15 Ocak 2026 Perşembe

Eğitim Sen 2025-2026 eğitim öğretim yılının ilk yarısına ilişkin rapor yayımladı

Eğitim Sen, 2025-2026 eğitim öğretim yılının ilk yarısına ilişkin rapor yayımladı. Türkiye'de eğitimin mevcut durumuna dair kapsamlı bilgiler yer alan raporda, okul öncesinden ortaöğretime kadar öğrenci ve okul sayıları, öğretmen istihdamı ve çalışma koşulları, eğitim harcamaları, okullardaki fiziki olanaklar, çocuk işçiliği ve deprem bölgesinde eğitimin durumu gibi başlıkların yanı sıra, eğitimin bilimsel ve laik niteliğine ilişkin değerlendirmelere de yer verildi. Raporda, eğitimde var olan sorunların derinleştiğine dikkat çekildi.

Eğitim Sen, "2025-2026 Eğitim Öğretim Birinci Yarıyılında Eğitimin Durumu Raporu"nu Ankara'daki genel merkezinde düzenlediği basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaştı. Rapor Türkiye'de eğitim sisteminin mevcut durumuna ilişkin kapsamlı veriler ortaya koydu. Raporda, öğrenci sayılarından öğretmen istihdamına, eğitim harcamalarından okul öncesi eğitime, okullardaki fiziki koşullardan çocuk işçiliğine kadar birçok başlık altında derlenen bilgiler yer aldı. Rapora göre 2025/26 eğitim-öğretim yılının ilk yarısı, eğitim sisteminde uzun süredir varlığını koruyan yapısal sorunların devam ettiğini ve bu sorunların farklı alanlarda belirginleştiğini gösteren verilerle tamamlandı.

ÖRGÜN EĞİTİMDE ÖĞRENCİ VE OKUL DAĞILIMI
Raporda yer alan MEB örgün eğitim istatistiklerine göre Türkiye'de resmi ve özel okullar dahil olmak üzere örgün eğitimde yaklaşık 16 milyon 906 bin öğrenci bulunuyor. Toplam 74 bin 40 eğitim kurumu içinde devlet okullarının sayısı 59 bin 336, özel okulların sayısı ise 14 bin 700 olarak açıklandı. Rapora göre devlet okullarında öğrenim gören öğrenci sayısı 15 milyon 336 bin 143 iken, özel okullarda eğitim alan öğrenci sayısı 1 milyon 539 bin 579 oldu. Açık öğretimde öğrenim gören öğrenci sayısı ise 954 bin 777 olarak rapora yansıdı.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİMDE ÖZEL ÖĞRETİMİN ARTAN PAYI
Raporda okul öncesi eğitime ilişkin verilere de ayrıntılı biçimde yer verildi. Buna göre okul öncesi eğitimde toplam öğrenci sayısı 1 milyon 741 bin 314 olarak kaydedildi. Bu alanda 10 bin 383 devlet okulu ve 7 bin 271 özel okul faaliyet yürütüyor. Raporda, devlet okullarının oranının yüzde 59'a gerilediği, özel öğretimin oranının ise yüzde 41'e yükseldiği belirtildi. Ayrıca MEB istatistiklerinde "Toplum Temelli Kurumlar" olarak tanımlanan ve büyük bölümü Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı olan 4-6 yaş grubuna yönelik dini eğitim veren kurumların sayısının 6 bin 459'a çıktığı, bu kurumlardaki çocuk sayısının ise bir önceki yıla göre yüzde 33 artarak 163 bin 26'ya ulaştığı bilgisi paylaşıldı.

İLKOKUL, ORTAOKUL VE ORTAÖĞRETİMDE ÖĞRENCİ SAYILARI
Raporda, eğitim kademelerine göre öğrenci dağılımı da ayrıntılı biçimde yer aldı. Buna göre ilkokullarda 22 bin 980 devlet okulunda 5 milyon 358 bin 49 öğrenci eğitim görürken, 2 bin 119 özel okulda 346 bin 434 öğrenci öğrenim görüyor. Ortaokullarda ise 16 bin 649 devlet okulunda 4 milyon 729 bin 514 öğrenci, 2 bin 228 özel okulda ise 356 bin 376 öğrenci bulunuyor. Ortaöğretimde 9 bin 338 devlet okulunda 3 milyon 865 bin 1 öğrenci eğitim alırken, 3 bin 82 özel ortaöğretim kurumunda 509 bin 34 öğrenci öğrenim görüyor. Açık öğretim lisesine kayıtlı öğrenci sayısı ise 954 bin 777 olarak raporda yer aldı.

ÖĞRETMEN SAYILARI VE İSTİHDAM KOŞULLARI
Rapora göre Türkiye genelinde devlet ve özel okullarda toplam 1 milyon 187 bin 403 öğretmen görev yapıyor. Devlet okullarında çalışan öğretmen sayısı 993 bin 397 olarak belirtilirken, bu öğretmenlerin 64 bin 509'unun sözleşmeli statüde çalıştığı kaydedildi. Raporda, boş kadrolar bulunmasına rağmen uzun süredir genel idari hizmetler, teknik personel ve yardımcı hizmetler sınıfında memur alımı yapılmadığına dikkat çekildi. Bu durumun, okullarda taşeron ve geçici personel istihdamını artırdığı, yardımcı hizmetlerin büyük bölümünün İŞKUR aracılığıyla geçici sürelerle istihdam edilen personel eliyle yürütüldüğü ifade edildi.

ÖĞRENCİ BAŞINA EĞİTİM HARCAMALARI
OECD'nin 2025 "Bir Bakışta Eğitim" raporuna dayandırılan verilerde, Türkiye'de öğrenci başına yapılan eğitim harcamalarının OECD ortalamasının oldukça altında kaldığı belirtildi. Rapora göre ilköğretimde Türkiye'de öğrenci başına yıllık harcama 3 bin 914 dolar iken, OECD ortalaması 10 bin 812 dolar oldu. Ortaöğretimde Türkiye'de öğrenci başına harcama 3 bin 914 dolar olarak kaydedilirken, OECD ortalaması 11 bin 932 dolar olarak açıklandı. Yükseköğretimde ise Türkiye'de öğrenci başına yıllık harcama 7 bin 698 dolar, OECD ortalaması ise 15 bin 102 dolar olarak raporda yer aldı.

DİN ÖĞRETİMİNE AYRILAN BÜTÇE
Raporda yer alan bütçe verilerine göre Din Öğretimi Genel Müdürlüğü'ne ayrılan kaynaklar son yıllarda düzenli biçimde arttı. Buna göre 2020 yılında 10,1 milyar liranın olan bütçe, 2024 yılında 82,6 milyar liraya yükseldi. 2025'in ilk 9 ayında yaklaşık 53 milyar liralık artış yaşandığı, yıl sonunda bu rakamın 90 milyar liranın üzerine çıkmasının beklendiği bilgisi raporda paylaşıldı.

OKULLARDA TEMİZLİK VE HİJYEN SORUNLARI
Raporda, okullarda yaşanan temizlik ve hijyen sorunlarına da geniş yer ayrıldı. Rapora göre Türkiye genelinde 60 bini aşkın devlet okulunda yalnızca 49 bin 578 kadrolu temizlik personeli görev yapıyor. Yeterli personel görevlendirilmemesi nedeniyle birçok okulda ciddi temizlik sorunları yaşandığı, bazı okullarda ise hiç temizlik görevlisi bulunmadığı bilgisi aktarıldı.

ÇOCUK İŞÇİLİĞİ VE EĞİTİM DIŞINDA KALAN ÇOCUKLAR
Raporda, Türkiye'de yaklaşık 2,3 milyon çocuk işçi bulunduğu, 2025 yılı içinde 91 çocuğun iş cinayetlerinde hayatını kaybettiği bilgisi yer aldı. 2025 yılı itibarıyla 611 bin 612 çocuğun örgün eğitim dışında kaldığı, bu çocukların yaklaşık yarısının kız çocukları olduğu raporda belirtildi. Net okullaşma oranlarının okul öncesinden ortaöğretime doğru azaldığı da raporda paylaşılan veriler arasında yer aldı.

DEPREM BÖLGESİNDE EĞİTİMİN DURUMU
2023 depremlerinin ardından geçen iki yıla rağmen deprem bölgesinde eğitimin hala normalleşmediği, raporda vurgulanan başlıklar arasında yer aldı. Çok sayıda okulun yıkıldığı ya da hasarlı olduğu, öğrencilerin konteyner sınıflarda eğitim görmek zorunda kaldığı, eğitim emekçilerinin ise barınma ve ekonomik sorunlarla karşı karşıya olduğu ifade edildi.

ÖĞRETMENLERİN ALIM GÜCÜ
Raporda, 2025/26 eğitim-öğretim yılının ilk yarısında eğitim emekçilerinin alım gücünün ciddi biçimde düştüğü belirtildi. Buna göre Ocak 2025'te göreve yeni başlayan bir öğretmenin maaşıyla 10 çeyrek altın alınabilirken, Ocak 2026 itibarıyla bu sayının 7 çeyrek altına düştüğü bilgisi paylaşıldı. Raporda, norm fazlası öğretmenlerin resen atanmasının öğretmenler açısından mağduriyet yarattığına da dikkat çekildi. Raporda ayrıca yeterli atama yapılmaması nedeniyle yaklaşık 90 bin ücretli öğretmenin güvencesiz koşullarda çalıştırıldığı bilgisine yer verildi.

OKULLARDA ŞİDDET VAKALARI
Rapora göre 2025/26 eğitim öğretim yılının ilk yarısında okullarda şiddet olayları arttı. Öğretmen ve öğrencilerin can güvenliğinin risk altında olduğu, eğitim kurumlarında şiddetin yaygınlaştığı raporda yer alan başlıklar arasında bulundu.

‘EĞİTİMİN YAPISAL SORUNLARI DERİNLEŞİYOR'
Raporun sonuç bölümünde yer alan değerlendirmelere göre, 2025/26 eğitim-öğretim yılının ilk yarıyılında ortaya çıkan tablo, Türkiye'de eğitimin uzun yıllardır çözülemeyen ve giderek derinleşen yapısal sorunlarını bir kez daha görünür kıldı. Raporda, eğitim politikalarının piyasa ve din merkezli bir anlayışla, iktidarın siyasal ve ideolojik hedefleri doğrultusunda şekillendirilmesinin; öğrencilerin eğitim hakkına eşit biçimde erişememesi, bölgesel eşitsizliklerin artması ve eğitim emekçilerinin ağırlaşan çalışma koşulları gibi sorunları daha da büyüttüğü ifade edildi. 

Raporda, "Türkiye'de eğitimin gerçek anlamda bilimsel ve laik bir içeriğe sahip olduğunu söylemek mümkün değildir" denilerek, bilimin siyasal ve ideolojik amaçlarla kuşatılmasının hem bilimsellikten uzak olduğu hem de laik eğitimin önünde ciddi bir engel oluşturduğu vurgulandı. 

Raporda ayrıca, zorunlu din dersleri uygulamalarının uluslararası sözleşmelere ve AİHM ile Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen sürdürüldüğü belirtilirken, tüm eğitim kademelerinde çağdaş, bilimsel ve laik ilkelere dayalı bir yapının oluşturulmasının zorunluluğuna dikkat çekildi. Eğitimin parasız, eşit ve nitelikli bir kamusal hak olduğu hatırlatılan raporda, öğretim programlarının temel referansının akıl ve bilim olması gerektiği, protokoller yoluyla eğitimin dinselleştirilmesine son verilmesi gerektiği ifade edildi. 

Anadilinde eğitimin eğitim biliminin temel ilkelerinden biri olduğu vurgulanan raporda, dilsel ve kültürel çeşitliliğin yok sayılmasının toplumsal barışı zedelediği belirtildi. Okulların eğitim kurumu niteliğinden uzaklaştığı, öğrencilerin sınav merkezli bir sistem içinde sıkıştığı, öğretmenlerin ise düşük ücret, güvencesizlik ve angarya çalışmaya zorlandığı bir yapının sağlıklı nesiller yetiştirmesinin mümkün olmadığı kaydedildi.

Eğitim Sen hazırladığı raporun sonunda, çocukların eşit, özgür ve nitelikli bir eğitim alabilmesi ve tüm eğitim emekçilerinin insanca koşullarda, güvenceli biçimde çalışabilmesi için mücadeleye devam edeceklerini belirti.