2 Mart 2024 Cumartesi

Emek ve Özgürlük İttifakı, seçimler ve işçi sınıfı

EÖİ, nerede bir işçi grevi ve/veya direnişi varsa orada olmalıdır. Tek tek başlayan işçi grev ve direnişleriyle etkin ilişki kurmak, bu grev ve direnişlerin kazanımla sonuçlanması için azami çaba sarfetmek, sokaktan parlamentoya kadar geniş bir mücadele sahasında kuvvetlerini harekete geçirmek, birleşik işçi forumları örgütlemek, işçilerin taleplerini diğer ilerici toplumsal kesimlere taşımak, boykot örgütlemek, grev ve direniş alanlarını kitlesel mücadele alanlarına dönüştürmek, her yolla faşist şeflik rejiminin ve her renkten burjuva partilerin emek düşmanı karakterini teşhir etmek...

Kapitalizmin modern bir kölelik düzeni olduğu belirlemesi, Türkiye ve Kürdistan topraklarında hemen her gün yaşanan yeni gelişmelerle kendisini gösteriyor. Yalnızca devletin ezilen halklar üzerindeki siyasal şiddeti değil, ağır ekonomik koşullar yoluyla da bütün bir üretenler sınıfı ve ezilenler modern bir köleliğe mahkum ediliyor. Köleci düzende olduğu gibi, şiddet ve açlık denklemi, sömürü düzeninin sürmesinin başlıca yöntemi olarak örgütleniyor. Faşist şeflik rejiminin yönetimi altındaki ekonomik düzen, milyonlarca emekçinin yaşamını gün geçtikte dayanılmaz hale getiriyor.

Faşist şeflik rejimi, kapitalist kölelik düzeninin jandarmasıdır. O, patronlar sınıfının çıkarlarının baş koruyucusu, işçi sınıfı ve emekçilerin can düşmanıdır. Faşist şefin yaptığı her açıklama, aldığı her karar, kendisine bağlı her türlü devlet aygıtı bu işlevi oynar.

Faşizm, yalnızca siyasal baskı ve şiddet olarak değil, emek sömürüsünün patronlar lehine daha da azgın hale getirilmesiyle de karakterize olur. Faşist rejim altında patronlar en küçük ekonomik hak talebine dahi ağır uygulamalarla karşılık verir. Çalışma yaşamına dair çıkarılan mevzuat patronların pervasız şekilde hareket etmesine olanak sunar. İşçi haklarını düzenleyen yasalar aşılır, sendikal örgütlenme baskılanır, grevler yasaklanır, işten atmalar kolaylaştırılır, maaşlar ödenmez, işçiler aşağılanır, angaryaya, fazla mesaiye zorlanır. İşçi mücadelelerini engellemek ve işten atmayı kolaylaştırmak için özel yasalar çıkarılır. Tüm bunlara karşı sesini yükselten işçiler içeride patronun ve özel güvenliğin, dışarıda ise polis ve yargı başta gelmek üzere devlet kurumlarının baskısı altına alınır.

Bunun son iki örneği, Kocaeli Green Transfo Energy Turkey Enerji Endüstrisi Şirketi'nde (eski ismiyle Schneider Enerji) greve çıkan işçiler ile Esenyurt LC Waikiki depo işçilerinin direnişi oldu. Schneider Enerji'de Birleşik Metal-İş üyesi işçilerin ekonomik hakları için 23 Ocak'ta başlattıkları grev, faşist şefin 24 Ocak kararnamesiyle yasaklandı. Tıpkı geçtiğimiz ay grev kararı alan Bekaert işçilerinin grevinin aynı şekilde "milli güvenliğe tehdit" görülerek yasaklanmasında olduğu gibi. İstanbul Esenyurt LC Waikiki depo işçileri, yalnızca promosyon haklarını istedikleri ve kötü çalışma koşullarına itiraz ettikleri için Kod 46'ya dayanarak işten atıldı. Böylece işçiler tazminat haklarından, işsizlik maaşı almaktan ve başka bir işletmede çalışma hakkından mahrum bırakıldı.

Tablo oldukça ağır. İşçi sınıfının sendikalaşma oranı tüm zamanların en alt düzeyine gerilemiş durumda. Rejimin aparatı haline gelenler bir tarafa bırakılacak olursa, mücadeleci geleneğiyle bilinen sendika konfederasyonlarının da önemli bir aşınma yaşadığı, ciddi bir bürokratikleşme yaşayarak sınıftan koptuğu, ekonomik talepli mücadele kararlılığı örgütlemekte de son derece geriye düştüğü ortada.

Ne var ki, özellikle 2022 yılı ocak-şubat aylarında yükselen işçi grev ve direniş dalgası gösterdi ki, sendikal bürokrasiyi aşmak, mücadeleyi büyütmek isteyen yeni kuşak bir işçi iradesi de gelişiyor. Şimdiler de bu dalga aralık ayında faşist şef tarafından yasaklanmasına rağmen sürerek kazanımla sonuçlanan Bekaert greviyle başlayan, ocak ayıyla birlikte yeniden yükselişe geçen yeni bir grev ve direniş dalgasıyla harmanlanıyor. Ekonomik koşullar ağırlaşıp, işçilerin temel hakları gasp edildikçe direnme eğilimi de büyüyor.

Yasağa rağmen günlerce süren ve kazanım elde eden Bekaert grevinden sonra Schneider Enerji grevi de yasaklandığı gün kazanımla sonuçlandı. Kocaeli'de süren Kartonsan grevi, İstanbul Koç Üniversitesi'nde çalışan Dev Sağlık-İş üyesi işçilerin direnişi, Adana Yüreğir Arçelik işçilerinin direnişi, Mersin Limanı LDH ve Özgüneş Taşımacılık işçilerinin iş bırakma eylemi, Gebze Pulver Kimya'da işçilerin kazanımla sonuçlanan uzun süreli direnişi, Adana Seyhan'da iş bırakan yüzlerce saya işçisi, Bursa Barutçu Tekstil'de süren kadın işçi direnişi, Antep'te döküm işçilerinin direnerek elde ettikleri kazanım, 200 günü geride bırakan Eskişehir Atışkan Yapı grevi, TrendyolGo kuryelerinin kitlesel iş bırakma eylemleri ile LC Waikiki işçilerinin kamuoyunda görünür hale gelen direnişi, son birkaç ayın işçi grev ve direniş tablosunu oluşturdu. Gerek siyasal ve iktisadi koşulların ağırlığı, gerekse de parçalı şekilde gelişen grev ve direnişler, işçi sınıfının önümüzdeki dönemde daha da hareketleneceğini gösteriyor. Faşist şefin asgari ücret zammı ve EYT propagandası da iktidar blokunun seçimlere doğru giderken oy avcılığı yapmak kadar bu gelişimin önüne set çekme amacı taşıdığı aşikar.

Bir yandan işçi sınıfının ekonomik ve siyasal örgütlenmesinin son derece zayıf olması, diğer yandan bunun kaçınılmaz sonucu olarak gelişen grev ve direnişlerin birbirinden yalıtık sürmesi sınıf hareketinin zayıf noktası olarak belirginleşti. Hüküm süren faşist şeflik rejimi ve sert siyasal koşulların işçi sınıfına dönük çözücü etkisi özellikle devlet terörüyle biçimlenen son birkaç yıllık sürede görüldü. Ancak bu tabloyu değiştirmek güncel koşullar içinde dünden çok daha elverişli. Özellikle emekçilerdeki siyasal ilgi düzeyinin yükseldiği, işçi sınıfının ekonomik ve siyasal ajitasyona daha açık hale geldiği seçim süreçlerinde bu zayıflığı aşmak mümkün.

Burada asıl rol, faşist şeflik rejimine karşı konumlanmış, programını işçi sınıfı ve ezilen halkların talepleri üzerinden şekillendiren ve burjuva ittifaklara karşı üçüncü cephe gücü olarak kendisini daha güçlü ortaya koymak durumunda olan Emek ve Özgürlük İttifakı'na (EÖİ) düşüyor. Başta HDP ve bileşenleri olmak üzere, ittifakı oluşturan tüm güçler, seçim sürecinde genel geçer bir toplumsal muhalefet pratiği yerine, ittifakın adına layık bir şekilde işçi sınıfının taleplerini en kararlı şekilde yükselten, Kürdistan'daki işgalci savaş ve Kürt düşmanlığını batıdaki emek düşmanlığıyla birleştirmeyi başaran bir devrimci-demokratik muhalefet örgütlemeyi başarmalıdır. Sınıflar üstü siyaset değil, düpedüz sınıf karşıtlığı üzerine kurulu bir siyaset, bir tür ahlaki idealizmden üreyen "toplumun tamamını kapsama" yanılsamasından kurtularak, sömürülen, horlanan ve yok sayılan sınıfsal, ulusal, cinsel ve inançsal baskı ve sömürüye uğrayan kesimlere seslenmeli, tüm bu kesimlerin taleplerini yükseltmelidir. İttifak, emekçi sınıf karakterini en güçlü şekilde yansıtmalıdır. Ancak böyle bir çizgi Emek ve Özgürlük İttifakı'nı bir seçim ittifakı olmaktan çıkarır ve yine ancak böyle bir tutum milyonları bu ittifak etrafında toplar.

Bunun yolu bellidir. EÖİ, nerede bir işçi grevi ve/veya direnişi varsa orada olmalıdır. Tek tek başlayan işçi grev ve direnişleriyle etkin ilişki kurmak, bu grev ve direnişlerin kazanımla sonuçlanması için azami çaba sarfetmek, sokaktan parlamentoya kadar geniş bir mücadele sahasında kuvvetlerini harekete geçirmek, birleşik işçi forumları örgütlemek, işçilerin taleplerini diğer ilerici toplumsal kesimlere taşımak, boykot örgütlemek, grev ve direniş alanlarını kitlesel mücadele alanlarına dönüştürmek, her yolla faşist şeflik rejiminin ve her renkten burjuva partilerin emek düşmanı karakterini teşhir etmek... Bu, yalnızca seçmen kitlesi yaratmak değil, faşizme karşı birleşik mücadele gücü yaratmak, seçimlerde olduğu kadar seçim sonuçlarına bağlı olarak gelişecek siyasal süreçte de burjuvaziye karşı milyonları saflaştırma perspektifi olarak görülmelidir.

DİSK/Limter-İş Sendikası ve Birleşik İşçi Hareketi (BİH) öncülüğünde büyük bir coşku ve kararlılıkla süren LC Waikiki Esenyurt depo işçilerinin direnişi pekala böyle bir çıkış noktası olabilir. İki haftayı geride bırakan direniş, işçilerin kararlılığı ve emekçi sol hareketin ileri bölüklerinin de desteğiyle görünür hale geldi, birleşik, halkçı bir direniş olma zemini kazandı. Direnişin büyümesi ve zaferle sonuçlanması yalnızca bir grup işçinin kazanımı olmayacak, başta yüz binlerce depo işçisi olmak üzere örgütsüz olan işçilere direniş ve örgütlenme ilhamı verecek, işçi sınıfının gelişen mücadele azmini büyütecek ve tam da faşist şeflik rejimine karşı emekçileri saflarında örgütlemek isteyen Emek ve Özgürlük İttifakı'na güçlü bir alan açacaktır.

LC Waikiki direnişi ve sürmekte olan diğer grev ve direnişlerle etkin ilişki kurmak, tam da söylemde iddia edildiği gibi, halkın olan ve sokaktaki mücadeleyle kurulan bir ittifak olma anlayışının pratikteki gereğidir. İşçi sınıfını siyasal bir ordu olarak örgütlemek ve emekçilerin iktidarını kurmanın bundan başka bir yolu yoktur.

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 27 Ocak tarihli 100. sayı başyazısı.