Özlem Göner yazdı / ABD solunun enternasyonalizmle imtihanı
Amerika Demokratik Sosyalistleri (Democratic Socialists of America) gibi örgütler ABD içindeki sınıf mücadelesini haklı olarak merkeze koymaktadır. Ancak kapitalizm eleştirileri çoğu zaman yeterince enternasyonalist değildir; erken sömürge fetihlerinden 18. yüzyıl sonundaki krizlere ve oradan yeni sömürgeleştirme dalgalarına ve nihayet biçimsel emperyalizme uzanan süreçte kapitalist birikimi şekillendiren küresel dinamikler yeterince vurgulanmaz.
Bu yazının başlığı oldukça iddialı: ABD Solu. Elbette bu geniş terimin içine çeşitli örgütler, ideolojiler ve oluşumlar giriyor. Bu yazıda bu örgütlerin tarihini ve bugünkü durumunu kapsamlı biçimde ele almak mümkün olmasa da amacım ABD Solu'na dair görece sadeleştirilmiş bir çerçeve üzerinden enternasyonalizm meselesini ve onun açmazlarını tartışmak. Bu çerçeve, ABD Solu'nun farklı kesimleri arasında gözlemlediğim bir ikilem üzerine kurulu. Bu ikilem, kapitalizm ve sınıf meselelerinin emperyalizm meselesinden koparılmasıdır. Bu kopuş, Solun bazı kesimlerini uluslararası mücadelelerden uzaklaştırırken; diğer kesimler ise emperyalizmi küresel kapitalizm analizinden yoksun jeopolitik bir anlayışla ele almakta.
Amerika Demokratik Sosyalistleri (Democratic Socialists of America) gibi örgütler ABD içindeki sınıf mücadelesini haklı olarak merkeze koymaktadır. Ancak kapitalizm eleştirileri çoğu zaman yeterince enternasyonalist değildir; erken sömürge fetihlerinden 18. yüzyıl sonundaki krizlere ve oradan yeni sömürgeleştirme dalgalarına ve nihayet biçimsel emperyalizme uzanan süreçte kapitalist birikimi şekillendiren küresel dinamikler yeterince vurgulanmaz. Kapitalizm ulusal sınırlar içinde olgunlaşmadı; kölelik, kaynakların talanı ve topraksızlaştırma yoluyla genişledi. Bu süreçler, Vladimir Lenin'in teorize ettiği biçimiyle emperyalizme—tekelci sermaye, finans kapital ve dünyanın büyük güçler arasında paylaşımıyla karakterize edilen kapitalizmin en yüksek aşamasına—vardı. Güçlü bir sosyalist analiz, bu nedenle, ülke içindeki sınıf sömürüsünü Küresel Güney'de emeğin aşırı sömürüsüyle, ABD içindeki ırksallaştırılmış emek rejimleriyle ve süregiden yerleşimci-sömürgeci oluşumlarla birlikte düşünmelidir.
* Özlem Göner, Doçent, New York Şehir Üniversitesi (CUNY)
Öte yandan, program ve örgütlenmelerinde emperyalizmi merkeze alan kimi grup ve örgütler ise bu meseleyi çoğunlukla jeopolitik bir mercekten ele almaktadır—özellikle ABD dış politikasına ve bu politikanın ana akım medyada nasıl çerçevelendiğine odaklanan dar bir mercekten. Bu yaklaşım, emperyalizmi küresel kapitalizmin yapısal bir unsuru olarak tarihsel derinliğiyle analiz etmekten ve ABD dışındaki kapitalist dinamiklere dikkat göstermekten yoksundur. Sosyalizm ve Özgürlük Partisi (Party for Socialism and Liberation) ve Halk Forumu (The People's Forum) gibi örgütler ile Filistin mücadelesi etrafında yoğunlaşan çeşitli daha küçük oluşumlar bu eğilimi örneklemektedir. Kuşkusuz ABD, merkezi emperyalist güç olmaya devam etmektedir ve mevcut konjonktürde emperyal müdahale kapasitesini ürkütücü düzeylere taşımıştır—Filistin'deki soykırıma koşulsuz desteğinden Venezuela'ya yönelik saldırgan müdahalelere ve İsrail'le birlikte İran'a karşı açtığı savaşa kadar. Bu nedenle ABD Solu'nun önemli bir kesiminin anti-emperyalist siyaseti ABD savaş ve müdahalelerine ilkesel karşıtlık üzerinden kurması anlaşılırdır.
Ancak bu gerekli karşıtlık, çoğu zaman emperyalizm ve küresel kapitalizme karşı mücadeleleri anlamanın tek analitik merceğine dönüşmektedir. Böylece küresel kapitalizmin yapısal ve tarihsel analizi geri plana itilir; emperyalizm, sömürgecilik ve emperyal müdahalelerle şekillenmiş karmaşık ekonomik ve sınıfsal ilişkiler bütünü olarak ele alınmak yerine, devletler arasında kurulan basit bir "Batı'ya karşı Batı-dışı" karşıtlığına, yani kimlik temelli bir jeopolitik ayrışmaya indirgenir. Sermaye birikiminin nasıl işlediğine, sınıf ilişkilerinin nasıl kurulduğuna ve küresel kapitalist sistemin maddi dinamiklerine bakılmadığında ise, kendi ülkelerinde Sol alternatifleri bastırmış, muhalefeti tasfiye etmiş ve buna rağmen küresel (neoliberal) kapitalist sisteme eklemlenerek iktidarlarını sağlamlaştırmış otoriter rejimler, yalnızca ABD ile yaşadıkları gerilim nedeniyle "doğal" anti-emperyalist aktörler ya da ABD'nin kendiliğinden karşıtları olarak sunulur.
ABD ile jeopolitik gerilim içinde tanımlanan İran'da İslam Cumhuriyeti gibi, kendi baskıcı yapıları ve küresel kapitalizmle eklemlenmişlikleri göz ardı edilerek fiili anti-emperyalist aktörler olarak kurulur. Bu devletler içindeki sömürgeleştirilmiş ve ezilen halkların, işçi sınıflarının, kadınların, muhaliflerin ve siyasi tutsakların mücadeleleri yalnızca geri plana itilmez; sıklıkla ABD propagandasının araçları olarak damgalanır. Bu yaklaşımın örtük ve trajik senaryosu şudur: Eğer mücadeleleri emperyal güçler tarafından araçsallaştırılabilecekse, sömürgeleştirilmiş dünyadaki ezilen halkların yaşam, özgürlük ve onur için mücadele etme hakkı yoktur. Sonuç, olumlamasız bir inkâr siyasetidir: müdahaleye karşı çıkarken özerk kurtuluş mücadelelerine destek sunmayan bir siyaset.
Emperyalizm yalnızca devletler arası çatışmalar yoluyla işlemez; aynı zamanda Solu bölerek ve küresel kapitalizme karşı özgürleştirici alternatifleri tasfiye ederek de işler. İdeolojik ve siyasal düzlemde, Batı saldırganlığının hedefi haline geldiklerinde diktatörlerin şehitlere dönüştürüldüğü trajik bir sahne üretir—iktidarlarını baskı, hapis ve sömürgeleştirilmiş halkların, işçi ve kadın hareketlerinin ezilmesi üzerine kurmuş liderler, ölümünden sonra egemenliğin kahraman sembolleri olarak yeniden kurgulanır.
ABD ve dünya solunun elzemle ihtiyacı olan emperyalizmi küresel kapitalizmin dinamiklerine sağlam biçimde yerleştiren, yerel ve uluslararası mücadeleleri tutarlı bir çerçevede birbirine bağlayan, devrimci anti-emperyalist bir enternasyonalizmdir.