SEÇTİKLERİMİZ / Cemil'in manifestosu - Mehmet Horuş
3 Şubat günü 22 ili kapsayan, ESP'ye yönelik siyasi bir operasyonla yüzden fazla sosyalist gözaltına alındı. Cemil Aksu ve Polen Ekoloji'den dostlarımızın da aralarında bulunduğu yetmişten fazla kişi takip eden günlerde tutuklandı.
Türkiye'de ekoloji mücadelesi içinde yer alan hemen herkes Cemil'i mutlaka bir mücadele alanından tanır. Hopalı bir sosyalist olarak bu ilk tutuklanması değil. 1996 yılından itibaren yaşadığı sekiz yıllık cezaevi döneminin ardından HDP Hopa İlçe Eş Başkanı olarak 2017 yılında da tutuklanmıştı. Cerattepe mücadelesinden, Yeşil Yol'a, Akbelen'den Akkuyu'ya kadar ekoloji mücadelesinin olduğu her yere koşan bir arkadaşımızdan söz ediyoruz.
Cemil, üstlendiği politik iddiaları kişisel tarihiyle birleştirebilen ender insanlardan biridir. Ekoloji mücadelesi ile sınıf mücadelesini buluşturmak gibi zor bir işe girişti. Bir yandan ekoloji mücadelesindeki burjuva çevreci akımlarla tartışırken, diğer yandan Marksizm içindeki güçlü ekolojik damarı sosyalistlere izah etmeye çabaladı. Bu hiç kolay bir iş değil. Özellikle son dönemdeki "emekoloji" çalışmalarıyla bu alanda önemli deneyimin parçası oldu. Polen Ekoloji Kitaplığı'nın editörlüğünü yürütürken, Marmaris'teki inşaat işçileri arasında bu birlikteliğin taşları döşeniyordu. Sosyalist hareket ile ekoloji mücadelesi arasındaki makası kapatmaya dönük çabalarına eminim şu anda zor cezaevi koşullarında da okuyup yazarak devam ediyordur.
"Türkiye'de Kapitalizmin Ekolojik Tarihi / Tabiata Tahakküm ve Direniş" adlı kitabının henüz dağıtımı başlamışken tutuklandı. Kitap tanıtımında; "'Çevre sorunu'nu, 'insan faaliyetlerinin çevre üzerinde yarattığı tahribatlar' olarak tanımlayan liberal tezin aksine, 'insan faaliyetleri'nin tarihsel bir biçimi olan kapitalist üretim ilişkileriyle ortaya çıkan bir sorun olduğunu savunuyorum!" diyordu. Bu son kitabı, moda olmaya başlayan herhangi bir çevresel tarih çalışmasının ötesinde bir içeriğe sahip. Aslında bir tarih kitabı yazması tesadüf değil. "Marksist bir ekoloji hareketi için" tarihe başvurmadan olmazdı.
Bu noktada Komünist Manifesto'nun Cemil ile birlikte gözaltına alınmasında garip bir tutarlılık var. Kapitalizmin günümüzde yol açtığı ekolojik yıkımın nedenlerini kavrayabilmek için 1848'de yapılan bu çağrıya her seferinde dönüp yeniden bakmalıyız. Marx ve Engels'in Manifesto'dan önce, yolun başındayken; Alman İdeolojisi'nde belirttiği gibi; "Biz, yalnız tek bir bilim tanıyoruz, o da tarih bilimidir. (…)Tarihi, doğa tarihi ve insanların tarihi diye ikiye ayırabiliriz. Bununla birlikte, bu iki yön birbirinden ayrılamazlar; insanlar var oldukça, insanların tarihi ve doğanın tarihi karşılıklı olarak birbirlerini koşullandırırlar." Cemil, verdiği röportajda bir tarihçi ya da iktisatçının bu işi daha iyi yapacağını söyleyerek tevazu gösterse de, kitabı şimdiden önemli bir boşluğu doldurmaya başladı. Kitap, akademik bir eksikliği gidermekten ziyade, gerçek hareketin yani yaşayan tarihin ihtiyaçları için nereye bakılması gerektiğini gösteren, kıymetli ve sahici bir değer taşıyor. Türkiye sosyalist hareketinin yeşil hareketle, hatta genel olarak politik ekoloji akımlarıyla arasındaki mesafe düşünüldüğünde, bunun hem zor hem de riskli bir görev olduğu anlaşılır.
Komünist Manifesto'nun yazıldığı dönemde iklim krizi, nükleer yok oluş tehdidi veya kentlerimizi saran susuzluk sorunu yoktu. Ancak ekolojik kriz derinleştikçe gezegen düzeyindeki risklerin kapitalist üretim ilişkilerinin dolaysız sonucu olduğu daha açık görülüyor. Ayrıca bu krizden en çok ezilenlerinin etkilendiğine ve ekoloji mücadelesinin giderek daha fazla sınıfsal bir karakter kazandığına tanık oluyoruz. Kapitalizme karşı politik tutum alışlarda ekolojik boyut artık üst sıralarda yer buluyor.
Bu yaşananlar arasında TBMM'de Tülay Hatimoğulları'nın DEM Parti Eşbaşkanı olarak Komünist Manifesto'yu eliyle kaldırarak konuşmasının iki nedeni var. İlki, Manifesto'nun İncil'den sonra dünyada hala en çok okunan kitaplardan biri olarak sahip olduğu meşruiyet. İkincisi ise kapitalist sömürü ve yıkıma karşı yaptığı çağrının güncelliği. Buna bir üçüncüsünü de ekleyelim: Ekoloji mücadelesinin toplumsal ve siyasal mücadelede giderek daha büyük bir itici güç haline gelmesi. Komünist Manifesto, sosyalizmin tarihsel yenilgisinin ağırlığından sıyrılarak bir ekolojistin evinden meclis kürsüsüne taşındı.
Cemil'den, bütün bu olanlara dair çok daha ayrıntılı ve isabetli değerlendirmeleri bir an önce yüz yüze dinlemeyi umuyorum. Yazdıklarım, sadece bir dost selamı.
Kaynak;
https://ilketv.com.tr/cemilin-manifestosu/