinde silah yoktu ama ağır silahlara ve gelişmiş tekniğe karşı büyük bir direniş ortaya koydu. Tişrîn Barajına atılan tank ve top atışlarına karşı bir direniş oldu bu, hem de keşif uçaklarına direndiler. Denilebilir ki; Kürtlerin, Kuzey ve Doğu Suriye'nin varlık-yokluk savaşı burada verildi. Tişrîn Barajı düşseydi, onunla beraber Kobanê düşerdi. Rojava adım adım işgal edilecekti. Bu nedenle, Tişrîn Barajı direnişi tarihi bir adımdı. Onur yeriydi. Halkımız büyük bir kahramanlıkla bu savaşa katıldı" şeklinde konuştu.
'HALK SALDIRILARA RAĞMEN ORAYA GİTTİ VE SAVAŞAN ASKERİ GÜCÜNE SAHİP ÇIKTI'
Türk devletinin Tişrîn'e giden sivil canlı kalkan konvoylarını vurduğunu hatırlatan Sidwo, şöyle konuştu: "Halk, Tişrîn Barajına gittiğinde eli boştu; ağır silahlara, toplara ve SİHA'lara rağmen oraya gitti ve savaşan askeri gücüne sahip çıktı. Tarih yazıldı. Bu, bir yanıydı. QSD ve YPJ Tişrîn Barajında halkların birliğini de inşa etti. Araplar, Suryânîler, Kürtler, herkes barajdaki direnişte yerini aldı. Faşist Türk devletine karşı durdular ve tutumlarını gösterdiler. Halk sözünü söyledi; 'direneceğiz, güçlerimizi savunacağız. Faşist Türk devletinin siyasetine karşı mücadele edeceğiz' dedi."
'KADINLAR ZILGITLARIYLA DİRENİŞİ GÜÇLENDİRDİLER'
Halkın tüm bedelleri göze alarak cephede yer alan savaşçılarına sahip çıktığını dile getiren Sidwo, şöyle devam etti: "Halk hem barajda nöbet tuttu, korunması için yer aldı. Hem de askeri gücüne sahip çıktı. Tişrîn Barajı devrimci halk savaşı olarak tarihe geçti. Halkımız bu direniş için ne lazımsa yaptı, lojistik ya da cephane taşınması için seferber oldu. Faşist Türk devletinin keşif uçaklarının altında yaptı bunları. Ne kadar bombardıman olsa da halk duruşunu sürdürdü. SİHA'larla, ağır silahlarla vuruşlar sırasında direnişte yer alan kadınların zılgıt sesleri, barajda nöbet tutan herkese güç verdi. Zaten düşmanın korkusu bundandı. Bu nedenle faşist Türk devleti nasıl bir direniş olduğunu görüyordu. Barajın üstüne çıkıp halay çekildiğinde, şarkılar söylendiğinde düşman gerçekten zayıfladı, geriledi. Barajı ele geçirmeyi başaramadı. Kuzey ve Doğu Suriye'nin tüm bileşenleri, YPG, YPJ ve Rojavalı komünistler askeri güçleriyle bu direnişin içinde yer aldı."
Sidwo, Tişrîn direnişinin dünya halklarına direniş çağrısı olduğunu dile getirdi, "Bütün dünya Tişrîn'i gördü. Türk devletine karşı nasıl savaşıldığını, direnildiğini gördü. Hem askeri hem siyasi açıdan nasıl yerle bir edildiğini gördü. Bunun için Tişrîn direnişi dediğimiz de gözümüzün önünde büyük bir direniş canlanıyor" ifadelerini kullandı.
'YÜREĞİMİZ HEM ACI DOLDU HEM DE DÜŞMANA KARŞI KİN BİRİKTİ'
Tişrîn direnişinde acılarla birlikte zafer kazanıldığını vurgulayan Sidwo, o günlerdeki duygularını şu ifadelerle anlattı: "Bir taraftan büyük bir acı yaşadık, bir taraftan ise kazanımlarla dolu bir zafer elde ettik. Bu nasıl bir acıydı? Yanı başımızda şehit düşen, yaralanan arkadaşlarımız oldu. Bu yanıyla acılar yaşadık. Yaralılar olduğunda halkın onlara nasıl sahip çıktığını, yerden kaldırıldığını gördük. SİHA'ların altında 'Berxwedan jiyan e' ve 'Kahrolsun faşist Türk devleti' sloganları atılıyordu. Orada nöbet tutan halkın siviller olduğu bilinmesine rağmen sürekli bombardımana tutuldular. İşte burada acılarımız aklımıza geliyor, şehit düşen arkadaşlarımız gözümüzün önüne geliyor. Nasıl şehit düştüklerini ve halkın onlara nasıl sahip çıktığını gördük. Burada hem yüreğimize bir acı doldu. Hem de düşmana karşı büyük bir kin birikti. 'Bu barajı asla bırakmayacağız, bu baraj direniş yeridir, sonuna kadar bu baraja ve askeri gücümüze sahip çıkacağız' dedik. Orada çok anlamlı sözler ifade edildi, sloganlar atıldı. Özellikle bir kadın arkadaşın dile getirdiği 'Biz ölümden büyüğüz" sözü çok önemliydi. Evet biz orada ölümü yendik. Güçlerimize lojistik götürdüğümüzde, düşman bize ağır silah ve keşiflerle halka saldırıyordu. Ama buna rağmen biz ölümden korkmuyorduk. İspat edildi ki, Kürt halkı, tüm Kuzey ve Doğu Suriye halkları gerçekten ölümü yendiklerini gösterdi."
'GAZETECİ AGİT ROJ ARKADAŞ ORADA ŞEHİT DÜŞTÜ'
Tişrîn şehitlerini anan Sidwo, "Gazeteci Agit Roj arkadaş orada şehit düştü. 'Tişrîn Barajı biz geliyoruz' diyerek yola çıkan Kürt sanatçı Bave Teyyar halka büyük bir moral vermişti. O kadar şehit ve yaralımız olmasına rağmen bir daha baraja gitmek için hiçbir zaman gözümüz korkmadı" diye konuştu.
Direnişe katılanların yüreklerinden korkuyu attığını dile getiren Sidwo, "Nöbetimiz bittiğinde bir sonraki seferde yine gelmek için herkes kendini önerdi. Tişrîn Barajında kadınlar, çocuklar, yaşlılar, hatta bebekleri kucağında gelen kadınlar barajı savundular. Bunun için Tişrîn Barajı dediğinizde onur yeri ifadesi aklımıza geliyor. Büyük kazanımların yeri olduğu aklımıza geliyor. Tişrîn Barajı dendiğinde faşist Türk devletinin siyasetinin boşa düşürüldüğü yer aklımıza geliyor. Bu nedenle orada çok güzel günler geçirdik. 'Berxwedan Jiyan e' sloganıyla Kürtlerin varlık hakkını kazandık. Tişrîn Barajının düşmemesi için özellikle Kobanê halkı büyük bir direniş sergiledi. Fırat ve Cizre bölgelerinde halklar direndi. Derik sınırından Kobanê'ye kadar halklar seslerini birleştirdi ve orada QSD etrafında bir birlik inşa edildi" ifadelerini kullandı.
'TÜM GÜCÜMÜZLE DİRENİŞİN PARÇASI OLDUK'
Rojavalı komünistlerin bu dönemde direniş içindeki rolüne dikkat çeken Sidwo, "Yoldaşlarımız o günlerde direnişin en önünde yer aldı. Toplumsal Savunma Güçleri (HPC) ile güçlü bir ilişkimiz var. Kentlerde gece gündüz demeden TKŞ olarak kent savunmasında yerimizi aldık. Özsavunma timlerimizi hazırladık, nöbet yerlerinde yerimizi aldık. HPC kontrol noktalarında ya da kimi mahallelerdeki güvenlik noktalarında yerlerimizi aldık. Faşist Türk devleti, şehirlerde kaos ve kargaşa yaratmak istiyordu. Mahalle ve şehirlerin savunulması için bütün güçlerimiz hareket halindeydi. TKŞ olarak tüm gücümüzle bu hareketin parçası olduk" dedi.
'TÜM ŞEHİTLERİMİZİ ANIYORUZ'
TKŞ'nin üzerine düşen tüm görevleri yerine getirdiğini dile getiren Sidwo, şöyle devam etti: "Biz, bu tarihi direnişin parçası olduk. Omuzlarımıza düşen her görevde, direnişin en önünde yerimizi aldık. Hem yürüyüşlerde hem yardım toplamada hem de lojistiğin güçlere ulaştırılmasında... Tişrîn Barajına her gittiğimizde başımız dik ayrıldık. Tişrîn Barajı dünya için tarihi bir rol oynadı. Faşist Türk devleti, karadan ve havadan tüm saldırılarına rağmen baraja bir karış bile yaklaşamadı. Tişrîn direnişi asla unutulmayacak. Çok sayıda değerli insanımızı orada bıraktık, şimdi direnişin birinci yılında tüm şehitlerimizi anıyoruz. Bir kez daha diyoruz ki berxwedan jiyan e."
'AMAÇ HER KOŞULDA ÜLKEMİZİ, SUYUMUZU, BARAJIMIZI KORUMAKTI'
Devrimci Komünist Gençler (CKŞ) Sözcüsü Ekin İsyan, şehitleri anarak söze başladı. Ekin İsyan, "Bir yıl önce bütün halk, devrimciler, yurtseverler, sosyalistler ve savaşçılar bir kahramanlık destanı yazdı. O soğuk kış gecelerinde devrimci bir ruhla direnişin ateşini yaktılar. Tişrîn Barajı halkımızın yaktığı bu direniş ateşi ile harlandı. Bu tarihi bir direniş olduğu için bir yıl sonra onurla bahsedebiliyoruz. Bizler bu direnişe tanıklık eden ölümle yüz yüze gelen gençleriz. 'Em ji mirinê mezintir in/Biz ölümden büyüğüz' dediğimiz zaman bu doğruydu. Korku kefenini devrimci halkın direnişiyle yırttık" diye konuştu.

Rojava gençliğine yönelik özel savaş politikalarına dikkat çeken Ekin İsyan, şunları dile getirdi: "Düşman biz gençlere yönelik politikalarını yoğunlaştırdığı bir dönemdi. Uyuşturucudan tutalım, göçe zorlama ve hatta ajanlaştırmaya kadar farklı yöntemler uyguluyordu. Buna rağmen gençler özellikle genç kadınlar Tişrîn Barajı direnişinde ve bütün cephelerde yer aldılar. 'Biz bu devrimimizin geleceğiyiz ve geleceğimizin karartılmasına izin vermiyoruz' dediler. Bedenleriyle, ruhları ve iradeleriyle düşmanın içerisinde patlayan mermi oldular. Evet ağır ve zorlu bir savaştı. Ama biz ölüme kadar direnişi seçtik, 'teslim olmak yok' dedik. Bunun için kazandık."
'ÖN MEVZİLERDE YER ALMAYA HAZIR OLMALIYIZ GÖRÜŞ AÇISI İLE BU DİRENİŞLE BAĞ KURDULAR'
Çete saldırılarının başlamasıyla birlikte Rojava/Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi'nin seferberlik ilan ettiğini anımsatan Ekin İsyan, "Seferberlik ilan edildiği zaman yüzlerce genç yüzünü savaş mevzilerine çevirdi. Okuyan gençler eğitimlerini bir kenara bıraktı. Evli olanlar eşlerini, çocuklarını bıraktı. Savaşa gönderilmeyen birçok genç, siperlerde yerini almak için çok çaba gösterdi. Kız ve erkek kardeşler aynı mevziyi savundular. Bir o kadar genç yine barajdaki nöbet eylemlerinde yer aldı. Bu bizim devrimimiz, bu bir savaş, varlık yokluk savaşı dediler ve en ön mevzilerde yer almaya hazır olmalıyız görüş açısı ile bu direnişle bağ kurdular" dedi.
Seferberlik döneminde tüm kentlerde halk taburları kurulduğunu belirten Ekin İsyan, şöyle devam etti: "Bu taburlar annelerden, yaşlılardan ve gençlerden oluşuyordu. Biz de Qamişlo'da Şehîd Zilan Halk Taburunu kurduk. Taburun kuruluş amacı mahallerimizi, kentlerimizi korumaktı. Çünkü gücümüzün önemli bir bölümü savaş mevzilerindeydi. O zaman bizim halk olarak alanlarımızı savunmamız gerekti. Sağlık eğitimlerinden cephane ve lojistik hazırlanmasına kadar tabur üyeleri tüm çalışmalarda yer aldı. İhtiyaç olduğunda sokaklarda sabaha kadar nöbet tutuldu. İhtiyaç olduğunda ise Tişrîn Barajındaki canlı kalkan eyleminde yer aldılar. Temel amaç, ne olursa olsun her koşulda ülkemizi, suyumuzu, barajımızı korumaktı."
'ZAFER KESİNLİKLE DİRENENLERİN OLACAK DEDİK'
Tişrîn direnişi esnasında çok sayıda şehit verildiğini hatırlatan Ekin İsyan, direniş günlerini şu sözlerle anlattı: "Beraber özgürlük halayı çekerek yola çıktığımız arkadaşlarımızın tabutlarını kaldırdık. Şehitlerimizi toprağa emanet ettik. Çok karmaşık bir duygu haliydi; bir yandan korku, bir yandan düşmana öfke, bir yandan savaşçılarımızın eylemlerinde büyük bir sevinç ve heyecan yaşıyorduk, bir yandan ise yaralılarımızı kaldırıyor, şehitlerimizi battaniyelere sarıyorduk. Daha sonra ise yine zafer halayı çekiyorduk. Silahımız yoktu, bizim silahımız sesimizdi, halaylarımız, şarkılarımız ve zılgıtlarımızdı. Zaferin bizim olacağı duygusu hep çok güçlüydü. Devrimci Komünist Gençler olarak zafer kesinlikle bizim, direnenlerin olacak dedik."
Türk devleti ve çetelerinin tüm çabalarına rağmen Tişrîn ve Qaraqozax direniş hattını kıramadığını belirten Ekin İsyan, "Tişrîn barajında, Qaraqozak'ta halk kazandı. QSD, YPJ ve Şehid Serkan Taburu savaşçıları kazandı. Devrimci halkın direnişi ve canlı kalkan eylemlerimiz ile kazandık. 'Biz ölümden büyüğüz' diyerek özgürlük ve zafer halayına durduk. Devrimci halkın direnişi ile zaferi garantiledik."
'BİR SANİYE BİLE TEREDDÜT ETMEDİK'
Zenûbya Kadın Topluluğu Reqa üyesi Cihan Muhemed ile direniş sürecini ve kadınların rolünü konuştuk. Cihan Muhemed, Tişrîn direnişinin yalnızca Kuzey ve Doğu Suriye için değil, tüm Suriye halkları için yürütülen bir mücadele olduğunu vurguladı. Büyük bedeller ödenerek sürdürülen Tişrîn direnişini selamlan Cihan Muhemed, onurlu bir yaşam için mücadele ettiklerini belirterek, "Tişrîn Barajı bütün Kuzey ve Doğu Suriye'nin barajıdır. Bize ihtiyacı olduğunu öğrendiğimizde hiçbir tereddüt yaşamadan oraya gittik" dedi. Cihan Muhemed, "Oraya gittik ve ülkemizin, devrimimizin kazanımlarını koruduk. Bu bizim için çok onurlu bir duruştu. Bir saniye bile tereddüt yaşamadık. Omuz omuza arkadaşlarımızın yanında yer aldık" diye konuştu. Direnişin halklar arası birlik ruhuyla örüldüğünü dile getiren Cihan Muhemed, Kürt, Arap ve Süryani tüm bileşenlerin ortak bir iradeyle hareket ettiğini belirtti. "Hepimiz biriz ve bizi bir araya getiren de bu fikirdir" dedi.
'KADINLAR YİNE TARİHİN İÇİNDE YER ALDI'
Tişrîn direnişinin kendileri için yeni bir deneyim ve güçlü bir his olduğunu söyleyen Cihan Muhhemed, bu sürecin kelimelerle anlatılmasının zor olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti: "Günlerce, aylarca üzerine konuşulabilecek bir direniştir. Biz kadınlar yine böylesi bir tarihin içinde yer aldık ve bu direniş gelecek nesillere aktarılacak. Kadınların direnişi anlatılacak."
Özellikle Reqa'da yaşayan kadınların DAİŞ döneminde yaşadığı ağır şiddet, baskı ve saldırılara dikkat çeken Cihan Muhemed, "Kadınların ne kadar acı yaşadığını, tecavüz ve şiddetle nasıl karşı karşıya kaldığını çok iyi biliyoruz. DAİŞ için Reqa başkentti, bu nedenle buradan katılan kadınların öfkesi daha büyüktü. Bu direnişle kadınların iradesi daha da güçlendi" ifadelerini konuştu. Tişrîn Barajına canlı kalkan olarak gittikleri süreçte ağır saldırılarla karşılaştıklarını anlatan Cihan Muhemed, ilk grupta yer alan Kerem Ehmed El Şihab El Hemed'in şehit düştüğünü hatırlattı. "Yaşı küçüktü ama iradesi çok güçlüydü. Canlı kalkan olunacağını duyduğunda ilk 'Ben de katılmak istiyorum' diyen oydu. Şehit düşmenin de olabileceğini biliyorduk, buna rağmen orada kaldık ve direndik" diye konuştu.
'KADIN, ÇOCUK, YAŞLI DEMEDEN HEDEF ALINDIK'
Faşist Türk devletine ait savaş uçaklarının direniş süresince bölge üzerinde dolaştığını ifade eden Cihan Muhemed, kadın, çocuk ve yaşlı ayrımı yapılmadan halkın hedef alındığını söyledi. Cihan Muhamed, şunları söledi: "Bunca saldırıya rağmen irademizi kıramadılar. Tişrîn'e her gidişimizde 'Burada bedel ödedik, bir arkadaşımız burada şehit düştü' diyorduk. Bu direniş sadece Kuzey ve Doğu Suriye için değil, bütün Suriye içindi. Sahil bölgelerinde kadınların uğradığı şiddeti gördük. Biz Zenûbya Kadın Topluluğu olarak bunun burada tekrarlanmasına izin vermeyeceğiz."
'ONURLU YAŞAM İÇİN BEDEL ÖDEMEYE HAZIRIZ'
Suriyeli kadınların güçlü ve mücadeleci olduğunun altını çizen Cihan Muhhemed, "Bugün özgür ve rahat yaşayabiliyorsak, bunu verdiğimiz mücadeleye borçluyuz. Bu yeniden yaşansa, Tişrîn için yine bedel ödemeye hazırız. Yeter ki onurlu bir yaşam olsun" dedi.