ABD saldırganlığı ve Küba direnişçiliği
ABD'nin Küba'ya yönelik tehditleri ve işgal saldırılarına karşı durmak, olası bir saldırıyı püskürtmek bütün dünya devrimci parti ve örgütlerinin tarihsel ve siyasal görevidir. Küba'ya yönelik ambargo ve kuşatmaya karşı mücadele, aynı zamanda karşıdevrimci burjuva ideolojisine karşı sosyalizmi savunmak, kendi egemenlerine karşı devrim için mücadele etmek ve 3. emperyalist savaşa karşı mücadeleyi yükseltmektir.
Emperyalist ABD saldırganlığı ve haydutluğu sınır tanımıyor. Irak, Gazze, Suriye, Venezuela, İran derken sıranın Küba, Kolombiya ve Grönland'a geldiği açıklanıyor. ABD ve Trump, 65 yıldır Küba'ya yönelik sürdürülen siyasi, askeri ve ekonomik abluka ve yaptırımları büyüttü ve derinleştirdi. 9 Ocak'tan bu yana Küba'ya petrol ya da yakıt sevkiyatı kesilmiş durumda.
Venezuela'dan sağlanan petrol sevkiyatı engellendi. Küba'ya petrol sağlayan ülkeler, yüksek gümrük vergileriyle tehdit edildi. Meksika ve Kolombiya'dan Küba'ya petrol taşıyan tankerler alıkonuldu.
Küba'nın kendi petrol üretimi, kendi ihtiyacının ancak %20'sini karşılayabiliyor. Bu oran, elektrik üretimi için bile yeterli değil. Dolayısıyla elektrik kesintileri, hastane ve sağlık hizmetlerinin aksaması, ilaç sıkıntısı, limanların faaliyet yürütemez duruma gelmesi, gıda güvensizliği ve kıtlığı artarak devam ediyor. Yakıt ve finansman kaynaklarının kesilmesi, ülkede enerji krizine yol açmış bulunuyor.
ABD Başkanı faşist Trump "Gazze, Venezuela, İran ve şimdi Küba" diyor: "Küba'yı elimde tutuyorum. Yakında bir anlaşma yapacağız. Küba'dan önce İran'ı halledeceğiz." Böylece, Venezuela ve İran'dan sonra, jeostratejik önemi, turizm, ekonomik kaynakları ve ideolojik olarak önemsediği Küba'yı yakın saldırı hedefine koydu. Güç gösterisi, insanlık suçları, savaş ve emperyalist barbarlıkla hedeflerini teslim almaya, ABD tekellerinin yağmasına sunmaya hazırlanıyor. Bu, bir yönüyle 3. emperyalist savaş hazırlıklarında Rusya-Çin cephesinin daraltılması, kuşatılması ve zayıflatılması anlamına geliyor. Zira, Suriye ve Venezuela yönetimleri bugün ABD'nin hegemonyasında. İran ve Küba'da ise Çin ve Rusya'nın siyasi ve ekonomik hegemonyası geriletilmek isteniyor.
Gazze'yi "Ortadoğu'nun Rivierası" yapmayı planlayan Trump, "Güzel bir ada, havası harika. Küba'yı almak benim için bir onur olacak" dedi. Ve Küba'yı ABD'nin tatil adası yapmayı düşlüyor! Ya teslimiyet ya işgal! Gazze ve Venezuela'nın başına getirdiklerini, Küba'da da yapmaya çalışıyor: Küba ekonomik abluka ve yaptırımla; siyasi, askeri, ideolojik ve psikolojik kuşatmayla işgal edilmek, bu olmazsa, ABD'ye bağımlı bir ülke haline getirilmek isteniyor.
1962 yılından beri sürdürülen ambargo, bugün, Küba halkının devrimci kazanımları ve özgürlüğünü koruma kararlığını ve direnişini kırma ablukası haline gelmiştir. Çünkü, Latin Amerika halkları ve dünya devrimci hareketinin Küba ile enternasyonal dayanışması, ABD'nin sömürgeci siyasi ve askeri bir işgale girişmesini engelledi. Bugün, Küba'yı teslim almayı bir kez daha deniyor.
ABD emperyalizmi, Küba'yı antiemperyalist ve anti ABD'ci duruşunun yanında Irak, Libya, Suriye, İran ve Kuzey Kore gibi, emperyalist kapitalist küreselleşme dönemi dayatmalarına boyun eğmediği için de saldırıyor.
ABD'nin Küba ilgisi ve politikası tarihsel ve stratejiktir. Arka bahçesi gördüğü Latin Amerika'da yaratacağı devrim korkusudur.
Devrimden öncesi Küba, şeker kamışı endüstrisinde ABD tekellerine bağımlıydı. 1952 yılında askeri bir darbeyle yeniden Küba'yı yönetmeye başlayan General Batista; ABD ve tekellerinin işbirlikçisi olarak yolsuzluk, adaletsizlik, eşitsizlik, faşist politika ve baskılarda derinleşti. Bu durum toplumsal farklılaşma ve yoksullaşmayı birlikte getirdi. Aynı dönemde, Sovyetler Birliği'nde sosyalizmin kuruluşunun dünyada etkisi, Çin devriminin demokratik ve antiemperyalist karakteri, Kübalı devrimcileri de etkiledi. Fidel Castro ve Ernesto Che Guevara'nın içinde yer aldığı "26 Temmuz Hareketi"nin önderliğinde Küba devrimi gerçekleşti. Devrimci demokratik halkçı yönetim koşullarında toprak reformunun gerçekleşmesi, yabancı şirketlerin millileştirilmesi ve planlı bir ekonomik sisteme geçilmesi ve Küba'nın iktisadi, toplumsal ve siyasal alanda bir değişim ve dönüşüm sürecine girmesi; ilerleyen yıllarda konut, sağlık ve eğitim alanlarında dünyaya örnek olacak gelişmeler kaydetmesi ABD emperyalizmini rahatsız etti.
ABD, 1962 yılında Küba'ya ambargo uygulamaya başladı. Ve bugün, bu ablukayı genişleterek ve derinleştirerek sürdürüyor. Küba halkının tarihsel ve onurlu direnişini, yoksulluk ve mahrumiyetle kırmak istiyor. Tıpkı Gazze ve Batı Şeria, Kobanê ve Rojava, Venezuela ve İran'da yaptığı gibi!
17 Nisan 1961 yılında Küba'da kurulan devrimci iktidarı yıkmak amacıyla CIA destekli Kübalı karşı devrimci göçmen grubu üzerinden Küba'ya silahlı bir çıkarma yaptı. Tarihe "Domuzlar Körfezi çıkarması" olarak geçen bu saldırı, Kübalı devrimci güçler tarafından püskürtüldü.
Küba'nın sosyalizme yönelmesi ve Sovyetler Birliği'ne yakınlaşması, ABD ile SB'yi nükleer savaş eşiğine getirdi. Bu da tarihe "Küba Füze Krizi" olarak geçti. Görüşmeler üzerine Rusya, Küba'ya yerleştirdiği SS-4 balistik füzeleri geri çekti. Bu füzeler, ABD'nin doğusuna nükleer saldırı yapacak menzile sahipti. ABD ise NATO üzerinden Türkiye'de İncirlik Üssü'ne yerleştirdiği Jupiter füzelerini kaldırdı.
Bugün de Trump ve Dışişleri Bakanı Rubio'nun Küba'ya yönelik açıklamaları, ABD'nin tarihsel komünizm karşıtlığı ve düşmanlığını yansıtmaya devam ediyor. Dünya devrimci ve komünist hareketi, ABD ve NATO'nun bu karşıdevrimci politikalarını çok yakından biliyor. Vietnam'da, Asya ve Latin Amerika devrimlerinde, devrimci ve komünist partilere yönelik CIA operasyonlarında, "terörizm" tanımlamaları ve devrimci önderlerin katledilmesi için öngörülen ödüllerde çok iyi tanıyor. Bunu, Avrupa'da faşist parti ve hareketlerini desteklemede, Ukrayna'daki faşist hareketi örgütleme ve beslemede görüyor.
ABD Başkanı Trump, şimdiki Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel'in görevinden ayrılmasını istedi. "Bizimle konuşuyorlar. Bu başarısız bir ülke. Paraları yok. Petrolleri yok. Hiçbir şeyleri yok." Aynı işgalci dayatmaları, saldırmadan önce Venezuela ve İran'a da yapmışlardı.
Dışişleri Bakanı Rubio ise, Küba Hükümeti'nin mevcut "sosyalist ekonomik modeli"nin "köklü bir değişime" ihtiyacı olduğunu ifade etmişti.
Cumhuriyetçi senatör L. Graham ise Küba'yı kastederek "Bu komünist diktatörlüğün günleri sayılı" dedi. Görüldüğü gibi, ülkelerin devlet başkanları ve yönetim modellerini ABD emperyalistlerinin belirlemesi istenmekte ve hatta hangi ekonomik modelin uygulanacağı öngörülmektedir.
Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, Küba'da ulusa yaptığı konuşmada ilk kez ABD ile "görüşmelere ve ekonomisini açmaya başlayacağını" kabul etti. Bu görüşmelerin nasıl sonuç doğuracağı belirsizliğini koruyor.
Küba'nın, doktor ve sağlık yardımı, deprem ve doğal felaketlerde dünya halklarıyla dayanışması enternasyonal bir nitelik taşıdı. Küba, tarihinde enternasyonalizm ilkesini, gerçek ilişkiler üzerinden sürdürdü. Bu politikada şüphesiz ki, Che Guevara'nın SB'de modern revizyonist yönetim ve politikalarına yönelik itiraz ve eleştirilerinin payı vardır. Bu devrimci enternasyonalist dayanışmaya bugün Küba'nın ihtiyacı var.
20. yüzyıl ortalarında ABD ve Fulgencio Batista rejimine karşı gerçekleşen Küba Devrimi, Latin Amerika'da ve dünya halkları üzerindeki derin bir etkiye sahiptir. Devrimin önderleri büyük enternasyonalist devrimci Ernesto Che Guevara ve Başkan Fidel Castro dünya devrimcilerinin yüreğinde silinmez izler bıraktı. Onlar söylemleri ve eylemleriyle ezilen ve sömürge halklara yol gösterdi. Onlar, onurun ve özgürlüğün simgesi oldular. Küba ve Che Guevara direnişin, özgürlüğün, onurun ve adaletin sembolü oldular. Latin Amerika'da, Asya ve Afrika'da birçok devrimci parti ve grubun esin kaynağı oldular. Antiemperyalist ve antisömürgeci mücadelenin bayrağını taşıdılar. Bugün de "Devrimci Küba" bütün kuşatma ve tehditlere rağmen direnmeye devam ediyor. Yıllardır süren emperyalist kuşatma, Rusya ve Çin revizyonistlerinin ihaneti onlara diz çöktürtmedi.
ABD, Küba'ya yönelik ideolojik saldırısında, 20. yüzyıl sosyalizm deneyimleri ve kazanımlarına saldırıyor. Sosyalizm ile hesaplaşmaya çalışıyor. Burjuva ideologlar kapitalizmin ezeli ve ebede olduğunu; Küba'nın "yoksulluğu ve diktatörlüğünü" propaganda ediyorlar.
Küba Devlet Başkanı M. Diaz-Canel, "Küba'nın bir gerçeği var. Herhangi bir dış müdahale, yılmaz bir direnişle karşılaşır" diyordu. Bugün, o direnişe güç ve destek verme günüdür.
ABD'nin Küba'ya yönelik olası işgal ve saldırganlığına karşı, Küba'nın "anavatan savunması" meşru ve haklıdır.
ABD'nin Küba'ya yönelik tehditleri ve işgal saldırılarına karşı durmak, olası bir saldırıyı püskürtmek bütün dünya devrimci parti ve örgütlerinin tarihsel ve siyasal görevidir.
Küba'ya yönelik ambargo ve kuşatmaya karşı mücadele, aynı zamanda karşıdevrimci burjuva ideolojisine karşı sosyalizmi savunmak, kendi egemenlerine karşı devrim için mücadele etmek ve 3. emperyalist savaşa karşı mücadeleyi yükseltmektir.
Küba, Küba halkı, dünya halkları ve ezilenlerinin dostudur.
Yaşasın Küba Devrimi, Yaşasın enternasyonalizm ilkesi!