21 Mayıs 2024 Salı

Ender Çelikel yazdı | İdeoloji ve ideolojinin işlevi

Burjuva ideolojisi hiçbir zaman proletarya ve ezilenler üzerinde topyekun bir hegemonya kuramaz. "Karşı-hegemonik" bir bilinç "tohum" halinde bile olsa hep vardır proletaryada. Bu, onun yapısallığında mevcuttur. Sömürüye direnç gösteren; hakim düşünüşe, değer ve yasalara uymayan örtük bir dünya görüşünü yansıtan pratikler şeklinde tezahür eder. Sınıf mücadelesinin kabarmasıyla beraber "karşı-hegemonya" güçlenir. Proleter ideoloji, komünist parti vasıtasıyla DİA'lara nüfuz eder. Sendika, dernek, legal parti gibi araçlar sosyalist ideoloji içerisinde işler.

"Bir toplum ürünlerinin bir kısmını sürekli olarak üretim araçlarına, yeni ürün ögelerine dönüştürmeden kalıcı üretim yapamaz." (Marx)

Burjuvazi, kapitalist üretim biçiminin devamını sağlamak zorundadır. Bunun için, yasalarla belirlenmemiş sınıf ilişkilerinin yeniden üretilmesi gerekir. Patron-işçi, zengin-yoksul, hükmeden-hükmedilen ilişkileri yeniden üretilmediği takdirde toplumsal maddi yaşam örgütlenemez. Haliyle kapitalistler biricik kaynağı canlı emek olan artıdeğer ve kar sağlayamazlar. Sistem varlığını sürdüremez.

SINIF İLİŞKİLERİNİN YENİDEN ÜRETİMİ
Neden bir avuç biyolojik insan çalışmazken ezici çoğunluk çalışır? Emekçiler ömür boyu çalışmalarına rağmen yoksulluktan kurtulmadıklarını, sömürüldüklerini bildikleri halde neden patronlarını zenginleştirmeyi sürdürürler? Hatta genellikle onların tarafını tutarlar? Emekçi halk çocukları olan asker, polis vb. niye kendilerini, anne, baba, eş ve kardeşlerini sömüren kapitalist düzeni korurlar?

Üretim araçlarından yoksun insanlar yaşamlarını sürdürebilmek için çalışmak zorundadırlar. Özgürlükleri maddi koşulları tarafından belirlenen bu insanlar, aç ve açıkta kalmamak için, emek gücünü "özgür irade"leriyle satarlar. Emekçilerinin bir bölümüne düzenli el konulmasına razı olurlar. İyi de neden özgür iradeleriyle isyan edip, üretim araçlarını kolektifleştirerek eşitsizliği ve sömürüyü sonlandırmazlar?!

Ezilenler tarihte sayısız kez ayaklandılar. Lakin egemen sınıflar hükümet, asker, polis, yargı gibi devletin baskı aygıtlarını kullanarak onları ezip, tahakküm altına aldı. Ne devrimle ne de "demokratik seçimler" yoluyla sömürü üzerine kurulan üretim biçimini değiştirmelerine müsaade etti.

Ezilenlerin belleği kuvvetlidir. Kuşaktan kuşağa aktarılan yenilgileri bilinçlerine yansır. Egemen sınıflar, eşitsizliğin ve sömürünün "doğal"lığı ve değişmeyeceği fikrini başlarına vura vura ezilenlere kabul ettirir. Onları "kader"lerine razı eder. İtaat eden halk yığınları bazı durumlarda -soyulmalarına, dövülmelerine ve aşağılanmalarına rağmen- ezeniyle ilişki kurmanın kendilerine ayrıcalık (ödüllendirme) sağladığını çıkarsarlar. Kazanabileceklerini kaybedebilecekleriyle kıyaslayan ezilenler, duruma göre biat etmeyi isyan etmekten daha rasyonel bulabilirler.

Yalnız; hiçbir iktidar biçimi varlığını salt şiddet araçları ve yaptırım mekanizmalarıyla sürdüremez. Burjuvazi, ezilenlerin ayaklanmasını her defasında şiddetle bastıramayabilir. Ezilen ve sömürülen sınıfların kapitalist üretim ilişkilerini "özgür irade"leriyle onaylamaları ve benimsemeleri gerekir. Bunun için üretim sürecinde gerçekleşen sömürüyü ve iktidar ilişkilerini normalleştiren, doğallaştıran, kanıksatan, gizleyen, çarpıtan fikir ve inanç sistemleri üretilir. Burjuvazinin ekonomik ve siyasal hakimiyetini sorgusuzca kabul edilebilir kılan ve pekiştiren, ezilen ve sömürülen sınıfları uysallaştıran bilinç biçimlerine egemen sınıf ideolojisi veya burjuva ideolojisi denilir. Burjuva ideolojisi "insanların ve insanlar arasındaki ilişkilerin camera obscura'daki (karanlık adadaki) gibi baş aşağı görünmesine" yol açar. (Marx) Hakikat, burjuva ideolojisi aracılığıyla baş aşağı inşa edilir.

Burjuva ideolojisi, "Devletin İdeolojik Aygıtları" (DİA) vasıtasıyla yeniden üretilir. Marksizmin ideoloji teorisini determenizm ile geliştiren Batı marksizminin aykırı teorisyeni Louis Althusser aileyi, ibadethaneyi eğitim kurumlarını, parlamentoyu, medyayı, kitle iletişim araçlarını vb. DİA zincirinin birer halkaları olarak tanımlar. "İdeoloji kurumlarda ve onlara özgü pratiklerde mevcuttur." (Alttusser) DİA'lar ideolojik pratik merkezleridir. Halk yığınlarının bilinci bunlar üzerinden biçimlendirilir ve egemenlik altına alınır. Ezilenin, ezeninin konumundan dünyaya bakması sağlanır.

Althusser, marksist saflarda hayli yaygın görülen sivil toplumcu liberal bir anlayışın ifadesi olarak kamusal-özel ayrımı yapmaz. Çünkü devlet, kapitalist mülkiyet ilişkilerinden ayrık bir aparat değildir. Devletin izniyle ve burjuva ideolojisinin hakimiyetinde kurulan aile, dernek, özel okullar, sendika, parti, sivil toplum kuruluşları, medya gibi "özel" statüde görünen kurum ve kuruluşlar doğrudan veya dolaylı, açık ya da örtük olarak kapitalist üretim ilişkilerini koruyan burjuva devletin taşıyıcısı fonksiyonu görürler.

Özel mülkiyeti; sınıfsal, cinsel, ulusal eşitsizlikleri meşrulaştıran görüşler ezilenlerin diline, söylemlerine, zihnine ve davranışlarına damla damla akıtılır. Egemen sınıflar kitle iletişim araçları, kültür, sanat, edebiyat, moda, estetik vb. sektörler üzerinden ezilenlere bir kimlik inşa eder. Onlara nasıl düşüneceklerini, yaşayacaklarını, seveceklerini, eğleneceklerini, giyeceklerini, besleneceklerini vs; neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğretip önceliklerini, ihtiyaçlarını, zevklerini vs. şekillendirir. Burjuva ideolojisi içerisinde şekillenip özneleşen ezilenler, kararlarını hiç kimseden ve hiçbir şeyden etkilenmeden özgür iradeleriyle aldıklarını sanırlar. Maddi bakımdan burjuvalarla eşit olmayan emekçiler, genel seçimlere dahil edilerek toplumun özgür ve eşit olmayan emekçiler, genel seçimlere dahil edilerek toplumun özgür ve eşit özneleri olduklarına inandırılırlar. Bir avuç kapitalist, halk kitlelerini özgürlük ve demokrasi kılıfı altında baskı ve sömürü düzenlerine eklemler.

PROLETER İDEOLOJİ
Burjuvazi ideoloji terimini kullanmayı tercih etmez. Zira ideolojilerin kaynağı işbölümü ve karşıt sınıflardır. İdeoloji kavramı sınıf çelişkileri ve mücadelesi gerçeğini yansıtır.

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra "tarihin sonu"nu ilan edenler, ideolojilerin sonunu da ilan ettiler. Postmodernist ve postmarksist düşünürler de ideoloji kavramının üzerini örttüler. Ne ki ekonomik krizle derinleşen sınıf çelişkileri ve değişik formlarda gelişen sınıf mücadelesi ideoloji kavramını yeniden gün yüzüne çıkartıyor.

Egemen sınıflarla sömürülen sınıflar arasındaki ekonomik karşıtlık politik ve de ideolojik karşıtlık halini alır. Sınıf mücadelesi ezilen ideolojisini salgılar. Binlerce yıllık mücadele tarihinden damıtılan ezilen ideolojisi yaklaşık iki asırdır proleter veya sosyalist ideoloji diye adlandırılır. Sosyalist ideoloji, sınıf mücadelesi pratiğinden geçilerek edinilen sınıflar arasındaki ilişkilerin bilgisinin, merkezi tarihsel materyalizm olan marksist teorinin dışarıdan işçi hareketine taşınmasıyla ideolojik bir form kazanmasıdır. Sosyalist ideoloji, proletaryanın, ekonomik ve siyasi gelişmeleri uzlaşmaz sınıf karşıtlığı bilinciyle değerlendirmesini sağlayan, onu proletarya diktatörlüğü sürecinden nihai kurtuluşuna, komünizme yönlendiren düşünce, inanç, değerler ve simgeler bütünüdür. O halde, ideoloji, sadece iktidar ilişkilerinin kendini yeniden üretmesinde işlev görmez, işçi sınıfı ve ezilenlerin politik mücadelesinin araç ve yöntemlerini anlamlandırılmasını da sağlar.

Burjuva ideolojisi hiçbir zaman proletarya ve ezilenler üzerinde topyekun bir hegemonya kuramaz. "Karşı-hegemonik" bir bilinç "tohum" halinde bile olsa hep vardır proletaryada. Bu, onun yapısallığında mevcuttur. Sömürüye direnç gösteren; hakim düşünüşe, değer ve yasalara uymayan örtük bir dünya görüşünü yansıtan pratikler şeklinde tezahür eder. Sınıf mücadelesinin kabarmasıyla beraber "karşı-hegemonya" güçlenir. Proleter ideoloji, komünist parti vasıtasıyla DİA'lara nüfuz eder. Sendika, dernek, legal parti gibi araçlar sosyalist ideoloji içerisinde işler.

Sınıf mücadelesinin zayıfladığı, işçi hareketinin ve siyasal öncüsünün yenildiği şartlarda sosyalist ideolojinin kitleleri harekete geçirebilme etkisi zayıflar. Bu sefer tersinden, burjuva ideolojisi marksist harekete sızar ve onu dejenere eder. Komünist partinin yıkıcılık közlerini, savaşçı ruhunu ve iktidar perspektifini köreltir. Devrimcinin, devrimci zor aygıtlarına, sosyalizm ve komünizme duyulan inancı zedeler. Hareketi ideolojik ve örgütsel olarak çözüp düzen içine çeker.

İdeolojik dejenerasyon nadiren tek darbeyle birdenbire gerçekleşir. Burjuva ideolojisi, "bireyler" üzerinden gıdım gıdım yapıya sızar. Devrimciler burjuva ideolojisinin birer alıcısı konumuna gelirler. Emekçi ve militan yaşam tarzları, komünal değerleri, simgeleri aşındırılır. İdeolojik sınava tabi tutulurlar. Düne göre zamanınızın, kafa ve kol emeğinizin, maddi olanaklarınızın ne kadarını kendinize ne kadarını kolektife ayırıyorsunuz? İhtiyaç, arzu ve önceliklerinizi ne belirliyor? Her devrimci bu gibi birkaç soruyla ideolojik duyargalarını test edebilir. "Parti yurtseverliği"ni (Lenin) ölçebilir.

Gericilik yıllarında ideolojik mücadelenin önemi artar. Çubuğun ucu örgütlenmenin ve merkezileşmenin erdemlerine kayar. Yapı katılaşır. Surlarını ideoloji harcıyla kuvvetlendirir.

Yapının katılaşması, sertleşmesi anlamına gelmez. Sınıf mücadelesi esasen ekonomik, politik ve ideolojik mücadele biçimlerinin birleşimidir. İdeolojisiz bir politik mücadeleye yabancılaşmayı, apolitikleşmeyi ve dar anlamda dergiciliği doğurur. Sonucu, siyasal alandan silinmek olur.

Komünist ilkeleri tekrarlayıp durmak sınıf mücadelesini geliştirmeye yetmez. Proleter ideoloji politik mücadele içerisinde üretilebilir ve marksist hareket ancak politik bir güç olduğu takdirde ideolojik hegemonya kurabilir.