Fatma İnce yazdı / Devrimci siyasete yönelik ciddi bir saldırı: "ESP operasyonu"
Tarihimizden, mücadele bilincimizden güç alıyoruz. Kürtlerin, işçilerin, ezilenlerin ortak mücadelesi ile faşizmin saldırılarına karşı duracağız ve direnişi büyüteceğiz. ESP yalnız değildir!
Sınıfsız, sömürüsüz bir dünya mücadelesi veren sosyalistler ve sömürgeciliğe karşı mücadele eden Kürt özgürlük hareketi, doğdukları ilk dönemlerinden beri egemenler tarafından hep ezilmek ve tasfiye edilmek istendi. 1921 yılında Türkiye Komünist Partisi'nin kurucusu Mustafa Suphi ve 14 yoldaşının Kemalist rejim tarafından katledilmesi, komünist önderlerin hapsedilmeleri, tüm çalışmalarına yönelik binbir türlü yasaklamalar, askerî faşist darbelerle devrimcilerin katledilmesi, yargısız infazlar, gözaltında kaybetmeler, komplolar, suikastlar, kontrgerilla faaliyetleri, hapishanelerde gerçekleştirilen katliamlar… Cumhuriyet tarihinin anti-komünist baskı ve sindirme faaliyetlerinin bazılarını böyle bir çırpıda sayabiliriz.
100 yılı aşkın bu tarihsel süreç içinde "devlet aklı" hep böyle işlemiştir. Bugün yaşadıklarımız, dün yaşanılanlarla özü itibarıyla aynıdır. Dönemden döneme değişiklik gösteren şey, hedef tahtasına oturtulan siyasi öznelerle, onlara yönelen saldırının biçimidir.
Hemen yakın dönemdeki, 2009 yılından itibaren Kürt hareketiyle ilişkili kişi ve kurumlara yönelik olarak gerçekleştirilen "KCK operasyonlarını" hatırlamakta fayda var. İktidar, demokratik siyaset alanına geniş çaplı baskı, gözaltı ve tutuklama politikalarını hayata geçirdi. Demokratik siyaset zeminindeki Kürt siyasetçilere veya Kürt özgürlük hareketine yakın duranlara karşı yoğun saldırıya geçti. Operasyonların başından beri yargı eliyle değil, Bakanlar Kurulu kararıyla planlanıp hayata geçirildiğini biliyoruz. Bu politikanın mimarlarından Yalçın Akdoğan’a göre, "KCK operasyonları 30 yıllık mücadelenin en önemli hamlesi" idi. Artık rutin ve yaygın olan gözaltı operasyonları, Kürt illerinde salı, batı illerinde perşembe sabahları gerçekleştiriliyordu. Yaşananlar hayatımızın öyle bir parçası hâline geldi ki gözaltına alınmayanlar, evi basılmayanlar "mücadele anlamında bende bir eksiklik mi var?" diye düşünür oldu. Örneğin o dönemki bir sendika kongresinde söz alan bir üyenin, "Acaba ben iyi bir mücadele yürütmedim mi? Bütün herkese gelindi, bana gözaltı için gelinmedi" şeklindeki mahcup cümlelerine tanıklık ediyorduk. Yıllara yayılan bu operasyonların başarıya ulaşamadığını bugünden net bir biçimde ifade edebiliriz.
Bugüne gelirsek, faşizmin kurumsallaşma süreci önemli bir aşamaya gelmiş durumda. Düzen içi-düzen dışı tüm muhalefet güçleri bastırılmaya çalışılıyor. Dünyada ve Ortadoğu'da şekillenen yeni dengelere göre egemenler kendi bekaları ekseninde yeni pozisyonlar alıyor.
Ezilenlerin Sosyalist Partisi'ne dönük 3 Şubat'ta gerçekleşen siyasi kırım operasyonu kapsamında gözaltına alınan 102 sosyalistin 77'si hakkında tutuklama kararı verildi. ESP'liler şimdiye kadar pek çok siyasi operasyon yaşadı. Dönem dönem gözaltılarla, tutuklamalarla siyasi faaliyetleri baskı altına alınmaya çalışıldı. Fakat 3 Şubat'ta gerçekleşen bu siyasi operasyonun kapsamı öncekilere göre çok daha boyutlu.
ESP, operasyon olmadan kısa üre önce, "uzun süredir sistematik biçimde hedef gösterildiklerini, günler öncesinden kendilerine yönelik baskı ve saldırılara zemin yaratılmaya çalışıldığını, üyelerinin hedef haline getirildiğini" kamuoyu ile paylaşmıştı. Bu açıklamalarının ardından siyasi parti, kadın, gençlik, işçi, ekoloji, basın alanında meşru mücadele yürüten çok sayıda ESP'li dostumuz gözaltına alındı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya bu operasyonu "MLKP silahlı terör örgütüne yönelik operasyonlarda 96 şüpheli yakalandı" diyerek kamuoyuna sundu. "Terörle mücadelemiz, yalnızca kolluk kuvvetlerimizin sahadaki operasyonlarıyla sınırlı olmayan; güvenlik, istihbarat, iletişim ve uluslararası iş birliğini kapsayan çok boyutlu bir çalışmaya dayanır. Ülkemizin her bölgesinde huzuru ve istikrarı sağlamak için mücadelemizi sürdürüyoruz" sözleri de bu saldırının çok boyutluluğuna işaret ediyor. Yine kısa bir süre önce Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Katar'ın Al Jazeera kanalında verdiği röportajda "Suriye’de SDG’nin kontrolündeki bölgede Türk sol örgütlerinin üyelerinin olduğunu, bunları ortadan kaldıracaklarını" söyledi. Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere operasyonun amacı, bir yanıyla "terörsüz Türkiye" sürecinde bir başarı hikâyesi yazarak güç gösterisinde bulunmak, bir yanıyla da hem Ortadoğu'da hem de ülkemizde Kürtlerle ortak mücadele içinde olanları tehdit altına almak.
Saray rejiminin, derinleşen ekonomik kriz, işsizlik, pahalılık, yoksulluk, kadın cinayetleri, doğanın talanı ve emek sömürüsü karşısında toplumsal muhalefeti susturmayı hedeflediği açık. ESP'ye yapılan siyasi operasyonun bu boyutu da var. Dahası devrimci dinamikleri ezmeye çalıştığı, Kürt siyasi hareketini tasfiye etmeyi amaçladığı çok daha yoğun bir saldırı sürecinin içindeyiz.
Yazının kaynağı;
https://www.karsimahalle.org/2026/02/08/devrimci-siyasete-yonelik-ciddi-bir-saldiri-esp-operasyonu
İşçi sınıfının, Alevilerin, Kürtlerin birlikte mücadelesi, siyasi iktidarın büyük kâbusu. Bu yüzden de sınıfla bağ kurma çabası olan, Kürt özgürlük hareketiyle ortak mücadele zeminlerinde yer alan sosyalistler öncelikle hedef alınıyor. Suriye'de son yaşanan gelişmelerden de biliyoruz; Saray rejimi Ortadoğu'da nasıl kolu kanadı kırılmış bir Kürt halkı istiyorsa, ülkemizde de Kürtleri, Alevileri, işçileri, kadınları, gençleri, örgütsüz, parçalanmış, yalnız ve güçsüz bırakmak istiyor. Bugün yapılan operasyonlar bunun için.
Ancak bilinmelidir ki bu baskılar, tehditler siyasi operasyonlar, gözaltılar, tutuklamalar, bizleri sosyalistleri, devrimcileri, Kürt siyasi hareketini sindiremez. Tarihimizden, mücadele bilincimizden güç alıyoruz. Kürtlerin, işçilerin, ezilenlerin ortak mücadelesi ile faşizmin saldırılarına karşı duracağız ve direnişi büyüteceğiz. ESP yalnız değildir!