21 Temmuz 2024 Pazar

ÖDAV İstanbul Baro Başkan adayı Uçar: Hak arayışında öncü görevimizi yerine getirmeliyiz

İktidarın bugün "kendi avukatını" yaratmaya çalıştığının altını çizen ÖDAV İstanbul Barosu Başkan adayı Avukat Sezin Uçar; avukatlık mesleğine yönelik saldırıya karşı güçlü bir direniş ve mücadele yürütülmediği takdirde hak ve özgürlükler politikasında temel bir özne olabilecek avukatlık mesleğinin icra edilemeyeceğini vurguladı.

Avukatlık mesleği, özgürlükler politikasının temel öznelerinden biri. Ancak iktidarın "kendi avukatını" yaratma politikası nedeniyle avukatlık mesleği büyük bir tehdit altında. Öyle ki müvekkillerinin yargılandığı davalarla ilişkilendirilerek çok sayıda avukatın dosyaya bakması engelleniyor, haklarında devam eden soruşturmalar gerekçesiyle birçok avukatın ruhsatı verilmiyor ya da gasp ediliyor.

Avukatlık mesleğinde yaygınlaşan işçi avukat-patron avukat hiyerarşisi nedeniyle stajyer, işçi ve genç avukatlar emek sömürüsüne maruz kalırken; kadın avukatlar ise hem cinsiyetçiliğe hem de emek sömürüsüne uğruyor. Yaşanan sorunlara ilişkin ise baroların önleyici herhangi bir girişimi söz konusu değil.

Özgürlükçü Demokrat Avukatlar (ÖDAV) İstanbul Baro Başkan adayı avukat Sezin Uçar, avukatlık mesleğine, avukatlık haklarına yönelik saldırıların çözümü için daha etkin bir baronun ihtiyaç olduğunun altını çizdi. Sorularımızı yanıtlayan avukat Uçar, avukatların önce kendi haklarına sahip çıkması gerektiğini vurguladı.

Avukatların itirazlarına rağmen çoklu baro düzenlemesi yapıldı. Bu düzenleme neler getirecek, ne gibi sonuçlar ortaya çıkacak değerlendirebilir misiniz?
Çoklu baro düzenlemesi geçen Haziran ayında Meclis'te güçlü bir itiraza rağmen yasalaşmış oldu. Burada Türkiye'deki bütün baroların, yani ayrımsız ve istisnasız olarak tüm baroların buna itiraz etmiş olması ve buna rağmen Meclis'teki çoğunluğa güvenerek düzenlemenin yapılmış olması önemli. Tüm baroların itirazına rağmen yasalaşmış olması bu düzenlemenin gayrimeşruluğunu ortaya koyuyor.

Bunun sonucunda sayıları beş binin üzerinde olan kentlerde iki binin üzerinde avukatın bir araya gelmesiyle baroların kurulmasına izin verildi.

Barolar seçimleri pandemi bahanesiyle ertelendi. Bunun en önemli nedenleri nelerdir?
Buradan şunu bir kez daha vurgulayalım. Türkiye'deki pek çok kentteki baronun genel kurulu hem İçişleri Bakanlığı genelgesi hem de Tasarruf Kurulu'nun tavsiyesi doğrultusunda il ve ilçe sağlık kurullarından çıkan kararla engellenmiş oldu. Ama bugün sadece avukatlar değil yurttaşların tamamı pandemi koşullarının bir bahane olduğunu anlamış durumda. Başta AKP kongreleri olmak üzere çok çeşitli şekillerde insanlar bir araya geliyor. Kaldı ki hayat ve çalışma şartları pandemiye rağmen devam ediyor. İşçiler, emekçiler işe gitmek zorunda. Bu koşullarda pandemi bahanesiyle baroların genel kurullarının ertelenmesini hukuka aykırı buluyoruz. Yani siyasi iktidarın kendi çıkarları için pandemi koşullarını bahane ettiğini söyleyebiliriz.

Burada bir diğer husus da Türkiye Barolar Birliği'nin (TBB) mevcut yönetiminin ve mevcut başkanının görev süresinin de fiilen uzatılması. Çünkü kentlerdeki barolar kendi genel kurullarını tamamlamadığı zaman TBB'ye yeniden delege gönderilemiyor ve TBB'de bir seçim süreci genel kurul süreci gerçekleştirilemiyor. Fiilen aslında TBB'ye başkanlık eden Metin Feyzioğlu ve yönetiminin görev süresinin de uzaması anlamına geliyor.

Yeni kurulacak baroların TBB'ye delege üyeliği nedeniyle seçimlerin ertelendiğine dikkat çektiniz. Önümüzdeki günlerde bir seçim süreci var ve siz de adaysınız. Seçimlere ilişkin neler söyleyebilirsiniz?
İstanbul Barosu'nun genel kurulu geçen Ekim ayında yapılacaktı. Rutin olan ve Avukatlık Kanunu'yla belirtilen tarih her çift sayılı yılların sonunda yapılması. Ama İstanbul Barosu'nda pandemi gerekçeyle yapılamadı. İstanbul Barosu bununla ilgili anlamlı bir politika yürütememiş oldu. Yani sadece bu genelgeye karşı hukuki başvuru yollarını kullanmakla ve durumu kayıt altına almakla yetindi. Ama bu hukuksuzlukla mücadele edebilmek için güçlü bir eylem ve etkinlik programına ihtiyaç vardı.

Biz avukatlar olarak şunu söylüyoruz; kendi hakkımıza sahip çıkamazsak hakkını savunmakla yükümlü olduğumuz vatandaşların haklarına hiçbir zaman sahip çıkamayız. Hak arayışlarında öncü görevimizi yerine getiremeyiz. Bunu defalarca söyledik. İstanbul Barosu başkanı ve yönetimiyle yaptığımız tartışmalarda bunu defaatle dile getirdik. Ama maalesef İstanbul Barosu bu hukuksuzluğa bir karşı koyuş gerçekleştirmedi. Genelgede ne söyleniyorsa bunları fiilen kabul etmiş oldu.

Sadece bir açıklama yaptılar, eleştirdiler. Hukuksuzluğu kayıt altına almakla yetinmek dünyanın ikinci büyük barosu olmakla övünen İstanbul Barosu bakımından düşündüğünüzde son derece yetersiz bir politika.

En son İstanbul Barosu Haziran ayı içinde genel kurulları yapmış olmayı dilediğine yönelik dilek ve temenniden öteye geçmeyen bir açıklama yaptı. Burada çok açık bir hukuksuzluk var. Bu hukuksuzluğa karşı tüm avukatların dahil olduğu bir eylem ve etkinlik programına ihtiyaç var. Ama maalesef İstanbul Barosu bunu yapmaktan hala imtina ediyor.

Dönem dönem sosyal medyaya yansıyor. Mesleğe yeni başlayan genç avukatlar, işçi avukatlar, stajyer avukatlar ve kadın avukatlar sorunlarını paylaşıyor. Kadın, genç, işçi, stajyer avukatlar ne tür sorunlar yaşıyor?
Bugün genç avukatların en çok karşılaştığı sorunların başında elbette ekonomik sorunlar geliyor. Pek çok avukat arkadaşımız ekonomik sorunlar nedeniyle yaşamını sona erdirmeyi tercih etti. Yine avukatlık mesleğinde emperyalist küreselleşme koşullarının yarattığı bir sermayeye entegre olma durumu söz konusu ve mesleğin işçileşmesinden söz ediyoruz. Bugüne kadar aslında serbest bir şekilde icra edilen avukatlık mesleği çok büyük bir oranda; örneğin İstanbul'da avukatlık mesleğini yapanların dörtte üçünü kapsayacak şekilde, bir avukatlık ofisinde işçi avukat olarak çalışarak icra edilir hale geldi.

Baroların ve TBB'nin buna karşı bir politikası ya da bu sorunla ilişkilenme pratiğinin olması gerekiyor. Ama bakıyoruz işçi avukatların sosyal ve ekonomik hakları bakımından yapılan hiçbir çalışma yok. Aksine bu gerçeklik büyük oranda reddediliyor. Yani meslek bundan yüz yıl önceki gibi serbest icra edilebilen, aslında ekonomik sorunları yaşamayan insanların bir mesleğiymiş gibi algılanıyor. Aslında öyle değil çok ciddi ekonomik sıkıntı yaşıyor avukatlar.

Üstelik sadece işçi avukatlar da yaşamıyor. Bir şekilde kendi ofisini açmış avukatlar da ekonomik kaygıları yaşıyor. Bir diğeri de yakın zamanda hayatını kaybeden meslektaşımız Ersin'in yaşadığı. Yetki belgesiyle avukatlık ofisinin işini yaptığı sırada haciz ofisinde borçlu tarafından öldürüldü. Pek çok avukat yetki belgesiyle bugün iş yapıyor. Doğrudan kendisi avukat-müvekkil ilişkisi kurmadığı kişilerin para karşılığında işlerini yapmak zorunda kalıyor. Ve bu tip sorunlarla karşı karşıya kalıyor. Bir can güvenliği sorunu da esasen mevcut. Ama Ersin'in yaşadığını bugün pek çok avukat başka şekillerde deneyimliyor. Belki yaşamını kaybetmiyor ama her gün mutlaka avukatlara dönük bir saldırı oluyor. Bunu da büyük oranda genç avukatlar yaşıyor.

Ek olarak kadın avukatların yaşadığı daha özel sorunlar var. Aynı zamanda işçi avukatlıkla da örtüşen işçi kadın avukatların yaşadığı ekstra sorunlar var. Kendisiyle aynı mesleği yapan kişiler tarafından emeği sömürülüyor. Aynı mesleği yürütüyor olsalar bile biri patron, biri işçi. Bu hiyerarşi cinsiyet eşitsizliğiyle birleştiği koşullarda kadın avukatlar bakımından hem cinsel sömürüye, hem de emek sömürüsüne yol açan sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz. Pek çok kadın avukat arkadaşımız aynı mesleği yürüttüğü işverenin tacizine uğruyor. Hatta tecavüze uğrayan meslektaşlarımız var. Hakkında yargılamaları tutuklu olarak devam eden avukatlar da var bu iddialarla ilgili olarak.

Kadın Hakları Merkezi kadın avukatların yaşadığı bu tür sorunlarla ilişki kurmuyor, İstanbul Barosu'nun da özel bir politikası yok. Kadın avukatların yaşadığı sorunlara ilişkin bir meslek iç tüzüğü hazırlanabilir, bu tip suçların engellenmesi bakımından ya da sosyal ekonomik hakların güvence altına alınması bakımından bazı kriterler olabilir. Tüm bunların yanı sıra bazı meslek içi eğitim seminerleri de verilebilir erkek avukatlara dönük. Bu tip durumlar karşısında etkili bir disiplin yönetmeliğine de ihtiyaç var. Ama maalesef bunlar da söz konusu değil. Dolayısıyla toplumda nasıl kadınlar ikinci bir cins olarak emek sömürüsünün yanında cinsel sömürüye maruz kalıyorsa kadın avukatlar bakımından da böyle bir sorun var maalesef.

Peki son olarak ne söylemek istersiniz?
Aslında hem çoklu baro düzenlemesi, hem kadın avukatların, işçi avukatların yaşadığı sorunlar birbiriyle çok bağlantılı. Ama sanki bu sorunlar farklı kulvardaymış gibi lanse ediliyor. Böyle olsun da isteniyor aslında. Bugün duruşmaya giren avukatın etek boyuna karışan zihniyetle çoklu baro sistemini yasallaştıran aynı zihniyet. Dolayısıyla mevcut siyasal iktidar kendi avukatını da yaratmak için bunu yapıyor.

Avukatların meslekleri nedeniyle haklarında soruşturma açılması, gözaltına alınmaları, devam eden davalardan dolayı yasaklanmaları hepsi aynı tekçi erkek egemen zihniyetin hukuk alanındaki yansımaları. Bunlara karşı ortak bir karşı koyuş ortak bir politika yürütmek gerekiyor. Yoksa yakın zamanda hak ve özgürlükler politikasında temel bir özne olabilecek avukatlık mesleği icra edilemeyecek.

Bugün ruhsat gaspları aslında pek çok genç avukat arkadaşların yaşadığı sorun. Haklarında soruşturma ve kovuşturma olduğu için ruhsatını alamayan meslektaşlarımız var. Bu da aslında yeni bir avukat profili yaratma amacının ürünü olarak karşımıza çıkıyor. Bunların hepsi birlikte değerlendirildiğinde daha farklı, daha güçlü ve daha etkin bir barolar oluşturabiliriz.