Okan Danacı yazdı | Hoşça kal Semih amca!
Çocukları mücadeleye katıldığında, ödenecek bedeller için yüreğinde bir yer açmıştı Semih amca. "Arkalarda durun" demedi, "Yapmayın, etmeyin" demedi. "Ne olursa olsun onurlu yaşayacaksınız" dedi ve oğlunun hasretiyle yaşadı. Devletle işbirliği yapıp çocuklarına itirafçı olmayı önermedi. "İsim ver kendini kurtar oğlum" demedi. O hem mücadeleye sahip çıktı hem de Ulaş'ına.
Zamansız ve üst üste gelir ya bazen her şey... Semih amcanın aramızdan ayrılışı da öyle işte. Semih amca diyoruz ona. Genç devrimcilerin, Ulaş'ın yoldaşlarının Semih amcasıydı Semih Alankuş. Kendisi de eski kuşak devrimcilerdendi. Geleneğinden kopmuştu ama pisliğe bulaşmamıştı. Toplumsal çürümenin yarattığı bataklıklara sürüklenmemişti. Yaşamını onurlu şekilde sürdüren emekçi bir insandı. Kapısını devrimcilere asla kapatmamış, yüreğini onlardan hiç ayırmamıştı. Parti dostu, mücadeleci bir emekçiydi.
Ömrünün son 10 yılı bambaşka bir renklilik kazanmıştı. Oğullarının mücadeleye katılmasıyla beraber onun için de "yeni bir durum" söz konusuydu artık. "Yapmayın, etmeyin" demedi. Genç değildi tabii onlar kadar ama çocuklarıyla beraber o da tuttu mücadeleyi ucundan elinden gelebildiği kadar. Kocaeli'de başlayan bu "yeni" hikayeye o kadar çok anı, o kadar çok acı, o kadar çok heyecan sığdı ki... Polis karakolları, adliye önleri, hastaneler, hapishaneler, meydanlar... Suruç katliamının acısını çok derinden yaşadı mesela o da hepimiz gibi. Tüm yaşamsal ihtiyaçları, zorlukları ve sınırlılıklarına rağmen elinden gelenin çok fazlasını ortaya koymaya çalıştı Semih amca. Bir yandan geçimini sağlayabilmek için çalıştı, diğer yandan ise geri kalan vaktinin tamamını Suruç yaralılarımızın yanında geçirdi.. Artık onlarca evladı vardı onun da...
Ulaş tutuklandığında hep yanında oldu. Davasını sahiplendi, evladını ve yoldaşlarını asla yalnız bırakmadı. Ona bir gömlek alıyorsa, yanında kalan diğer tutsaklara da mutlaka bir hediye göndermeye çalıştı. Ulaş'ın yoldaşlarını Ulaş'tan farksız görmedi. Bu bir yolculuktu ve o da atlamıştı bu gemiye artık. Mutluydu yaşamından. Daha önce de açılmıştı sonsuz denizlere Semih amca ama böylesini ilk defa görüyordu. Bu gemi gençlerle doluydu... Genç devrimcilerle olmak, onlarla vakit geçirmek iyi hissettiriyordu kendisini ona. "Sizinle gençleşiyorum valla" dediğine tanık olan çoktur. Onunla büyüyenler de öyle...
Neşeliydi. Ulaş'ı ziyarete gittiği kentlerde direkt gençleri bulur, akşamı onların evinde geçirirdi. Tanıyanlar bilir, Semih amcada hikaye bitmezdi! Bir başlardı anlatmaya, sabahlara kadar dinletirdi kendini. Bire on katarak anlatmaktan da keyif alırdı. Hemen bir hikaye yazardı ve ciddiyetini bozmadan anlatırdı. Mücadeleye yeni katılanlarla uğraşıp dururdu, onları kandırıp kandırıp eğlenirdi. Bulunduğu ortamları neşelendirmeyi başarırdı. Anında kurduğu hikayelerle kafaları karman çorman ettikten sonra yüzüne bir tebessüm belirdiği zaman anlaşılırdı yine bir şakanın peşinde olduğu... Bazılarımızı anlatmaktan asla usanmazdı. "Rezil ettim seni gençlere" demeyi ihmal etmezdi! Tüm bunlar yaşanır ve günün sonunda bir gerçek kalırdı geriye: Genç devrimciler onu çok severdi.
İyi bir emekçi, bilinçli bir parti dostuydu Semih amca. Anımız çoktur. Acımız ve hüznümüz de öyle... Bir de öfkemiz vardı işte. "Asla dinmeyecek gibi sızlar yüreğim" demişti Ulaş'ın ardından... Ölümsüzlük haberini aldığında yıkılmadı. Devrimin ve onu yaşatabilmenin ne olduğunu biliyordu Semih amca. Hep ondandı zaten telefonu her çaldığında ürpermesi...
Çok baskı gördü Semih amca. Siyasi polis sık sık rahatsız etti. Ulaş'a ulaşmasını ve ona teslim olma çağrısı yapmasını istediler. "Gelsin itirafçı olsun, kurtulsun" dediler. Korkutmaya çalışıp tehdit ettiler. Ama oralı olmadı, kulak asmadı. Gözlerinin içine bakmaktan asla çekinmedi. Oğlunun özlemiyle yaşadı, onurlu yaşamı savundu ve işbirliği yapmadı. "Ulaş'ın hayatı Ulaş'ın kararı" dedi ve evladının arkasında durdu.
Tarih tanıklık etti Ulaş'ına nasıl sahip çıktığına... "Şehidim var, ben şehit babasıyım" dedi ve meydan okudu Ulaş'ın düşmanlarına... Cenaze günü Gazi Mahallesi kuşatıldığında aklında tek bir şey vardı: Ulaş'ın tabutunu toprağa indirebilmek ve üzerine toprak atabilmek. Cenaze kaçırıldı, mahalle kuşatıldı, Gazi'de adeta bir irade savaşı yaşandı ve Semih amca vazgeçmedi. Ulaş'ını layığıyla uğurlayabilmek adına acıyı ve öfkeyi dirence dönüştürmek için çok çabaladı... Bir şehit babası olarak elinden geleni yaptı. Kuşatma altındaki mahallede, Ulaş'ın yoldaşlarının başına bir şey gelmesin istedi ve çok uğraştı. Son sözü Ulaş'ın yoldaşlarına bıraktı...
Dünyanın her yerinde böyledir. Mücadele zordur ve bedeller ağırdır. Evladını yitirmek acıdır. Ancak yolu yürüyen bunu bilir ve göze alır. Dünya değişsin isteyenler, bunun kolay olmayacağını bilirler. Çocukları mücadeleye katıldığında, ödenecek bedeller için yüreğinde bir yer açmıştı Semih amca. "Arkalarda durun" demedi, "Yapmayın, etmeyin" demedi. "Ne olursa olsun onurlu yaşayacaksınız" dedi ve oğlunun hasretiyle yaşadı. Devletle işbirliği yapıp çocuklarına itirafçı olmayı önermedi. "İsim ver kendini kurtar oğlum" demedi. O hem mücadeleye sahip çıktı hem de Ulaş'ına.
Ne mutlu ki ona onursuz bir yaşamın gölgesini dahi dolaştırmadı etrafında. Ve bir parti dostu ve şehit babası olarak ayrıldı aramızdan.
Dik duruşuyla, evladına sahip çıkışıyla hatırlayacağız daima seni...
Selam söylersin bizden Ulaş'a.
Hoşça kal Semih amca.