20 Haziran 2024 Perşembe

Kalplerini aldırmış tüccarlar

Ulus, kültür, yaşam tarzları, inanç sistemleri gibi birçok başlık indirgemeci ve 'dışarıdan' olmayan, onları değersizleştirmeyen bir politik özgürlük perspektifiyle ele alındığında devrimin hareket sahasının ne denli geniş olduğu çok daha iyi anlaşılır. Kalplerini şeytana satmış, merhamet hissini tanımamış tüccarların Allahı mülk edinerek, dini parselleyerek ezilenleri etkiliyebilmesi büyük haksızlık ve bir kez daha 'Zalimler için yaşasın cehennem'.
Bir vekil Aladağ'daki bir menfaat tarikatı yurdunda ölen kız çocukları için 'böyle kazalar' diyebildi. Der, çünkü kalpleri yok bunların, sadece cüzdanları var. Soma'daki işçi katliamının işin fıtratı gereği olduğunu söylememişler miydi vaktiyle? İşçi ölümleri inşaat tekellerin fiyakasını bozmasın diye kaç zamandır hasıraltı ediliyor.
 
Havaalanı işçilerinin eylemlerine gerekçe olan tüm nedenleri de yalanladılar ama iktidar kontrolündeki medya röportajları dahi eylem nedenlerini doğruladı. İnkar etmek savuşturmaya çalışmak, yetmiyorsa tehdit etmek çoktandır iktidarın alameti farikası. Hayatlarımıza yaydıkları fiili ve mecazi zulümle abad olma gayretindeler.
 
Bir de durup durup yumurtlamıyorlar mı "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın", diye pes diyor insan, bu nasıl kafa, nasıl bir gerçeklik kaybı, nasıl bir Göbbels'e rahmet okutan kurnazlık.
 
Allah'ı mülk edinmişlerdi. Şimdi din tekelini de uhdelerinde tutma derdindeler. Bunların milliyetçilik potasındaki alaşımıyla toplumu idareye, yetmezse zapturapta çabalıyorlar. Bu olsa olsa kabileciliğini din diye sunan cahiliye kafasının, menfaat iktidarını halifelik diye pazarlayan Emevi oligarşisinin tarzını taklittir.
 
Çıkış koşulları itibariyle bir siyasal devrim olan ve Hz. Muhammed hayattayken bütün makam ve iş görevlendirmelerinde liyakati esas alan İslam aydınlanmasının yozlaştırılmış, tüketilmiş, sefil bir dünyevi iktidarı sürdürmek için dejenere edilmiş halidir halihazırda karşı karşıya kaldığımız.
 
İslamın binbir yorumu ve ekolü mevcut. Bunların en kalitesiz ve mala tamah edeni şimdilerde ezilenleri sömürü ilişkilerine ikna etmekte kullanılıyor. Bunun miadı varmıdır, evet vardır. Bir tür İslam tekeli kurmaya, İslami tandanslı parti ve grupları kendine itaat mecburiyetiyle paydaş kılma imkan ve tehdidini bir arada kullanmaya odaklanan iktidar varlığını hayırla sürdüremez.
 
Birikimli İslam alimleri bu iktidarı dini manada dikkate almaz. Bizzat İslami hareketin entelektüel camiasında iktidara pasif direniş ise imkansız değil ve hatta muhtemel. İslam tarihinde örnekleri var. Saltanat İslamcılığının en güçlü ve bu arada oldukça çürümüş olduğu dönemde liderin istediği fetvayı vermeyi reddeden Ebu Hanife'nin direnişi ve bundan ağır işkencelere rağmen vazgeçmeyişi. Ebu Şafii'nin benzer işkencelere karşın bildiğinden şaşmaması gibi örnekler az değil.
 
Bilinir: Mekke aristokrasisinin zulmüne uğrayan İslam peygamberi kurtuluşu Taif'e gitmekte bulur ama orada çok kötü karşılanınca umutsuzluğa kapılarak geri döner. Sonrasında zengin bileşenli Medine halkını oluşturan kabilelerle iletişim kurup oraya geçer ve derhal bir anayasa oluşturur. Magna Carta 1215 tarihiyken bu anlaşma ondan beş yüz elli sene öncesindedir. Bir tür siyasal özgürlükler metnidir meydana gelen. Farklılıkların hak eşitliğiyle şekillenir. Görev ve yetki paylaşımında akrabalık, aynı soydan gelme, kabile bağlılığı veya şahsi muhabbet değil liyakat esas alınır. Muhammed peygamberin ömrü boyunca kimseyi kayırmadığında ittifak ve bunun sarih delili olan bir dolu uygulaması vardır.
 
Bugün mü, işte basına yansıyan son örnek; şuraya belediye başkanı ol denilen isim, kendisini garanti altına almak için çalışacağı kişileri tayin etmek ve bir tür Davutoğlu sendromu yaşamamak için diretiyor. Bunun üzerine diğeri "benim oğlanla damat bu işle ilgileniyor, onlarla görüş" karşılığı veriyor. Beriki bu kez 'beni onlarla muhatap etme' diyor. Burada takva ve Allah rızası için kendinden vazgeçiş mi var, nefis savaşı mı? İstişare mi egemen aile yönetimi mi? Muhammed peygambere mi yakındır bu tarz yoksa Muaviye'ye mi?
 
İslamdaki kabilecilik, akrabacılık, kayırmacılık ve oligarşik dikta yönetimi, öncesinde kimi işaretleri olsa bile Muaviye ile birlikte sistematik hal aldı. Belli toplumsal şartlarda kabileciliği aşarak daha kapsayıcı bir tanım kümesi oluşturan ümmet kardeşliği fikri tekrar kabileci çıkarlara defa edildi. Bu yolla İslam devriminin çıkış koşullarında ne varsa bozuldu ve bu arada toplum yozlaştırıldı. Bugünkü saldırgan milliyetçiliğin köpürtülmesi nasıl bir uyuşturucu etki yapıyorsa o gün de Kuran ayetleri buna malzeme yapıldı. Bu yüzden diğer dinlere ve inançlara olan karşıtlık salt inanç düzeyinde de değil, farklı inançları paylaşanların milliyetlerine saldırganlığı da içermiyor mu her seferinde.
 
Saltanat İslamcılığıyla bugünkü iktidar yapılanmasında müşterek nokta devlet gücünü ele geçirmişliktir. Halk büyük oranda savunmasız bırakılınca iktidarlar at oynatmakta, hükümranlıklarının ilelebet olduğu algısı yaratmaktadır. Şimdiki iktidarın, bütün devlet gücüne karşı dezavantajıysa İslamcılığının politik amaçlarına kurban edilmesi, bir gün milliyetçiliğe diğer gün Calvinist "inşaat ya resulallah" zihniyetine güdümlenmesidir. Bununla eş anlı olarak topluma boca edilen selefi söylemle aklı ihanetin ve itaati iyi Müslümanlığın nişanesi sayma kurnazlığı da yürütülüyor.
 
Dahası iktidar bir ekolü değil dönemsel hedeflerine taşıyacak en elverişli yaklaşım ne ise İslamı ona göre yorumlayıp sunan bir araçsalcılığı kişilik özelliği haline getirmiştir. Herhalde siyasete ve çıkarlara şimdiki zamanda en çok alet edilen din İslam'dır ve politik özgürlükler devrimi, Müslüman mütedeyyin kesimlerin, şekilden şekle sokarak İslam'ı bozan, kültürel çerçevesini parçalayan devlet İslamcılığını reddetmesinin de önünü açacaktır.
 
AKP'nin İslamcılığı milliyetçilik dayanağı olmadan hiçbir kapıyı açamaz. Bu yüzden 'milli görüş gömleğini çıkardık' denildi. Siyasal islamcılık geçer akçe olunca bu defa demokrasi de neymiş diye tornistan edildi. Sözgelimi Kürtler bu zikzaklarla karekterize olan AKP İslamcılığını ciddiye almaz. Kuran-ı Kerim'in onlara doğru sallandığı ve sonra kürsüye adeta fırlatıldığı konuşma hatırdadır zira.
 
Tıpkı ulusal zulme karşı Allah rızası için Kürdistan'ın çeşitli şehirlerinde toplanan Cuma cemaatlerinin gaza boğulduğunun hatırda bulunması gibi. Ev baskınlarında mukaddes sayılan ne varsa ayaklar altına alanlarda başka bir rejimin görevlileri değildi. Bunların yarattığı hafıza kolay pörsümez ve kendine yabancılaşmaz. AKP ne zaman İslam'dan bahsetse bir kürdün alaylı bir nidayla "Teeyy malımıne" demesi boşuna değil.
 
Müteyyin kesimlerin çoğu gibi Kürtler de AKP islamcılığının zayıflığını, siyaset enstürmanı kılındığını bilir. Şimdiki AKP'nin ilham aldığı Menderes diktası zamanında da iktidarların İslam ile nasıl bir ilişki kurduğunu gören Hikmet Kıvılcımlı meşhur Eyüp Sultan söylevine girişmiştir. Orada, İslam'ın çıkış koşullarındaki görece eşitlikçi unsurlar sosyalizmin temel prensipleri çerçevesinde cemaate anlatılmıştır. Sonrasında Kıvılcımlı'nın kurduğu parti "dini siyasete alet etmek" iddiasıyla kapatılmıştır.
 
Kısacası dini mülk edinip her türlü saldırganlığın, milliyetçiliğin aleti kılmak serbest. Sonucu itibariyle buna yeni malzeme sunan dışlayıcı / saldırgan bir laik dille din karşıtı söylem de öyle. Bu karşıtlıktan beslenen iktidar tekniklerini işlevsizleştiren ve mesala düşünce ve davranış çizgisinde İslam'ı temel aldığını iddia eden iktidarı o İslami ölçülerle eleştiren entelektüel çaba ise tehlikeli. İki tarafın geleneksel kesimlerinin buna tepkisi de cabası. Teoride yer yer iktibasçılıkla yetinmiş olsa, politikada hata ve yetmezlikleri bulunsa, '71'in politik devrimci pratiğinden uzak dursa bile bu tür kıymetli hamleleri olan Kıvılcımlı'nın akıbeti bir ölçüde böyle bir mengeneye sıkıştırılmaktı.
 
Ulus, kültür, yaşam tarzları, inanç sistemleri gibi birçok başlık indirgemeci ve 'dışarıdan' olmayan, onları değersizleştirmeyen bir politik özgürlük perspektifiyle ele alındığında devrimin hareket sahasının ne denli geniş olduğu çok daha iyi anlaşılır. Kalplerini şeytana satmış, merhamet hissini tanımamış tüccarların Allahı mülk edinerek, dini parselleyerek ezilenleri etkiliyebilmesi büyük haksızlık ve bir kez daha 'Zalimler için yaşasın cehennem'.