19 Haziran 2024 Çarşamba

ÇEVİRİ | Sri Lankalı işçiler kleptokrasiye isyan ediyor

Dünya çapında ekonomik krizler daha da derinleşirken, yönetilemez borçlar ile hızla artan gıda ve yakıt fiyatlarının bir araya gelmesi, yaşamı kitleler için imkansız hale getiriyor.

Ada ülkesi Sri Lanka, 1948'de İngiliz sömürge yönetiminden resmi olarak kurtulmasından bu yana şimdiye kadar ki en kötü ekonomik krizini yaşıyor. Aylardır benzin, motorin, gaz, gıda ve ilaç tedariki hem çok kıt hem de bu ürünlerin ve bağlantılı olarak taşıma hizmetlerinin fiyatları astronomik bir şekilde artmakta. İnsanlar temel ihtiyaç malzemelerini alabilmek için uzun kuyruklarda beklemek zorunda kalıyor. Termik santrallerde yakıt yetersizliği nedeniyle her gün saatlerce süren elektrik kesintileri yaşanıyor. Sri Lanka halkı, bu yaşananların sorumlusu olarak, şu anda başbakan olan (önceki Sri Lanka cumhurbaşkanı) Mahinda Rajapaksa ve kardeşi Cumhurbaşkanı Gotabaya Rajapaksa tarafından yönetilen hükümeti görüyor. [Sri Lanka Devlet Başkanı Gotabaya Rajapaksa, 9 Mayıs'ta istifa eden Başbakan Mahinda Rajapaksa'nın yerine 12 Mayıs'ta Ranil Wickremesinghe'yi başbakan olarak atadı- çn.]

SRİ LANKA'DAKİ EKONOMİK KRİZİN NEDENİ
Rajapaksa'ya karşı adil olmak gerekirse (bunu hak ettikleri için değil), Sri Lanka hükümetleri, bağımsızlıklarından bu yana, üstlenilen borçların geri ödenmesini -artı ağır faizi- çok kolay hale getirecek muhteşem getiriler vaat ettiği varsayılan altyapı projelerini finanse etmek için çok sayıda kredi almaya ikna edildi (şüphesiz hükümet liderlerine cömert rüşvet teklif eden ekonomik tetikçiler tarafından).

Bununla birlikte, çoğu zaman vaat edilen getiri oranları gerçekleşmedi ve borç ödeme yükümlülükleri halkın zararına, diğer kaynaklardan karşılanmak zorunda kaldı.

Ancak, diğer birçok yoksul ülke hükümetleri gibi, Sri Lanka hükümetleri de mevcut kredilerini geri ödemek için yeni krediler almayı gerekli bulmaya başladılar. Böylece, örneğin 2010 ile 2020 arasında dış borç iki katından fazla arttı.

Borç, 2015'ten 2019'a kadar, 23.4 milyar ABD dolarından 38.7 milyar ABD dolara yükseldi- yüzde 65'lik bir artış. Ödenmemiş uluslararası devlet tahvilleri yüzde 200 artışla 5 milyar dolardan 15 milyar dolara yükseldi. Ancak aynı dönemde GSYİH sadece yüzde 6 artarak 79 milyar dolardan 84 milyar dolara yükseldi.

Nisan 2021 sonu itibariyle toplam dış borç 25.1 milyar dolardı, borçların bu seviyelere düşürülmesi önemli ölçüde, limanlar gibi önemli devlet varlıklarının -Sri Lanka halkının çok tepki göstermesine rağmen- özelleştirilmesi ve satışından elde edilen gelirlerle sağlandı.

Bu dış borcun 7 milyar dolarının 2022'de geri ödenmesi gerekiyor. Ancak Sri Lanka'nın döviz rezervi sadece 1,6 milyar dolar civarında. 2020'de Sri Lanka o kadar ciddi mali sıkıntı içindeydi ki, uluslararası piyasada daha fazla borçlanması yasaklandı.

Associated Press haber ajansında geçtiğimiz günlerde çıkan bir haberde ülkenin mali durumunun vahim olduğu hakkında şöyle deniyordu: "Sri Lanka, toplam 25 milyar dolarlık dış borcunun yaklaşık 7 milyar dolarının bu yıl geri ödenmek zorunda olması nedeniyle iflasın eşiğinde. Ciddi bir döviz kıtlığı, ülkenin ithal malları satın alacak paradan yoksun olduğu anlamına geliyor."

Hindistan'da İngilizce yayınlanan Pioneer gazetesinde yer alan bir analiz, Sri Lanka'daki krizin nedeninin uluslararası borç batağı olduğu anlatısını destekledi: "Sri Lanka merkez bankasına göre, ekonomi Temmuz-Eylül 2021'de yüzde 1,5 oranında daraldı. Bu olumsuz koşullar, esas olarak ada devletinin uluslararası devlet tahvillerine yaklaşık 12,5 milyar dolar ödemesini gerektiren ağır borçlanmalardan kaynaklanıyor. Bu nakit sıkıntısı, Sri Lanka'nın şiddetli enflasyonist koşullara sahip olduğu ve nüfusta şiddetli huzursuzluklara yol açmaya devam eden enerji ve gıda krizinin olduğu ve yetkililerin protestoları dizginlemek için sokağa çıkma yasağı ilan etmesini gerektirdiği anlamına geliyor."

EMPERYALİST YAĞMA
IMF ve Dünya Bankası gibi Bretton Wood küresel finans kurumlarının varlığını hesaba katmak önemlidir. Onlar her dönem küresel emperyalist tahakkümün kurumları oldular ve her zaman da öyle olacaklar. Ekonomik açıdan zor durumdaki Sri Lanka gibi ülkelere ne kadar kısa vadeli yardım sağlasalar da, onlarınki, hasta her zamankinden daha fazla borçlandıkça hastalığı daha da kötüleştiren bir "tedavi".

Bu tür krediler, mafya veya tefeciler tarafından kurbanları borç tuzağına -sürekli bir bağımlılık ve finansal kölelik durumuna- düşürmek için verilen türdendir. Bu tür kredileri kabul eden ülkeler, tüm ekonomileri küresel pazarın insafına bırakan, devlet varlıklarının toptan özelleştirilmesini gerektiren "yapısal uyum programlarından" geçmek zorundadır.

Milyonlarca değil, milyarlarca insanın geçim kaynakları, mali sermayenin devasa kartellerinin kar marjlarının insafına bırakılıyor.

Bu nedenle, Bretton Woods kurumlarının, olmayan hayırseverliğinde uzun vadeli bir çözüm bulunmayacağı açıktır: Kırılan yumurtayı tekrar bir araya getiremeyeceğinizi fark ettiğinizde ne kadar hızlı adrenalin enjeksiyonu yaptığınızın bir önemi yoktur.

Başkan Rajapaksa, çoğu daha önceki Rajapaksa yönetimleri tarafından oluşturulan borç tuzağına o kadar fazla düşmüyor, ancak Sri Lanka'da sürmekte olan ekonomik çalkantıların çoğunun hatalı politikaları sonucu olduğunu 'kabul etti'.

"Başkan Rajapaksa, 18 Nisan Pazartesi günü, krize yol açan, Sri Lanka tarımını tamamen organik hale getirmek amacıyla IMF'ye yapılan yardım çağrısını geciktirmek ve zirai kimyasalları yasaklamak gibi, hatalar yaptığını kabul etti. Eleştirmenler, organik üretime geçme hedefini tutturmak için başlatılan ithal gübre yasağının, ülkenin azalan döviz varlıklarını korumayı amaçlasa da daha çok çiftçilere zarar vermeyi amaçladığını söylüyor."

SRİ LANKA'DAN ORGANİK TARIM DERSLERİ
Eh, yardım için IMF'ye gitmek, koşullar dayattığında 'gerekli' olsa da, sonunda, gördüğümüz gibi, işleri daha iyi yapmıyor, daha kötüleştiriyor. Zirai kimyasalların tarımda kullanımının yasaklanmasına gelince, bunun temel nedeni, hükümetin bunları alacak paraya sahip olmamasıydı. Bu da 'daha çevreci politikalara gitmeyi' isteğe bağlı olmaktan çok, zorunlu hale getirdi!

Bununla birlikte, tarım uygulamasında böylesine köklü bir değişikliğin yapılmasının, ancak çiftçilere, daha önce suni gübre yardımıyla yaptıkları gibi, aynı seviyede üretmeye devam etmeleri için gerekli tüm desteğin verilmesini sağlayacak şekilde dikkatli bir planlanma yapılması halinde işe yarayacağı kesindir. Bunun yapılmaması, kaçınılmaz olarak, gerek ihracat gerekse ev içi tüketim için gerekli gıdada kıtlığa yol açacaktı.

Üretimde gerekli düzenlemeleri yapmak, elbette, ancak sosyalist planlı bir ekonomide tamamen uygulanabilir olacaktır, fakat planlama mekanizmaları veya ikamelerini oluşturacak kaynakları olmayan, iflas etmiş, yoksul-bağımlı bir ülkede pek olası bir seçenek değildir.

Pioneer gazetesinin makalesi, Sri Lanka'nın organik tarım deneyimindeki ölümcül kusuru ortaya koydu: "Çevre için yadsınamaz faydalarına rağmen, organik tarım, göz ardı edildiğinde bir ulusun ekonomisini ve gıda güvenliğini yok etme kapasitesine sahip doğal dezavantajları nedeniyle de ciddi şekilde tartışılan bir kavramdır. Sri Lanka, organik tarımı aceleyle benimsemenin oldukça acı verici yan etkilerini yaşayan talihsiz bir ülke oldu."

Bu, hemen kapitalizm koşullarında insani ekonomik faaliyetin çevre üzerindeki olumsuz etkilerini gidermeye yönelik her türlü girişimin çözümsüz çelişkisini akla getirmelidir. Ekolojik üretim yapmak için daha yeşil alternatiflere yatırım yapılması veya bu tür faaliyetlerin olabildiğince azaltılması gerekir. Bununla birlikte, kapitalizm koşullarında bunu yapmaya yönelik herhangi bir girişimin, büyük kar marjları sunağında bir fedakarlık olarak işçilerin daha fazla yoksullaşmasına yol açtığını görüyoruz.

Örneğin Margaret Thatcher'ın Britanya'nın kömür madenlerini kapatmasını ele alalım. Görünüşe göre, bu yaklaşım daha yeşil enerji alternatiflerini teşvik edecekti. O dönemde İngiliz hükümeti tarafından öne sürülen gerekçe, kömürün ekonomik verimliliğini kaybetmesiydi. Ama bu politika bizi bugün nereye getirdi? Artık kömürümüzü ABD ve Avustralya'dan ithal ediyoruz. Dünyanın neresinde kömürü ithal etmek yurt içinden tedarik etmekten daha ekonomik veya ekolojik olarak daha verimli?

Böyle bir felaket politikasının ardından geriye dönüp baktığımızda, bu, açık açık işçi sınıfına yönelik bir kıyım manevrasından başka bir şey değildi. Bayan Thatcher'ın hükümeti, bir tren dolusu neoliberal reformu sürdürebilmek için -sosyal demokrasinin sadık desteğiyle- Britanya işçi sınıfının en militan kesimini ortadan kaldırmaya kararlıydı.

İngiltere'nin madenlerini yeniden açma ve maden topluluklarını yeniden canlandırma fikrinden ölümüne korkan Britanya'nın yöneticileri, bugüne kadar, denizaşırı ülkelerden kömür ithal etme verimsiz uygulamasında ve oralarda açık madencilik (çevreye en çok zarar veren madencilik biçimi) yapılmasında ısrar ediyor. Britanya işçi sınıfında gizli olan militanlığı kazara ortaya çıkarabilirler korkusu!

Burada temel fark, Sri Lanka organik tarım deneyiminde her iki taraf için de bariz bir olumlu sonuç olmamasıdır- belki de organik gıdanın küresel pazarda daha yüksek bir getiri sağlayacak olması dışında (özellikle, mükemmel bir pazarlama ve 'halkla ilişkiler' ile 'çevreye zarar veren gübreleri tamamen yasaklayan ülke' olmanın getireceği avantaj kullanılarak). Ancak hükümet, feci sonuçları nedeniyle projeyi tersine çevirmek zorunda kaldı.

Pioneer analizinde devamla şöyle deniyor: "Ancak o zamana kadar, Sri Lanka'nın tarım arazilerinin üçte biri gübrelerin zamanında bulunmaması ve bu arazilerin kullanım dışı kalması nedeniyle ulusun gıda güvenliği tamamen bozulmuş ve zarar çoktan verilmişti. Bu, pirinç üretiminin yüzde 20 oranında düşmesine neden oldu. Organik tarıma ani geçiş, Sri Lanka'nın gıda sektöründe şok dalgaları yarattı. Fakat bunun olması önlenebilirdi."

PROTESTOCULARIN TEPKİSİ
Rajapaksalar tarafından yönetilenler de dahil olmak üzere birbirini izleyen Sri Lanka hükümetleri, süreç içinde kendilerini zenginleştirirken tüm ülkeyi borç batağına sürükleyip emperyalizme rehine koyduktan sonra, öyle görünüyor ki, ülkenin en değerli ulusal varlıklarını satarak, ulusal para birimini dolara sabitleyerek sermaye kaçışını ve ithalatı kısarak Sri Lanka'nın borçluluğunu azaltmaya çalışsalar da, borç servisinin bir değirmen taşı gibi Sri Lanka ekonomisinin boynuna dolandığını söylemek rasyonel bir yaklaşım olur.

Ancak ne yazık ki, bu geri ödemelerin büyük kısmını bir şekilde finanse etmek zorunda olanlar, yoksul Sri Lanka halk kitleleridir ve doğal olarak buna kızgınlar. Ne de olsa, borçları yapanlar veya toplanan finansmandan büyük ölçüde kar eden onlar değil.

Batı medyasında büyük ölçüde görmezden gelinen binlerce Sri Lankalı, hükümetin koşulsuz istifasını talep etmek için her gün gösteri yaptı. Protestolar, başkent Kolombo'daki cumhurbaşkanlığı ofisi ve kilit rolü olan bir tren istasyonunun önünde barışçıl bir şekilde başladı.

Ancak Independent'a göre: "Protestoculardan, saatlerce engelledikleri önemli bir demiryolu hattından uzaklaşmaları istendiğinde olaylar şiddetlendi."

Bir yangına dönüşen eylemlere dönük polis saldırıları, 19 Nisan Salı günü bir protestocunun ölümüne, 12 kişinin de yaralanmasına yol açtı. Saldırılar, protestoları caydırmak şöyle dursun, hareketi daha da tırmandırdı: "Çok sayıda banka, liman, sağlık ve diğer devlet kurumları çalışanları, Colombo'daki ana tren istasyonunun önündeki protestoya katılarak saldırıları ve katliamı kınadı."

Başka bir deyişle devlet, halkın protestolarına dizginsiz bir şiddetle karşılık veriyor. Rajapaksalar o an için istifa etmeyi reddediyordu.

Reuters, protestoların ne kadar geniş ve kapsamlı olduğunun daha net bir resmini çizdi: "28 Nisan Perşembe günü Colombo'daki birçok okul kapandı ve birkaç tren istasyonu boşaltıldı, öğretmenler ve tren sürücüleri, Sri Lanka'nın on yıllardır yaşadığı en kötü mali kriz nedeniyle Başkan Gotabaya Rajapaksa hükümetinin istifasını talep eden toplu grevlere katıldı."

"Ülkenin dört bir yanında binlerce insan sokaklara dökülürken Sri Lanka devlet bankalarının, çoğu siyah giyen ve siyah bayraklar taşıyan, yüzlerce çalışanı, cumhurbaşkanlığı ofisi önünde protesto yürüyüşü yapan diğer banka sendikalarına katıldı."

Aynı makaleye göre, ülke sendikaları, hükümeti; istifa etmesi, istifa etmeyi reddetmesi halinde 6 Mayıs'tan itibaren topyekun grevle tehdit etti. İki ana muhalefet partisi -Samagi Jana Balawegaya (SJB) ve Tamil Ulusal İttifakı (TNA)- hükümete karşı gensoru önergeleri sunma sürecini başlattı.
Rajapaksa hanedanı için riskler hiç bu kadar yüksek olmamıştı.

EMPERYALİST EGEMENLİK DEVAM ETTİKÇE HİÇBİR ÇIKIŞ YOLU YOK
Sri Lanka halkının içinde bulunduğu vahim durum, hükümet istifa etmek zorunda kaldığında veya istifaya zorlanırsa rahatlamayacak. Ancak emperyalizmin ülke ekonomisi üzerindeki boğazı kesilerek, ülkenin komprador sınıfının egemenliği devrilerek, sömürücü borçların ödenmesi reddedilerek, tüm önemli üretim araçları ulusallaştırılarak ve emekçi halkın yararına bir ekonomik planlama sistemi kurularak rahatlatılabilir.

Sri Lanka, Lübnan, Pakistan ve dünya ekonomik krizi amansız bir şekilde derinleşirken iflasla karşı karşıya kalan pek çok ülke için tek çıkış yolu bu.

Yaşasın Sosyalizm!

*Büyük Britanya Komünist Partisi (Marksist-Leninist) web sitesinde 14 Mayıs günü yayınlanan yazı Ümit Çağdaş tarafından ETHA için Türkçeye çevrilmiştir. Yazının aslına buradan ulaşabilirsiniz.