Haber Analiz / OVP gölgesinde Ocak zamları: İzmir'de sermayenin ortak saldırısı
Bu haber analiz, Kızıl Bayrak Gazetesi tarafından ajansımızla dayanışmak amacıyla hazırlanmıştır.
İzmir'de ocak ayı zamları dönemi büyük ölçüde geride kaldı. Ekonomik kriz ve hayat pahalılığı karşısında ocak ayını bekleyen işçiler açısından ortaya çıkan tablo, tek tek patronların tercihleriyle açıklanamayacak kadar bütünlüklüdür. Açıklanan zam oranları, imzalanan toplu sözleşmeler ve dayatılan düşük ücretler, sürecin işçinin yaşam koşullarına göre değil sermayenin toplam hedeflerine göre şekillendiğini açık biçimde gösterdi. Bu çerçeveyi belirleyen temel eksen ise Orta Vadeli Program (OVP) oldu. OVP'nin ücretleri baskılayarak enflasyonu kontrol altına alma iddiası, gerçekte alım gücünü bilinçli biçimde aşağı çekme ve krizin faturasını emekçilere ödetme programıdır. Ücret zamlar üzerinden belirlenen yüzde 28'lik sınır bu nedenle teknik bir oran değil, siyasal bir baraj anlamı taşıyor.
İzmir'de yaşananlar bu barajın nasıl işletildiğini somut biçimde ortaya koyuyor. Asgari ücrete yapılan sefalet zammı, Çiğli AOSB'deki büyük işletmeleri bu oran etrafında birleştirdi. Bakioğlu Holding'e bağlı işletmelerde yüzde 14 gibi son derece düşük bir oran açıklanırken, Norm Holding bünyesindeki fabrikalarda parçalı ve kişiye göre değişen uygulamalarla zamlar yüzde 5'ten başlayıp ortalama yüzde 20–25 bandında tutuldu. Bu durum yalnızca düşük artış anlamına gelmiyor, aynı zamanda ücret politikasının bilinçli biçimde bireyselleştirilerek ve işçileri bölerek, işçilerin ortak tepki üretme zeminini zayıflatma stratejisini de gösteriyor.
Metal sektöründe, MESS kapsamındaki CMS, Nemak, Habaş, İDÇ, Ege Fren, Grup Atlentic, ZF ve MESS'e bağlı diğer birçok fabrikada sözleşmenin yüzde 28'e bağlanması, OVP barajının en açık ifadesi oldu. MESS'ten ayrılan Totamak'ta yüzde 21 zam dayatması ise sermayenin mevcut tabloyu daha da aşağıya çekme eğilimini gözler önüne serdi. MESS çerçevesinin dışına çıkıldığında dahi sonuç değişmiyor, yalnızca yöntem farklılaşıyor. Bu, sermaye blokunun kendi içinde rekabet ederken ücretler ve işçiler söz konusu olduğunda aynı rakamları dayattığını ve OVP'ye uyumunu gösteriyor.
Aliağa Gemi Söküm'de yüzde 18–20 bandında kalan zamlar ve 3 bin 300 TL beklentiye karşı 2 bin 600-2 bin 900 TL'de tutulan yevmiyeler başka bir yansıma olarak karşımıza çıkıyor. Üretim durdurma eğiliminin işçiler arasındaki bölünme nedeniyle geri düşmesi ise örgütsüzlüğün nasıl kilit bir rol oynadığını da ortaya koydu. Aliağa metal sektöründe Kocaer'de yüzde 25'lik artışla ortalama ücretlerin 60 bin sınırına gelmesi, enflasyon karşısında maaşlardaki kaybı gizleyemedi. Üstelik zam sürecine işten atmaların eşlik etmesi, bunun küçülme adı altında yapılması, ücretlerin düşürülmesi ile işten atma tehdidinin birlikte işletildiğini gösteriyor.
Bir dönem MESS kapsamında yer alan Mitaş, MESS'ten ayrılarak kendi içinde sözleşme sürecini ilerletti. Taslakta talep edilen artışlar, sosyal haklarda iyileştirmeler ve özel sağlık sigortası beklentisi, imzalanan yüzde 32'lik sözleşmeyle büyük ölçüde geri çekildi, yan hakların yerinde sayması nedeniyle sonuç fiilen MESS düzeyine sabitlendi. Geçmiş dönemde üretim durdurarak hak kazanan öncü işçilerin işten atılması ise bugün tepkilerin eyleme dönüşmemesinde belirleyici oldu. Sermaye yalnızca ücretleri değil, mücadele kapasitesini de hedef aldı.
Ege Serbest Bölge'de Hugo Boss, Roy Robson, Eldor ve Tema Med'de zam oranlarının yüzde 25–28 bandında buluşması, "bölgenin devleri"nin ücret politikasında sessiz bir uyum içinde hareket ettiğini gösteriyor. Tekstilde Narkon ve Altınyıldız'da ücret zamlarının yüzde 31–35 bin bandına sıkışması, tekstil sektöründe ücretlerin bilinçli biçimde dipte tutulduğunu ortaya koyuyor. Buna karşılık bir yıl süren sendikalaşma ve direnişin ardından DIGEL'de yüzde 40'lık artışın elde edilmesi, örgütlü mücadelenin maddi sonucunu gösterdi. Serbest Bölge'de diğer fabrikalarla araya konan yaklaşık 10 puanlık fark, direnişin yarattığı basıncın ürünü oldu.
Tepkilerin cılız kalmasının arkasında ise yaygın işten atmalar, artan baskı, mobbing ve en önemlisi de işçilerin örgütsüz olması yer alıyor. Gemi Söküm'de akrabalık ilişkilerinin yaygınlığı ve patronların belli işçilere statü vererek yarattığı bölünmeler mücadeleyi zorlaştırıyor. Çiğli AOSB, Aliağa Demir Çelik, Ege Serbest Bölge ve Gemi Söküm örnekleri ise, tabana dayalı komite türü örgütlenmelerin olmaması işçiler içerisinde büyüyen öfkenin ortak güce dönüştürülmesini zora soktuğunu gösteriyor.
Bütün bu tablo birlikte ele alındığında, İzmir'de Ocak zamlarının bölge, sektör ve fabrika fark etmeksizin aynı ekonomik ve siyasal program doğrultusunda uygulandığını ortaya koyuyor. OVP'nin koyduğu ücret barajı, alım gücünü baskılayarak krizin yükünü emekçiye yıkma mantığının somut ifadesi. Patronlar zam oranlarında birleşirken işçilerin örgütsüz ve dağınık kalması, saldırı programının uygulanmasını kolaylaştırıyor. Ortak tutum ve talepler, örgütlü direniş ve fiili-meşru mücadele olduğunda ancak bu baraj aşılabilir. Dolayısıyla mesele yalnızca bir zam oranı değil, sınıfsal güç meselesi. Krizin faturasının kime kesileceği sorusunun cevabı da tam olarak burada düğümleniyor. Zira, ya işçi sınıfının örgütlülük ve mücadele düzeyi güçlendirilerek çok yönlü saldırılar geri püskürtülecek ya da kapitalistler krizin faturasını çeşitli yol ve yöntemlerle emekçilere kesmeye devam edecek.