Migros direnişi ışığında: Ücret
Didem Tütenk ve Hukukçu Gamze Yentür, ajansımıza yönelik saldırılara karşı başlattığımız Dayanışma Yazıları kapsamında yazdı.
Migros'un taşeron firması US Grup'a bağlı depo işçileri, %28'lik zam dayatmasına karşı 23 Ocak'ta direnişe başladılar. Direndikleri için 300'den fazla işçi 'Kod 49' bahanesiyle işten atıldı; ancak 14 Şubat günü verdikleri mücadele zaferle sonuçlandı. Günlerdir direnen Migros depo işçilerinin temel talebi ücretlerine %50 zamdı. Nedir peki grev meydanlarında ve sözleşme masalarında dilimizden düşürmediğimiz ücret; insanın hayatından verdiği saatlerin, tükenen ömrünün karşılığı nedir?
EMEK GÜCÜNÜN DEĞERİ
Emek ve sermaye ilişkisinde işçi emek gücünün maddileşmiş halidir. Emek gücü, işçinin üretebilme kapasitesidir. Emek gücü pazara gelen her meta gibi satın alan kişi tarafından kullanılır. Patron emek gücünü satın aldıktan sonra artık kullanım hakkı ona ait olduğu için posasını çıkarana kadar onu kullanmak ister. Metaların değeri ise toplumsal gerekli emek zaman ile belirlenir. Yani bir işçinin kendisinin ve ailesinin hayatta kalabilmesi ve sonraki gün çalışmaya devam edebilmesi, üreyip piyasaya yeni işçiler yetiştirmesi için gerekli olan beslenme, barınma, eğitim, sağlık gibi geçim araçlarının toplumsal değeridir. Yani kapitalist işçiye yaşaması için gereken alt sınırı verir, yarattığı değerin tamamını vermez. Örneğin, 8 saatlik bir işgününü ele alalım. Bu 8 saatlik iş gününün değeri 8 TL olsun. İşçi günlük olarak kendini üretebilmesi için gerekli ortalama emek zaman 6 saat olursa, geriye kalan 2 saat artı emek zaman olur. İşçiye kapitalist 6 saatlik gerekli emek zamanı öder. Fakat bu ödemeyi 8 saatlik işgününe eşitmiş gibi yapar. Aradaki 2 saatlik artı emek zaman kapitalistin cebine girer. İşçi sınıfı ile sermaye arasındaki mücadele alanı bu artı emek zamandır. Güç dengesine göre emek sepeti ya genişler ya da daralır. Tıpkı Migros direnişinde olduğu gibi işçiler ve burjuvazi arasında kıran kırana bir mücadele söz konusu olur.
YÜZDE 28 DAYATMASI EMEK YAĞMASIDIR
Migros'un taşeronu US Grup'un dayattığı %28 zam, gerçek enflasyonun çok altında kalarak işçiyi gerekli emek sınırının altına itmeye çalışmıştır. Bu sömürünün yağma biçimindeki halidir. Ülkenin ucuz iş gücü cenneti haline gelmesi, yüksek enflasyon ile işçi sınıfı artık barınmasını bile karşılamakta zorlanır hale geldi. Bir asgari ücret kadar ev kirası ödemek zorunda kalan işçi sınıfının bu kadar düşük zam ile bırakalım kendini yarına yenileyecek gücü bulmasını, ölmemesi bile tabiri caizse mucizedir. Bunun tam tersi yerinden iyice merkezileşen sermaye servetine servet katmaya devam ediyor. Üretime katkısı olmayan burjuvazinin sürdüğü her sefa da işçinin bedeninden çalınan güç, ömründen koparılan zaman ve ciğerinden çekilen nefestir. Bu sebeple Migros depo işçileri ile başlayan işçi direnişleri salt bir maaş artışı mücadelesi olarak değil, ücret ve kapitalizmi de bu bağlamda tartışma açısından önemlidir.
YALNIZ BAŞINA BİR HİÇ, SINIFINLA HER ŞEYSİN
Direnen Migros işçilerinin zaferi sınıf dayanışmasının son örneği oldu. İşin durdurulması, boykot çağrıları, market kasalarının durdurulması ve eni sonu kararlılık ile bu kez işçi sınıfı, iş günü açısından mücadelesinde bir mevzi kazanmış oldu. Bu kazanım, 'yapamayız' diyenlere bir cevap, 'nasıl yaparız' diyenlere ise pusuladır. Şimdi bu mevziyi genişletme, dayanışmayı büyütme zamanıdır.