Tutsak sendikacı Yurtsever: Sendikamız üzerinden sınıf dayanışması hedef alındı
İstanbul'da 3 Şubat siyasi kırım saldırısında tutuklanan ajansımız editörü Nadiye Gürbüz, aynı soruşturma kapsamında tutuklanan ve Marmara Kapalı Hapishanesi'ne konulan LİMTER-İş Sendikası Genel Başkanı İleri Devrim Yurtsever ile röportaj yaptı.
LİMTER-İş genel kurulunu kısa bir süre önce topladınız ve başkan seçildiniz. 50 yıllık sendika tarihinde daha önce başkanlarınız tutuklandı. Kongrenin hemen ardından tutuklanmanızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
25 Ocak 2026 tarihinde gerçekleştirdiğimiz sendikamızın genel kurulunda başkan seçilmemizden kısa bir süre sonra gözaltına alınıp tutuklandım. Benimle birlikte 6 sendika emekçimiz daha tutuklandı.
Bu saldırı sendikamız için yeni bir durum değil. Daha önceki dönemlerde de sendika emekçilerine yönelik gözaltı ve tutuklama saldırıları olmuştu. 2000'li yılların başında ücretleri ve sigortaları yatırılmayan işçilerle birlikte başlattığımız direnişte, genel başkanımız ve örgütlenme uzmanımızla birlikte işçi arkadaşlarımız gözaltına alınıp tutuklanmıştı.
2008'de iş cinayetlerine karşı "yaşama hakkı için greve çıktığımızda" yine genel başkanımız ve genel sekreterimiz gözaltına alınmış, greve katılımlarını engellemek için gün boyu herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin akşama kadar bırakılmamıştı.
Ben 2025 yılında "1 Mayıs'a katılmayı düşündüğüm" gerekçesiyle 29 Nisan 2025'te gözaltına alınıp tutuklandım. 7 Mart 1997'de sendikamızın eğitim uzmanı Süleyman Yeter gözaltına alınıp işkencede katledilmişti.
Ve onlarca gözaltı ve tutuklama saldırısıyla karşı karşıya kaldık. Bu bizim sendika olarak bedel ödemeden yürütülemeyecek sınıf sendikacılığına yaptığımız bir saldırıdır aslında ve bizim kadar onurlu ve doğru bir mücadele verdiğimizi göstermektedir.
Bu Genel Kurul'da biz sendikamız adına yeni bir adım atarak Genel Sekreterliğe kadın bir işçi arkadaşımızı, Beycan Taşkıran'ı seçmiştik. Kadın işçilerin sorunlarını ve gündemlerini sendikamızın temel çalışma alanlarından biri olmasını amaçladığımız bir dönemde Genel Sekreterimiz Beycan Taşkıran'ın da tutuklanmış olması hem sınıf mücadelesine hem de özelinde kadın işçilerin örgütlü mücadelesine bir saldırı olarak değerlendirilmelidir.
Tuzla, Yalova tersanelerinde, zincir market depolarında çalışan işçilerin haklarını savunuyorsunuz. İş cinayetleri temel mücadele alanınız. Genel Sekreter Beycan Taşkıran ve yönetim kurulu üyeleriniz tutuklandı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Depo işçilerinin sefalet zammına ve kötü çalışma koşullarına karşı direnişte oldukları, tersanelerde çalışan on binlerce taşeron işçisinin ücret zamlarının açıklanacağı bir dönemde tutuklanmamız, işçi sınıfının hak arama ve örgütlenme mücadelesine yönelik bir saldırıdır.
Aynı zamanda önceki dönemlerde sendikamızın genel başkanlığını ve genel sekreterliğini yapmış arkadaşlarımızın tutuklanması; geçmişten günümüze yarattığımız iş cinayetlerine karşı mücadeleye, taşeronlaşmaya, hak gasplarına karşı yürüttüğümüz mücadeleye ve sendikamızın tarihsel kazanımlarına yönelik bir saldırıdır.
Uluslararası ve yerli sermayeye peşkeş çekilen ve işçi önlemleri alınmadan çalıştırılan madenlerde yaşanan işçi katliamlarına, patronların ve siyasal iktidarın işçi sınıfını örgütsüzleştirme ve sendikasızlaştırma saldırılarına karşı grev ve toplu iş sözleşmesi mücadelesi veren sendikaların yılmaz destekçisi olan sendikamız üzerinden sınıf dayanışmasına yapılan bir saldırıdır.
Kadın özgürlük mücadeleleriyle, halkların eşitlik ve özgürlük talepleriyle, doğa ve hayvan hakları savunucularının mücadelesini, emekçi halkımızın demokrasi, özgürlük ve adalet taleplerini işçi sınıfının siyasal mücadelesi haline getirmeye çalıştığımızdan dolayı bu tutuklamalar yapılmıştır.
Gözaltı ve tutuklamaya emekçi kamuoyu, sendikaların tepkileri oldu. Bunlar yeterli mi, ne yapılmalı, mesajınız nedir?
Öğrenebildiğim kadarıyla birçok sendika, parti ve ilerici devrimci örgütler tutuklamalara ve gözaltılara karşı güçlü bir sahiplenme ve dayanışma gösterdi. Bu dayanışma aynı zamanda yoksullaşma krizine, açlık sınırının altında olan asgari ücrete, temel hak ve özgürlüklerin gasp edilmesine karşı mücadele yürütecek herkes için yapılacak saldırıya karşı bir barikat olmak demektir.
Özellikle sendikamız için yapılan sahiplenme eylemleri, işçi sınıfının önemli bir mevziisinin yok edilmeye çalışılmasına karşı çok önemli bir duruştur. Sendikamızın ziyaret edilmesi, meydanlarda ve Tersane Havzası'nda yapılan ortak eylemler, bizlere tutukluluk koşullarında güç veren eylemler olmuştur. Her bir dostumuza gösterdikleri bu dayanışmadan dolayı teşekkürlerimi sunarım.
Ama Şubat ayının 25'ine kadar olan dönemde aldığım bilgiler doğrultusunda konfederasyonumuz DİSK tarafından aynı sahiplenmeyi göremediğimizi de belirtmek gerekir. Hem konfederasyonumuz hem de ona bağlı sendikaların bu tutuklamaya karşı sendikamız LİMTER-İş'i sahiplenmeleri, ulusal ve uluslararası sendikal örgütleri dayanışmaya çağırmaları ve bu hukuksuzluklara karşı bir tutum sergilemeleri gerekmektedir.
Sorularınızı cevapladığım bu günlerde direnişte olan maden işçilerinin, tersane işçilerinin, petro-kimya işçilerinin ve tekstil işçilerinin direnişini selamlıyorum.
Ayrıca İran halklarının emperyalist müdahalelere karşı onurlu bir mücadele vereceğine ve işçi sınıfının yanında yer alacaklarına olan inancımla sizleri en içten duygularımla selamlıyorum.