19 Haziran 2024 Çarşamba

Ekonomik kriz ve sınıf savaşımı

Diktatör Erdoğan, ekonomik kriz koşullarında faşist şeflik rejiminin toplumsal dayanaklarının aşınıp gitmesinden, dahası işçilerin ve ezilenlerin patlayacak öfkesinin hedefi olmaktan ölesiye endişe duyuyor. Emekçileri, faşist yasaklar, polis terörü ve hapishane zulmüyle kurulan korku kapanına sıkıştırma gayesi de, Batılı emperyalizme ve doların egemenliğine güya kafa tutma sahteliğiyle uyuşturma girişimi de, Kürt karşıtı şovenizmin kullanımındaki aşırı doz sayesinde bölme çabası da bununla bağlantılı.
Atılım gazetesinin bu haftaki 'Gündem' köşesinde yaşanan ekonomik krize karşı işçi ve emekçilerin tepkileri ele alınıyor.
 
Atılım Gazetesi'nin Gündem yazısı şöyle:
 
Türkiye'de yaşanan ekonomik kriz ile birlikte işçi ve emekçilerin
 
Geçtiğimiz günlerde, İsmail Devrim adlı işsiz emekçi, oğluna okul pantolonu alacak parası olmadığı için yaşamına son verdi. Ondan birkaç gün önceyse, üçüncü havalimanı inşaatının işçileri kölece çalışma koşullarına başkaldırmış, eyleme geçmişlerdi.
 
Türkiye derin bir mali-iktisadi kriz hattına girmişken, işçilerin ve emekçilerin sermaye boyunduruğu altında belirlenen “kader”lerine isyanlarının iki farklı yüzü işte böyle ortaya çıkmaya başlıyor. Bıçak kemiğe dayandığında, umutsuzluğun ve çaresizliğin kararttığı isyan eğilimi, ya bireysel düzlemde içe patlıyor, intiharda, cinnette, soygunda veya cinayette yankılanan bir toplumsal olaya dönüşüyor. Ya da birliğin ve dayanışmanın aydınlattığı isyan eğilimi, kan emici sermayenin sömürgeciliğine ve burjuva devletin zorbalığına karşı büyüyen kolektif mücadelelerle dışavuran bir başka toplumsal olayı yaratıyor.
 
Faşist politik İslamcı saray iktidarı, adına “Yeni Ekonomi Programı” dediği o bayatlamış burjuva iktisadi politikalar demetiyle, kapitalizmin krizini karşılamaya yöneliyor. Böylelikle bir yandan, patronlar için hibe ve teşvik paketleriyle, vergi indirimleri ve borç teminatlarıyla, çalışma koşullarının kuralsızlaştırılmasıyla sermayeye can simidi uzatıyor. Diğer yandan, yükselen enflasyon şartlarında fiyatların tırmanması ve ücretlerin erimesiyle, tüketici vergilerinin artırılmasıyla, esnek ve güvencesiz çalışmanın yayılmasıyla, grev ve gösteri yasaklarıyla emeğin gırtlağına sımsıkı yapışıyor. Erdoğan ve onun hükümet partisi, Türkiye’nin mali-ekonomik sömürge olarak yeniden yapılandırılması yolunda 16 yıl boyunca doludizgin koşarken olduğu gibi, bugün şiddetini gitgide daha fazla hissettirmeye başlayan ekonomik krizin yükünü işçi sınıfının sırtına yıkarken de, emekçilerin sürüklendiği işsizlik ve yoksulluk girdabının doğrudan sorumluluğunu taşıyor.
 
Bu yüzdendir ki diktatör Erdoğan, ekonomik kriz koşullarında faşist şeflik rejiminin toplumsal dayanaklarının aşınıp gitmesinden, dahası işçilerin ve ezilenlerin patlayacak öfkesinin hedefi olmaktan ölesiye endişe duyuyor. Emekçileri, faşist yasaklar, polis terörü ve hapishane zulmüyle kurulan korku kapanına sıkıştırma gayesi de, Batılı emperyalizme ve doların egemenliğine güya kafa tutma sahteliğiyle uyuşturma girişimi de, Kürt karşıtı şovenizmin kullanımındaki aşırı doz sayesinde bölme çabası da bununla bağlantılı.
 
Toplumsal açıdan sarsıcı sonuçları henüz yeni yeni belirmeye başlayan ve önümüzdeki aylarda katlana katlana yayılması muhtemel olan ekonomik kriz, şimdi zengin-yoksul, sömüren-sömürülen, ezen-ezilen, devlet-halk çelişkilerinin olağanüstü keskinleşmesinin temellerini atıyor. Dolayısıyla, faşist şeflik rejimine halihazırda karşı duran emekçilerin mücadele azmini tazeleyecek bir motivasyon aşısı yapma potansiyeli kadar, faşist şeflik rejiminin halen hegemonyası altındaki emekçiler arasında politik bir yarılma yaratma potansiyeli de taşıyor.
 
Flormar, Cargill, Tüpraş, Süperpak, Yeşil Yapı ve nihayetinde üçüncü havalimanı inşaatı işçilerinin direnişleri, ekonomik krizin damgasını vuracağı yeni dönem sınıf savaşımının adeta işaret fişekleridir. Bu yeni dönem aynı zamanda, kadın işçilerin ve ev emekçisi kadınların özgün hareketlerine, kentlerde küçük esnafın ve kırlarda emekçi köylülüğün öfkeli çıkışlarına kapıyı aralayacaktır.
 
Komünist öncü, söz konusu mücadele potansiyellerini değerlendirmek için, “Krizin faturasını biz ödemeyeceğiz!” şiarını işçi havzalarına, emekçi mahallelerine, kampuslere ve liselere, yoksul evlere taşıyacaktır. İşçilerin ve ezilenlerin korku kapanından kurtulup insanca bir yaşam ve özgür bir gelecek için mücadeleye katılmalarını, kaderlerini kendi ellerine almalarını örgütleme görevine sarılacaktır.
 
İşçi kıyımı, zam ve vergi soygunu, işçilerin ve yoksulların ekonomik kriz koşullarında başlıca ve somut mücadele konularıdır. Keza, eğitimin piyasalaştırılmasına karşı öğrencilerin parasız, bilimsel, demokratik eğitim mücadelesi, yoksullaşmaya karşı emekçi kadınların yaşam güvencesi ve öncelikli istihdam mücadelesi demokratik gençlik hareketinin ve kadın özgürlük hareketinin gündeminde olacaktır. Komünistler, ekonomik kriz, sömürgeci savaş ve faşist zorbalık karşısında, emekçilerin ve ezilenlerin “Herkese iş, herkese özgürlük!” mücadelesini büyüteceklerdir. “Kriz kapitalizmde, insanca yaşam sosyalizmde!” diyecek, krize yazgılı sermaye düzeninden kurtuluşa işaret edeceklerdir.
 
Kapı kapı bildiri dağıtarak, pazarlarda, kahvelerde ve toplu taşıma araçlarında emekçilere seslenerek, duvarlara mücadele şiarlarını işleyerek sürdürülen canlı ve yaygın bir politik kitle ajitasyonu işçi-emekçi hareketinin gelişimini adım adım mayalayan bir rol oynayacaktır. Yerel halk toplantılarında, sendikalardaki işçi toplantılarında, hatta mahallelerdeki ev toplantılarında, ekonomik kriz koşullarında örgütlenme, dayanışma ve mücadeleyi emekçilerin ileri bölükleriyle beraber tartışmak bu mayalanmayı hızlandıracaktır.
 
Kuşkusuz ki komünist öncü, ekonomik krizin toplumsal sonuçlarına karşı ortaya çıkacak her kıpırdanmayı ileri itmeyi sorunlaştıracaktır. Nerede bir işçi direnişi filizlense, orada sınıf dayanışmasının ve birleşik mücadelenin öncüsü ve sözcüsü olarak boy gösterecektir. Zira dayanışma, ekonomik kriz koşullarında faşist politik İslamcı sermaye iktidarına karşı işçilerin ve ezilenlerin aynı birleşik mücadele cephesinde buluşmalarının kapısını açacak anahtardır. İşçi-emekçi hareketinin önemli bir zaafının, yani ekonomik ve sendikal hak mücadelelerinin tekil ve birbirinden yalıtık eylemler sınırında kalmasının, dolayısıyla saray faşizmi tarafından hızla bastırılıp söndürülmesinin önüne geçmenin imkanları yine dayanışmayla realize edilecektir. Kitlelerin pratik biçimlerde dayanışmasını örgütleyecek ve böylelikle emekçilerin eylemde birleşmesini sağlayacak dayanışma komitelerinin kurulması, komünistlerin işçi direnişleriyle bağlı başlıca somut görevlerinden biridir.
 
Temel tüketim maddelerine yüksek oranlı zamlar yapıldığında protesto amacıyla ya da işçi direnişleri patlak verdiğinde dayanışma amacıyla emekçi mahallelerinde düzenlenecek politik gösteriler, memnuniyetsizlik ve tepki biriktiren emekçi yığınlara mücadele yolu gösterecektir. Bir işçi bölüğünün kendi işyerini veya bir bakanlık kurumunun işgali, bir mahalleden emekçilerin bir otoyolu veya belediyeyi işgali pekala yaygınlaşabilecek örnekler meydana getirecektir. Komünistlerin özgüçlerine dayalı tarzda, birleşik demokratik cepheyle veya çeşitli devrimci ve antifaşist güçlerle birlikte gerçekleştirecekleri yerel miting ve gösteriler, mücadelenin kitlesel biçimlerde gelişmesine hizmet edecektir.
 
Yerel işçi kurultayları düzenlemek, işçi birliği ve işçi derneği gibi örgütlenme araçlarını kullanmak ileri işçilerin mücadele güçlerini açığa çıkarmaya yardımcı olacaktır. Mücadeleci sendikalarla sürdürülecek ilişkiler veya illerde sendika şubeleri platformlarının oluşturulması doğrultusunda sergilenecek inisiyatifler de aynı yönde katkıda bulunacaktır.
 
Komünist öncü, asalak sermaye düzenine ve faşist şeflik rejimine karşı ekonomik krizin yıkıcı toplumsal sonuçlarından hareketle yürüteceği mücadele içinde, aynı zamanda öncü politik inisiyatifini yeniden üretme, yerel çalışmalarını tekrar derleyip düzenleme, örgütlülük düzeyini yükseltme imkanlarını da değerlendirecektir.
 
Bütün bunlardan sonra vurgulamalıyız ki; Erdoğan diktatörlüğüne karşı politik meşruiyetini genişletmek adına yerli ve yabancı sermayeyi karşısına almaktan çekinen muhalif politik söylem biçimlerine, krizde debelenen kapitalizme çareler önermek anlamına gelen “krize çözüm programı” arayışlarına ya da iktisadi-sendikal talepler sınırlılığında duran ve ekonomik krize karşı mücadele ile sömürgeci savaş ve faşist terör rejimine karşı mücadele arasındaki bütünlüğü kurmaktan aciz mücadele perspektiflerine açıkça eleştirel yaklaşmak zorunludur.
 
Çünkü burada düpedüz, ekonomik krizin işsizleştirici ve yoksullaştırıcı travmatik sonuçlarına karşı gelişmesi muhtemel bütün mücadeleleri, faşist şeflik rejimini yıkacak birleşik bir özgürlük seline dönüştürecek politik önderlik iddiasını ve pratiğini konuşuyoruz. Yani, gelişen sınıf savaşımına yön verecek, birleşik halk direnişinin, yeni Haziran ayaklanmalarının fitilini ateşleyecek güçlü bir öncü devrimci iradeden, bedelleri göğüsleme kararlılığından bahsediyoruz.