19 Haziran 2024 Çarşamba

Tahir Laçin yazdı | 21. yüzyılın ilk çeyreği ve hayaller

Maddi gerçeklerden kopuk, kendi istemlerini, gerici hayallerini Türk ve Müslüman halkımıza empoze etmeye çalışan M.N. Özfatura, "dünyada İslamiyet çığ gibi yayılmaktadır" iddiasında bulunduktan sonra, "Avrupa'nın 21'inci asırdaki dininin ‘İslamiyet' olacağı"nı söylüyor. Bu makaleyi okuduğum gün, 11 ilde yaşanan deprem sonrası enkaz altında kalan yakınlarının "bizi kurtarın" çığlığını devlete, yetkililere duyurmaya çalışanlar takatsız düşüp, çaresiz çırpınıp duruyorlardı. "Baş reis"in övündüğü otoyollar, havalimanları işlemez hale gelmişti. Telefon hatları çalışmaz olmuş, devletin hastanesi, karakolu ve diğer binaları yıkılmıştı. "Büyük Türk devleti" söylemi gerçeğe çarpıp paramparça oluyordu.

Hapishane idaresinin dağıttığı "Türkiye Takvimi"nin 13 Şubat 2023 tarihli yaprağını koparıyorum. Merak edip, A-5 sayfasının yarısı büyüklüğündeki kağıdın üzerinde yazılanları okuyorum. Takvim yaprağının arka sayfasında "makale" yayınlandığını görüyorum. Başlığı, "İslam Dünyası (Bir Feraset)." Yazar şöyle diyor: "Türk ve İslam dünyasının geleceğine (dış politika) açısından baktığımızda 21'inci asrın ilk çeyrek dilimine (2025'e) varıldığında, dünya siyaset platformunda, Türk-İslam dünyasının ağırlığını tıpkı 18'inci asır öncesi gibi hissettireceği, bugünkü süper güçlerin dünya siyasi liginde ikinci lige düşeceği, Uzakdoğu'da Japonya'nın ve Ortadoğu'da Türk-İslam dünyasının, dünyanın en büyük iki süper gücü olacağı görülmektedir..." ABD ve Rusya'nın "dünya liderliğini 40 sene bile" sürdüremediğini, Fransa'nın "tarihte 17 yıl, İngiltere ise 128 yıl dünya lideri olabilmiştir" dedikten sonra, "Osmanlı devleti ise 322 sene dünyanın hakim gücü olmuştur" diyerek böbürleniyor ve emperyalist yayılmacı, gerici özlemini tüm çıplaklığıyla açığa vuruyor.

İlk iki paragrafı okuduktan sonra, bu satırların yazarının kim olduğunu merak edip bakıyorum; Mustafa Necati Özfatura ismi ile karşılaşıyorum. Makale "11.04.89" tarihinde kaleme alınmış. 1990'ları, 2000'leri, 2010'ları geride bıraktık. Bu geçen zamanda, 1950'lerden sonra, sosyalizme ihanet etmiş revizyonist SSCB'nin (Rusya), 1990'larda havlu attığına, ABD'nin dünyanın "tek süper gücü" olarak varlık gösterdiğine, Rusya'nın Çin ile birlikte ABD'ye karşı yeni bir güç merkezi oluşturduğuna. Japonya'nın, Çin'in giderek büyüyen ve ABD'ye rakip olan ekonomik ve Rusya ile ittifak içinde askeri güç olma gerçeği karşısında ABD ile sıkı bir işbirliğine girdiğine. Avrupa Birliği'nin bu gelişmeler karşısında, ABD ve İngiltere ile, Rusya-Çin kamplaşması ve rekabetinden, ayrı bir odak olma amacını yadsımadan, ABD-İngiltere kampıyla sıkı bir ittifaka yelken açtığına da tanıklık ettik ve ediyoruz.

Peki, "Türk-İslam dünyasının" durumu nasıl bir seyir izledi? Tunus'ta, Libya'da, Suriye'de, Mısır'da, Fas'ta, Sudan'da, Yemen'de, Türkiye'de, İran'da vd. İslam ülkelerinde, küresel emperyalist güçlerle sıkı işbirliği içinde olan gerici, faşist, despotik iktidarların yarattığı derin yoksulluk, haksızlık, baskı ve zulme karşı ayaklanmalar patlak verdi. Emperyalist ve gerici güçlerin dolaylı, dolaysız dahil olduğu savaşlar yaşandı, yaşanıyor. Milyonlarca yoksul Müslüman yaşamını yitirdi. Milyonlarca Müslüman kendi ülkelerini terk etmek zorunda kaldı ve emperyalist-kapitalist ülkelerde "yeni bir yaşam" aramaya koyuldu. Koyulmaya da devam ediyor. Emperyalistlerin birer uzantıları olarak iktidarını korumaya çalışan gerici, faşist iktidarlar, aynı zamanda birbirlerine karşı da, açık-gizli bir savaş içinde olageldiler. Bu tarihsel gelişim sürecinde, "Türk İslam dünyasının" "lideri" olmak için yanıp tutuşan ve bu amaçla emperyalist ABD ile sıkı işbirliği içinde atılan adımlar, benimsenen politikalar hızla tersi sonuçlar vermiş, politik islamcı ve Türkçü burjuva hareket, hem İslam ülkeleriyle hem de kendi içinde gerçek anlamda savaşlar yaşadığına tanıklık ettik. İslam coğrafyası ile (devletlerle) çatışma ve savaş büyük krizlere neden olurken, siyasi, ekonomik, diplomatik vs. boyutlarıyla ciddi bir bunalımı da hazırladı. İslam dünyasına lider olmak bir yana, ekonomik krizi hafifletmek için Arap İslam devletlerinden para-yardım dilemeye başladılar.

ABD-AB ile Rusya-Çin rekabetinden faydalanma ve kendini daha yüksek fiyata pazarlama atakları vs. de, islamcı-Türkçü iktidarın ekonomik, askeri, siyasi, diplomatik krizle yüz yüze kalmasını engelleyemedi. Politik islamcı iktidar krizden çıkmak için Türkçü, ırkçı savunulara daha sıkı sarıldı. Geleneksel ırkçı, şoven, faşist hareketle güçlü bir ortaklık kurdu. Türk işçi ve emekçilerini diğer ulus ve ulusal azınlıklara, inançlara, cinslere karşı düşmanlaştırıcı bir strateji, politika izledi. Bunda bir başarı da sağladı. Ancak, "yerli ve milli" inanç ve ulusal söylemlerin boş olduğu, yaşam gerçeğine çarparak ortaya çıktıkça, bu politikalar ve söylemler kitleler nezdinde rıza üretemez olmaya başladı.

M.N. Özfatura'nın 21. yüzyılın ilk çeyreğinde "Türk-İslam dünyasının" emperyalist "iki süper güç"ten biri olacağı kuruntusu vs. çoktan ıskartaya çıkması bir yana, "Türk-İslam dünyası" küresel emperyalist güçlere her bakımdan daha güçlü bağımlı haldedir. Maddi gerçeklerden kopuk, kendi istemlerini, gerici hayallerini Türk ve Müslüman halkımıza empoze etmeye çalışan M.N. Özfatura, "dünyada İslamiyet çığ gibi yayılmaktadır" iddiasında bulunduktan sonra, "Avrupa'nın 21'inci asırdaki dininin ‘İslamiyet' olacağı"nı söylüyor. Ancak devamında, "Türk milleti, Batılaşmak maskesiyle Hristiyanlaştırılmak" istendiğini söyleyerek hem bir önceki savını çürütüyor hem de korkusunu dışa vuruyor. Ve bütün bu "öngörü", saptama ve savunuları, "Gelecek Türk-İslam dünyasının olacaktır..." diyerek kararlılığını okuyucuya yansıtmaya çalışıyor.

Bu makaleyi okuduğum gün, 11 ilde yaşanan deprem sonrası enkaz altında kalan yakınlarının "bizi kurtarın" çığlığını devlete, yetkililere duyurmaya çalışanlar takatsız düşüp, çaresiz çırpınıp duruyorlardı. Kar, yağmur, dondurucu soğuk altında, çıplak elleriyle, enkaz altında kalan yakınlarını çıkarmaya çalışıyorlardı. "Baş reis"in övündüğü otoyollar, havalimanları işlemez hale gelmişti. Telefon hatları çalışmaz olmuş, devletin hastanesi, karakolu ve diğer binaları yıkılmıştı. "Büyük Türk devleti" söylemi gerçeğe çarpıp paramparça oluyordu.

21. yüzyılın ilk çeyreğinin tamamlanmasına 2-3 yıl kaldı. "İslam dünyasının gelecekte (21. yüzyılın ilk çeyreğinde) tabii, tarihi ve ekonomik lideri olmaya namzet Türk milleti"nin Merkez Bankasının kasası tamtakır duruma düştüğü için, düne kadar kanlı-bıçaklı olduğu, diplomatik ilişkilerinin kesildiği (B.A.E, Suudi Arabistan, Mısır, İsrail vd.) birçok devlet ile, tükürdüğünü yalama pahasına yeniden ilişkin kurup, borç para alıp Merkez Bankası kasalarına koymada bir sakınca görmediler. Emperyalist ve kapitalist devletlerin oluşturduğu "20 büyük ekonomi" içindeki konumunu kaybetmiş islamcı-Türkçü burjuva devlet 6 Şubat'ta meydana gelen büyük depremin ardından yıldızları dökülmüş ve çürümüş bir ağaç gibi yere serilmiş halde duruyor. Milyonlarca insanın başka yerlere göç etmek zorunda kaldığı, yüzbinlerin yaralandığı, yaşamını yitirdiği ve bütün bunların sorumlularının en geniş kitleler nezdinde açığa çıktığı deprem günlerinden geçiyoruz.

"Dünya lideri", "büyük devlet" vb. söylemler ile işgalci, sömürgeci emellerini topluma empoze etmeye çalışan Türkçü-islamcı devlet gerçeği tüm çıplaklığı ile açığa çıkmıştır. M.N. Özfatura ve benzerleri bir yandan ABD, Rusya, İngiltere vd. emperyalist-kapitalist işgal ve sömürgeciliği lanetlerken, diğer yandan "Türkçü-islamcı devletin" 21. yüzyılın "ilk çeyreğinde" dünyaya hükmetmesinin "müjdesini" verirler. Bu iddianın maddi bir dayanağı olmasa da, bütün ırkçı, şovenlerin rüyası olmaya devam edecektir. Biz marksist leninistler ise, sınıfların olmadığı, sömüren ve sömürülerin olmadığı, tüm baskı araçlarının tarih olduğu, herkesin ihtiyacı olana eriştiği, özgür bir dünya hayali kurmaya ve onun için savaşmaya devam edeceğiz. Onun için, "dünyanın tüm ezilen ve sömürülenleri, ezenlere, sömürenlere karşı birleşin ve savaşın" diye haykırıyoruz.