20 Haziran 2024 Perşembe

Hegemonya mı dediniz!

Toplum sathında emekçi sol bir aydınlanmanın öncesi ise devrimci demokratik solun kendi iç sosyalist aydınlanmasıdır. Üç yüz kelimeden ibaret dar hayatların dışına çıkan, özgüvenli bir merakla okuyan, tartışan, üreten, fikir alışverişinde bulunan, hayal dünyası geniş, bütün hayatını sınıfsız ve sömürüsüz özgür bir dünyaya vakfetmiş gençlerin yaratacağı enerjinin toplumda nasıl bir enerji yaratacağını kestirmek güç değil.

Devlet başkanı Erdoğan sık sık yakınır. Çerçevelediği konu şudur: AKP hükümet olmuş, iktidar olmuş ama kültürel iktidar olamamıştır. Kast ettiği tamamlayıcı kültürel hegemonyadır ancak devlet dersinde büyümüş politik İslamcılık için her şey 'iktidar' kavramına kilitlendiğinden böyle ifade edememektedir. Ne var ki konu önemlidir.

Diğer yandan CHP de kültürel hegemonyayı kast ederek konuyu sanat, edebiyat ürünlerine getirmeyi ihmal etmiyor. AKP'nin iktidarın tamamlayıcısı saydığı kültürel hegemonya, CHP için muhtemel bir iktidarın yolunu döşeyecek kültür malzemesidir. Onun ezel ebed derdi, AKP'nin doldurma imkanı bulunmayan kültürel hegemonyayı kendi lehine tesis etmek.

AKP'nin sonuç alamadığı ama önemini anladığı konuda bildiği yegane yol, bir taşra zengini ruh haliyle belediyelerde 'sanatçılara' konser verdirmek, büfe tesis etmek, kitapları balyalar halinde satın aldırmak, gazetelerine ilan vererek finanse etmek. Ancak parasını vererek kültürel hegemonya tesis edilmiyor ne yazık ki. Düşünsel hegemonya için kurduğu SETA türü merkezlerin düşünsel sefaletiyse ortada. Hegemonyanın ruhuna aykırı bu para odaklı iş bitirme gayreti, yandaşların cebini şişirip ensesini kalınlaştırırken, var olduğu kadarıyla bile sınırlı yetenekleri bloklamış ve betonlamıştır.

CHP için de durum farklı değil. Belediyelere oyun koymak, konser düzenlemek ve burayı bir rant dağıtım merkezine dönüştürmek biçimindeki iktidar tutumunu sürdürdü. Kısacası al birini vur ötekine. Biri daha pervasız, utanmaz ve fütursuzca davranıyor; diğeri daha nokta atışı odaklı ilerliyor. Konu para, imkan ve güç olunca burjuva sol ile faşizm arasında, hiç değilse bu topraklarda, esaslı hiçbir farka rastlanmaz.

Hegemonya sorunu hem özgürlük cephesi hem karşıdevrim cenahı bakımından hayati bir konudur. İktidar güç tahkimini bu yolla kalıcılaştırmaya, toplumdaki etkisini derin ve kalıcı hale getirmeye, ilk seçenek olmayı sürdürmeye çalışır. Kültürel hegemonyayı tesis edemeyen bir iktidarın ömrü iktidardan düşse bile sürer ve bazen oraya yaslanarak tekrar iktidara gelmenin yollarını bulabilir.

Türkiye'de politik İslamcıların düşünsel ve kültürel hegemonya değilse bile etki yarattığı zamanlar AKP iktidarından önceki döneme rastlar. Yoğun bir dergi faaliyeti, düşünce akımlarıyla ilişkileniş, solun tarihini inceleme, müşterek noktaları arama ve devletin yaşattığı mağduriyeti bilinçli bir üretime dönüştürme kapasitesi o yürüyüşün iktidarlaşma eğilimini gösteriyordu. AKP ilk yıllarında bunun rantını epey yedi. Ancak zamanla 'inşaat', 'sıcak para' ve 'iktidar nimetleri' kemirgen bir farenin üfleyişi gibi AKP etrafındaki entelektüelleri kendi dışındaki ne varsa hepsine karşı hissizleştirdi. Başkasına bakmayı elden bıraktıkları gün yenilgi gelmişti aslında. Bunu Kürt, Cumartesi Anneleri, hapishaneler gibi pek çok başlıkta sınayabiliriz. Sonraki zamanlarda AKP bir rant dağıtım merkezi gibi çalışmış ve dışarıdan alınan sıcak para imkanları tükenince hayal kırıklıkları almış yürümüştür.

Dolayısıyla yakınmalar sürecek ve politik İslamcı geleneğin kültürel hegemonya tesis imkanı asla olmayacaktır. Sadece bu kadar değil, mütedeyyin kitlede yol açtıkları travmanın da zamana yayılan önemli etkileri olacaktır. İktidardaki sonuç aldatıcı olmamalıdır, yenilgi herhangi bir seçim sonucuyla hukuksal hale geldiğinde bunun derinliğini ölçme imkanı da bulacağız.

CHP'nin derdi Cumhuriyetin betonarme kurucu değerlerini koruma ve kollamaktır. Böyle gerici bir amaca kilitlendiği için onun kültürel hegemonya şansı da bulunmuyor. Böylesi sıkışık zamanlarda, genellikle liberal kültürel hegemonya yayılır. Dünyanın şimdiki zamanında siyasal liberalizmin tabutunu bizzat egemenler çivilediği için o kapının açılması da zor. Dolayısıyla paralize olma, odak kaybı, kültürel dağılma ve ırkçılıktan tutalım IŞİD türevi faşizmler bu şartlar altında boy verebilir.

Sosyalist etik, estetik ve kültür değerleriyle bağı kopan her toplum çeşitli düzeylerde bozulmaya uğrar. Ancak ve sadece sömürü ilişkilerinin tamamını, yapay devlet sınırlarının hepsini reddeden eşitlik ve özgürlük anlayışına yaslanan bir perspektif günlük kaygılardan, korkulardan sıyrılarak üretimde bulunabilir.

Ezilenlerin her düzlemdeki eşitliğini temel alan sosyalizm anlayışının kültürel etki ve hegemonya tesisi mümkündür. Bunu yapabilecek asıl merkez budur.

Ancak ne yazık ki Türkiye'deki emekçi sol ve onun bileşeni olan devrimci akımlar, 12 Eylül öncesinin temel bir zaafı olan iktidar bilincinden yoksunluğu pratik olarak eleştirmeye çalışırken konunun kültürel yanını ihmal ettiler. Yirminci yüzyıldaki sosyalizm denemeleri de çözülünce kendilerine döndüler. Entelektüel donanım, birikim, üretim başlıklarını ihmal edilebilir saydıkça kendilerini de saran düşünsel yoksunluk ve dezentelektüelizm sorunuyla baş başa kaldılar. Kendi varoluşunu sürdürmeye çalışma gayesi her şey haline gelince Türkiye emekçi solunun devrimci adresleri bu alanda da ciddi konum kaybı yaşamıştır.

Tablo bu nedenle iç açıcı değildir. Diğer taraftan Türkiye'deki kültürel hayat kurumuştur. Halihazırdaki kültürel yaşamın kanon belirleyici isimleri hala 1960-1980 aralığında şekillenen Türkiye devrimci ve sosyalist hareketi ile çeşitli biçimlerde etkileşim içinde olmuş isimleridir. Akmasa da damlayan bu yatağın elbette yeni bir perspektifle genişletilmesi, yenilenmesi acil ihtiyaçlardandır. Bazen bir şarkının, bir dizenin, film karesinin, romanın nasıl etkiler uyandırabildiğini herkes kendi hayatındaki örneklerle tecrübe etmiştir.

Bugün bir pata durumu var. Ne karşıdevrim cephesinin somut adresleri ne ezilen özgürlük cephesinin bileşenleri entelektüel, kültürel, sanatsal hegemonya sağlayabilmektedir. Hegemonya konusunu başlı başına ele alan evet Gramsci'dir, ancak Lenin de buna temas etmiştir. Geniş bir bakış açısıyla faşizme karşı özgürlük cephesinin bütün bileşenlerinin müşterek noktalarını öne çıkarmakla işe koyulan, oradan antikapitalist yeni toplumsal hayat anlayışına varan bir davranış çizgisini geliştirmek hem mümkün hem gereklidir.

Toplum sathında emekçi sol bir aydınlanmanın öncesi ise devrimci demokratik solun kendi iç sosyalist aydınlanmasıdır. Üç yüz kelimeden ibaret dar hayatların dışına çıkan, özgüvenli bir merakla okuyan, tartışan, üreten, fikir alışverişinde bulunan, hayal dünyası geniş, bütün hayatını sınıfsız ve sömürüsüz özgür bir dünyaya vakfetmiş gençlerin yaratacağı enerjinin toplumda nasıl bir enerji yaratacağını kestirmek güç değil. Materyalist diyalektiğin sağlayacağı düşünsel derinliğin bütün imkanlarından yararlanarak sinemadan tarihe, edebiyattan müziğe, kültürden bilime dek pek çok alanda yetkinleşmek, bu başlıklar altındaki üretimle yeni bir dünya anlayışını kalplerde ve zihinlerde tasarımlar halinde ortaya çıkarmak elbette pratik politik mücadelenin en kıymetli eş değerli tamamlayıcısıdır.