Başak Mernem yazdı | İfşalar ve sosyalist tutum

Yapım şirketleri ya da fail erkeklerin konser verdiği, performans sergilediği salonların önüne gidip protesto etmek çok yaygın gördüğümüz bir pratik değil örneğin. Kadınlar adaleti sağlamanın kendi ellerinde olduğunu, adaleti yalnızca burjuva hukukun mahkeme koridorlarında aramamak gerektiğini söylerken, bu söylemi somutlamak için de devrimci şiddetle ve özsavunma pratikleriyle kurduğu ilişkiyi yeniden tarif etmeli. Sosyalist kadınların Kızıl Sopalı Kadınlar deneyimi, bu açıdan önemli bir deneyim. Bu deneyimlerin çoğalması ve sürekliliği de sosyalist kadın örgütlerinin yükseltilebilmesiyle mümkün.
Coğrafyamızda yeni bir Metoo dalgası başladı. Erkek fotoğrafçıların kadınlara yönelik cinsel şiddetine dair ifşalar, müzik ve sahne sanatlarındaki erkeklerin işledikleri suçların ifşasına kadar uzandı. Birbirinden güç alarak ardı ardına yaşadıklarını paylaşan kadınlar, yeni bir cesaret ve dayanışma halkasını örmüş oldu.
Tüm bunları okurken, insanın aklına sanat dünyasında neden bu kadar cinsel şiddet vakası olduğu gelebilir. Bunun birkaç nedeni var. Sanat dünyasının ayrıcalıklı bir sınıfın elinde olması, dolayısıyla güç ilişkilerini ve nüfuzunu kullanan bu ayrıcalıklı sınıfın erkeklerinin, eril bakışın biçimlendirdiği bir sanat anlayışıyla kadınları nesneleştirmesi, cinsel obje haline getirmesi... Özellikle genç kadınların nüfuzlarını kullanılarak ve bu yerleşik kabulden aldıkları cesaretle susturulmaya çalışılması, cinselliğin eril bakışa göre sunulması gerektiğine, bunu yaşamanın doğal olduğuna dair kabullerin sanat alanında yerleşik olması...
Bir başka yanı da, her yerde olduğu gibi kadınların sanat alanında emeğinin görünmezliği, kendilerini ispatlama yolculuğunda erkeklerin pozisyonlarını kullanarak dayattığı temsiliyetlerin ve davranışların bu hiyerarşi içinde normalleştirilmesine her zaman karşı koyamamaları. Genç kadınların cazibeli olduğu kadar emek yoğun bir sektör olan sanat ve performans dünyasında yer edinebilmek için en alttan başlamaları, gerekirse "yükselmek" için erkeklerin cinsellikle ilgili taleplerini karşılamaları gerektiği gibi "normalleştirilen" bazı kalıp yargılarla da mücadele etmek zorunda kaldığı bir başka gerçek.
İfşalarda bir başka tartışma, yapılan ifşanın "iftira" olup olmadığı, gerçekten ifşa edilecek bir durum olup olmadığı gibi, mağdur suçlayıcılığa varan bir tartışma. Burada ifşanın bir araç olarak kadınları ne kadar güçlendirdiği ya da ne kadar doğru kullanıldığını da bu suçlayıcılığa düşmeden yeniden ifade etmek gerekir. İfşa kadınların belki de en son başvurduğu bir araçtır. Konuyu dağıtmamak için, bu aracın kullanımındaki amaç ve sorunlarına dair Sosyalist Kadın'da çıkan yazımızı tekrar hatırlatalım.
Burada ifşaların arkasındaki şu toplumsal gerçeği de görmek gerekiyor. Neoliberalizm ve faşist yasaklar toplumu örgütsüzleştiriyor, siyasetsizleştiriyor. Bu boşluğu bireyciliğin, kişisel gelişimciliğin, spiritüalizmin pompaladığı argümanlar dolduruyor. Dolayısıyla insanlar siyasetten uzaklaştıkça, yaşamının merkezine yalnızca ikili ilişkiler ve onun sorunlardan oluşan bir yığın oturuyor. Bu da ilişki sorunlarını her şey haline getiriyor. İfşaların az bir kısmında da bu durum görüldüğünde, yani aslında bir ilişkilenme sorunu olan meseleyi, kadının bir mekanizmaya başvurmadan ortaya dökmesi, bireysel bir iç dökmeden öteye gidememeye, ifşa ve kadın özgürlük mücadelesinin ilkelerini tartışmaya açılmasına neden oluyor. Ancak bu durumda, mağdur suçlayıcılığa, kadın özgürlük mücadelesinin kazanımları olan kadının beyanı esastır ilkesi dahil en temel kazanımların yeniden yeniden itibarsızlaştırılmasına da izin vermemek gerekiyor. Mağduru suçlayanların cinsiyetçi kalıp yargıları yeniden üreterek bunu yapmaları, kişileri "ben tanırım o öyle şey yapmaz" diye kankacılıkla savunmaya çalışmaları, erkeklerin cinsel saldırılarını hiç gündem yapmayıp olaydaki küçük ayrıntıları cımbızlamaya çalışmaları gerici erkek ittifakının sonucudur. Erkek yargıyı başka zaman yerden yere vururken mevzu kadınlar olduğunda burjuva hukukun "masumiyet karinesi", "yargısız infaz" gibi argümanlarına sığınmaları da erkekler bakımından kendi konumlarını korumayı ve aklanmayı, toplamda ise kadın kazanımlarını zayıflatmayı amaçlıyor. Üstelik son ifşalarda erkeklerin büyük çoğunluğunun suçlamaları kabul ettiğini hatırlatalım. Bu durumda da savunacak bir şey bulamayanlar, sessizliklerini koruyarak, erkek egemenliğini güçlendiriyor. Bu yüzden ifşayı değerlendirirken, hem dilimizdeki hem de toplumdaki mağdur suçlayıcılığa karşı uyanık olmak gerekiyor.
İfşalar gerçekleşince ortaya çıkan tablo kadar, bu dalganın sönümlenmesinden sonra ne yapıldığı da bir o kadar önemli. Burada ifşanın yarattığı dalganın hayatta kalan kadınlar adına bir iyileştirme ve kazanıma dönüşmesi için gereken pratiklerin ne olması gerektiği çok da tartışılan bir konu değil maalesef. Her ifşada fail erkek dijital medyada lime lime ediliyor, takip listelerinden çıkılıyor, çalıştıkları kurumlara onlarla çalışılmaması yönünde çağrılar yapılıyor. Zaman zaman bundan kısa vadeli sonuç da alınıyor. Ancak bu ifşaların tozu dumanı dağıldıktan sonra hesap vermeyen failler yeniden karşımıza çıkabiliyor. Bu da faili dönüştüren ya da adaleti kadınların tatmin olacağı şekilde sağlayan bir caydırıcılık mekanizması ve örgütlülüğü bulunmayışından kaynaklanıyor. Burada asıl sorun, mücadelemizin dijital medyadan elde edilen kazanımlarla sınırlı kalması. Oysa mücadelemizin kazanımlarının kalıcılığı ve fail erkekleri dönüştürmenin veya cezalandırabilmenin olanakları, sokağı örgütlemek ve kadın özgürlük mücadelesinin zor araçlarıyla kurduğu ilişkiyi yeniden güçlendirmesine bağlı gelişecektir.
Yapım şirketleri ya da fail erkeklerin konser verdiği, performans sergilediği salonların önüne gidip protesto etmek çok yaygın gördüğümüz bir pratik değil örneğin. Ya da fail erkeklerin bulundukları etkinlikleri protesto ederek engellemek, kamusal alanda karşılaşıldığında örgütlü teşhir etmek gibi pratikler giderek daha az gördüğümüz örnekler. Tacizcilerin devrimci kadınlar tarafından cezalandırıldığı pratikler de oldukça azaldı. Mücadelemiz failleri mahkeme koridorlarında dava takip etmekle sınırlı kaldıkça, erkekler de sessizlik kültürü ve burjuva hukukun cezasızlık pratiğinden daha çok güç alıyor. Bu güç dengesizliğini tersine çevirmek, erkeklerin cinsel şiddet uygulamaya kalktığında karşısında bulacağı hukuk sisteminin cezalandırma pratiğini kadınların mücadeleyle kazanması kadar, karşılarında bulacakları kuvvetin caydırıcılığının toplumda bir karşılığının olmasıyla da mümkün.
Failler ve aslında tüm potansiyel faillere yönelik caydırıcı bir araç olarak zor araçlarıyla kurulan ilişki de oldukça sınırlı. Kadınlar adaleti sağlamanın kendi ellerinde olduğunu, adaleti yalnızca burjuva hukukun mahkeme koridorlarında aramamak gerektiğini söylerken, bu söylemi somutlamak için de devrimci şiddetle ve özsavunma pratikleriyle kurduğu ilişkiyi yeniden tarif etmeli. Sosyalist kadınların Kızıl Sopalı Kadınlar deneyimi, bu açıdan önemlidir. Bu deneyimlerin çoğalması ve sürekliliği de sosyalist kadın örgütlerinin özsavunma pratiğini yükseltmesiyle mümkün.
Fail erkeklerin tartışılmasında sosyalist kadın örgütlerinin dikkat etmesi gereken bir başka nokta da erkeklik tanımını nasıl formüle ettiği. Sosyal medyada gördüğümüz bazı pratikler, meseleyi kadın-erkek karşıtlığı-düşmanlığı histerisine çeken ve failin sosyal medyada teşhirinden ve düşmanlaştırılmasından öteye gitmeyen bir tablo sunuyor. Sosyalist kadınların amaçtan uzaklaştıran bu histeri vagonuna binmeden, meseleyi erkek egemen düzenin yarattığı erkeklik temsiliyetiyle kavga düzlemine çekmesi, erkekleri düzenin suç ortağı değil, mücadelenin ittifak kuvveti olarak kendilerini dönüştürecek pratiklere çağrı yapması da bir başka önemli nokta.
Tüm bu düzlemde ifşalar ve kadın özgürlük mücadelesinin diğer kazanımlarının kalıcılığı, ancak bir program ekseninde mücadeleyle mümkündür, Yani kadınların nihai kurtuluşu, kadın devrimi programı ekseninde mücadelenin yükseltilmesine, erkek egemenliğinin maddi temeli olan sermayenin yenilmesi ve sınıf mücadelesinin yükseltilmesi hedefine sıkı sıkıya bağlıdır.