Arzu Demir yazdı | Hakikatin aynasını kıran psikolojik savaş: Yalan ve sansür
Geçtiğimiz günlerde, iktidar yürüttüğü psikolojik savaşın bir parçası olarak Kürt basını ve sosyalist basının internet sitelerine erişim engelleri getirdi. X platformunun sözde mahkeme kararlarıyla aldığı erişim engelleri artık rutinleşmiş durumda. Amaç açık, yalan propagandalarına alan açmak, halkın dimağını bu yalanlarla doldurmak, aklını, vicdanını esir almak.
Medya, özellikle de sosyal medya üzerinden sürdürülen psikolojik savaş, işgalci, sömürgeci savaşların temel bir alanı. Bu alan da tarafların karşılaştığı bir savaş cephesi konumunda.
Trump'ın talimatıyla Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun, yoldaşı Cilia Flores ile birlikte emperyalist bir saldırganlıkla kaçırıldıktan sonra elleri kelepçeli, üzerinde günlük kıyafetleriyle video ve fotoğraflarının yayınlanması, bu kaçırma operasyonunun temel bir unsuru olarak başından beri planlanmıştı. Maduro'dan onu bir mitingde ya da bir toplantıda coşkuyla konuşurken değil de ABD helikopterine bindirilip indirilirken ya da mahkemeye sevk edilirken ki görüntüsünün halkların hafızasında kalmasını amaçladılar. Pompalanan imajla birlikte hafızanın da yer değiştirmesi operasyonuydu.
Bu bakımdan en simgesel ve tarihsel foto, enternasyonalist devrimci Che Guevera'nın cansız bedeninin sergilenmesiydi. 10 Ekim 1967 tarihinde o fotoğrafın yayınlanmasındaki amaç, Che'nin "başarılı bir CIA operasyonu"yla öldürüldüğünün dünyaya ispat edilmesinden öte, bir efsaneye son vermekti. Enternasyonalist devrimcilik fikir ve eyleminin artık olmadığına dünya halklarını ikna etmekti. Bir bedenden çok bir simgenin ölüm ilanıydı. New York Times gazetesi, söz konusu fotoğrafın ardından, "Ernesto Che Guevara, şimdi artık muhtemel göründüğü gibi, Bolivya'da gerçekten öldürüldüyse, bir insanla birlikte bir mit de huzura kavuştu" diye boşuna yazmamıştı.
Cansız bedenlerin de bir savaş alanı, özellikle psikolojik savaş alanı haline getirilmesi, işgalcilerin ezilen halklara karşı yürüttüğü sömürgeci savaşın temel bir parçası. Ağustos 2015'de YJA Star gerillası Ekin Wan'ın cansız bedeninin çıplak bir şekilde sosyal medyada teşhir edilmesi, Kürt kadınlarının özgürlük mücadelesine devletin duyduğu nefretin simgesiydi. Ekin Wan'ın bedenine yapılan bu insanlık dışı uygulama ile başta Kürt kadınları olmak üzere özgürlük arayışındaki tüm kadınlar hedef alınmıştı.
Bu olaydan birkaç yıl sonra, Türk devleti destekli cihatçı HTŞ ve DAİŞ çeteleri, Rojava devrimine yönelik tasfiye saldırılarında, kadınları özel olarak hedef aldılar. Bu düşmanlıklarını da kaydederek, sosyal medyada dünya aleme gösterdiler.
Cihatçı çeteler, Halep'te 10 Ocak'ta İç Güvenlik Güçleri üyesi Deniz Çiya'nın cansız bedenini bir binadan tekbir getirerek attıkları görüntüyü sosyal medyada servis etti. Bu olay, faşist, cihadist çetelerin, insanlık için ne kadar büyük bir tehlike olduğunu ve Rojava devrimi ile onu yaratan kadınlara karşı duydukları nefretin ne kadar derin olduğunu göstermesi kadar, psikolojik savaşın da hamlesiydi. "Ölüyle bir halka ders vermek" isterken, vahşetlerinin altını çizerek de şok yaratıp teslim almayı, biat ettirmeyi amaçlamışlardı. Artık hiçbir hesabın görülemeyeceği cansız bir bedenle hesap gören bu zihniyet, düşman gördüğü canlılara neler yapmazdı?
Yakın bir zamanda da esir alınan bir YPJ savaşçının saç örgüsünün kesilerek, cihatçı bir faşist tarafından sergilenmesi de psikolojik savaşın bir unsuru olarak hafızamızda yerini aldı. Elbette, "bu kadarı da olmaz" dedirten sayısız örnekle önümüzdeki günlerde de karşılaşacağız. Çünkü bu iş için cihatçı çetelerin özel ekiplerinin olduğu, her şeyi hesaplayarak yaptıkları anlaşılıyor.
Önümüzdeki günlerde karşılaşacağımız bir diğer şey ise, elbette bu psikolojik savaşa eşlik edecek olan muhalif basın üzerindeki baskılar olacaktır.
Şimdiden bunun ilk örneklerini görmeye başladık. Özellikle Kürt kentlerinde haber takibi yapan muhabirler polis şiddetiyle karşı karşıya kalıyor. Saha muhabirliği, halkın, gerçeğe ulaşmasında gazeteciliğin en temel yeridir ve bu yine hedefte.
Geçtiğimiz günlerde, iktidar, yürüttüğü psikolojik savaşın bir parçası olarak Kürt basını ve sosyalist basının internet sitelerine erişim engelleri getirdi. X platformunun sözde mahkeme kararlarıyla aldığı erişim engelleri artık rutinleşmiş durumda. Amaç açık, yalan propagandalarına alan açmak, halkın dimağını bu yalanlarla doldurmak, aklını, vicdanını esir almak.
Bu psikolojik savaşla baş etmek mümkün mü? Zor, ancak yapılacaklar elbette var. Bu konuda önemli bir nokta; farkında olmadan psikolojik savaşın değirmenine su taşımak. Örneğin, Deniz Çiya'nın cansız bedeninin atıldığı görüntüyü sürekli paylaşıma sokmak. Bu görüntüler gerçekten izleyende bir öfke mi örgütlüyor, yoksa o şiddeti sıradanlaştırıyor mu? İzleyenlere bu vahşete karşı bağışıklık mı kazandırıyor, yoksa harekete geçmeye mi teşvik ediyor? Keder mi, öfke mi? John Berger'in "Bir Fotoğrafı Anlamak" kitabında yazdığı gibi; "Keder, başkasının acılarının bir kısmını amaçsız biçimde yüklenir. Öfke eyleme ihtiyaç duyar".
Bu soruların yanıtlarını düşünmek zorundayız.
Öncelikle, halkın, okurların, takipçilerin, gerçeğin bilgisine, ancak özgür basının, devrimci sosyalist basının sayesinde ulaşacağını unutmaması ve bu basının yanında durması önemli. Ayrıca sosyal medya kullanıcılarının da hangi kaynaktan nasıl bilgi alınabileceği konusunda bilinçli olması gerekli. Sosyal medyada yayılan her bilginin gerçek ve doğru olmayabileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Her zaman bir soru işareti aklın bir yerinde asılı durmalıdır. Bir bütün olarak medya mecralarında yürütülecek olan hakikat mücadelesi örgütlü bir görüş açısıyla yürütülmelidir. Özellikle sosyal medya platformlarının sunduğu kişisel sunum imkanlarının kolaylığına yaslanıp yapılan gelişigüzel ve amaçsız içerik paylaşımlarının kimi zaman egemenlerin psikolojik savaşına eklemlendiği gerçeği akıldan çıkarılmamalıdır.