19 Haziran 2024 Çarşamba

Akman: Kürt halkının ve HDP'li dostlarımızın yanındayız

Saray rejimi ve temsilcisi olduğu kapitalist sistemin krizi, mücadele dinamiklerinin yan yana gelişi ve sokak pratiği ile daha da derinleşiyor. Artan saldırılar, gelişen mücadele dinamikleri karşısında yürünmesi gereken yol ve birleşik mücadele ekseninde başlattığımız röportaj dizimizde konuğumuz EHP Sözcüsü Özge Akman...

HDP'nin çağrısına yanıt veren yedi siyasi parti ve örgütün yan yana gelişine ilişkin tartışmalar farklı zemin ve biçimlerde devam ediyor. Kimileri bunun seçim ittifakı olduğunu gerekçe yapıp katılmaktan imtina etse de ekonomik ve siyasi krizin derinleştiği süreçte üçüncü cephenin önemi daha da artıyor.

18 Ocak günü gerçekleştirilen görüşmeye katılan parti ve örgütlerle yaşanan ekonomik ve siyasi kriz, bu koşullarda ortaya çıkan mücadele dinamikleri, HDP'ye yönelik saldırılar karşısında alınacak tutum, üçüncü cephe ihtiyacı ve bunun genişletilmesine bakış açılarını Emekçi Hareket Partisi (EHP) Sözcüsü Özge Akman ile konuştuk.

AKP'NİN 20 YILLIK İKTİDARININ CAN YAKICI SONUÇLARINI YAŞIYORUZ

Uzunca bir süredir yaşanan ve halkın, emekçilerin, gençlerin bazen sokağa çıkarak, bazen bireysel protestolarla yanıt verdiği ekonomik ve siyasi kriz karşısında EHP'nin mücadele hattı nedir?
Ülkedeki hem ekonomik ve hem de siyasi kriz birçok boyutuyla toplumun tüm kesimlerinde tartışma konusu. Yalnızca muhalefet edenler açısından değil Türkiye'de siyasi iktidar ve sermaye iktidarı açısından da bir tartışma konusu. Çünkü; 20 yıllık AKP iktidarının bugüne kadar uyguladığı politikaların sonuçlarını can yakıcı biçimde yaşamaya başladık. Fakat bunu tek başına AKP iktidarının politikalarından ibaret görmemek lazım. Bizler açısından pandemiyle daha da gün yüzüne çıkan bugün dünya çapında daha fazla konuşmaya başladığımız aslında çok sıcak bir şekilde önümüzde acil bir gündem olan iklim kriziyle dünyadaki ekonomik modelin sonuna geldiğini düşünüyoruz. Mevcut ekonomik işleyiş bugün dünyanın çoğunluğunu oluşturan emekçiler açısından büyük bir felaketi üretiyor. Ve bir avuç sermaye açısından her gün biriken sermayeleriyle dünyanın gidişatına daha felaket kararlar almalarına sebep oluyor. Hepimizin bildiği bir şey, bir avuç sermaye sahibi tüm kararları alıyor, dünyanın bütün üretimini gerçekleştiren emekçiler de o kararlar doğrultusunda yaşamaya mahkum bırakılıyor. Hepimiz açısından gezenin geleceği artık büyük bir tehdit altında. En küçük bir doğa olayının bile felakete dönüşmesi kaçınılmaz hal aldı.

DÜNYADAKİ EKONOMİK İŞLEYİŞİN SONUCUNU YAŞIYOR AKP
Bunu neden andım; dünyadaki mevcut ekonomideki işleyişin yarattığı sorunun kaçınamadığı bir sonucunu yaşıyor artık AKP iktidarı. Türkiye'deki sorunun sadece AKP'nin demokratik olmamasından kaynaklı olduğunu düşünmemek gerekiyor. Ekonomik modelin dünya çapında artık hiçbir çözüm üretemediği pozisyonun sonuçları bunlar. Elbetteki bunun bedelini çok ağır ödüyor Türkiye'nin emekçi halkları.

AKP'nin ilk dönemlerinde çok iyi gidiyor dediği politikaların bugün sonuçlarını yaşıyoruz. Bunun emekçilerdeki karşılığını tek tek saymaya gerek duymuyoruz artık. Türkiye'nin çoğunluğunu oluşturanlar bir avuç sermaye sınıfının dışındaki herkes bunu hayatının her alanında buram buram yaşıyor. Büyük bir zorlukla yaşıyor. Maaşların alım gücü, faiz politikaları, döviz kurundaki hareketlenmeler, hayatımızda büyük bir sefalet olarak geri dönüyor, ekonomik gidişatın nasıl sonuçlar yarattığını görmemize sebep oluyor. Aynı zamanda iktidar ekonomik krizin altından kalkamadıkça baskı politikalarını arttırarak Türkiye'de iktidarını sürdürmeyi denemek istiyor. Biz bunun sonuçlarını da iktidara muhalefet edenler, iktidarın gidişatına itiraz edenler olarak her açıdan görüyoruz.

AKP'DEN KURTULURKEN YERİNE NE KOYACAĞIMIZI DÜŞÜNMELİYİZ
EHP olarak, görüşümüz şudur ki; AKP iktidarından illallah etmiş muhalefet kesimlerinin, AKP'den kurtulmayı konuşurken yerine ne koyacağını da enine boyuna düşünmesi, daha köklü çözümler önermesi ve radikal değişikliklerin bu vesilelerle ortaya çıkabileceğini görmesi gerekiyor. Bizim gibi düşünen yoldaşlarımızla Birleşik İşçi Zemini'nde bir araya geldik. İşçilerin politik çıkarları doğrultusunda sürdürülebilecek bir siyaset üzerine, bu krizleri yaratan gidişata işçi-emekçi hükümeti yalnızca çare olabilir diye bir çalışmada başlattık. Bizim temel görüşümüz budur. Temel görüşümüz bir işçi-emekçi hükümetinin ancak bu gidişatı değiştirebileceğidir. AKP iktidarının yarattığı antidemokratik gidişat ve ekonomik krizler ne mevcut sermaye iktidarları tarafından ne de yerine gelebilecek başka iktidarlar tarafından değiştirilemez. Bazı krizleri kapitalizmin atlattığı söylenir, “evet evet o krizde geçti” denilir. O krizler hiçbir zaman geçmez. Sonuçları her daim emekçi halkın üzerine yıkılır. O geçmeyen krizleri kökten çözebilmek için bizim radikal değişiklikliklere ihtiyaçlarımız var.

KRİZİN SONUÇLARINI TERSİNE ÇEVİRMEK İÇİN RADİKAL DEĞİŞİM
Biz bugünün koşullarında, mevcut siyasi iktidardan veya onun yerine gelmeyi hedefleyenlerden bazı düzeltmeler talep ederek değişimin olacağını düşünmüyoruz. Mevcut antidemokratik iktidar yerini başka bir biçimde antidemokrasi uygulayacak diğer sermaye iktidarlarına bıraktığında bizim önümüzde başka değişiklikler olmuş olmuyor. Türkiye'nin tüm emekçileri yaşadığımız bu krizin sonuçlarını tersine çevirmek için radikal bir değişim yolunda ilerlemeli. Biz sosyalistler de bu fikri öne sürerek ilerlemeliyiz. Zaten bunun çalışmaları içerisindeyiz. Hem partimizin temel programı çerçevesinde hem de bu yolda birlikte yürüdüğümüz Birleşik İşçi Zemini'ndeki yoldaşlarımızla bu çalışmaya başladık. 

BİRLİKTE ADIM ATMAYA İHTİYACIMIZ VAR

18 Ocak'ta HDP'nin çağrısıyla 8 siyasi partinin yan yana gelişini nasıl değerlendiriyorsunuz? Buranın üçüncü cepheyi güçlendirerek, gerçek somut bir alternatif olarak halkın karşısına çıkma durumu nedir?
En başta şunu söylemek gerekir ki toplantıya katılan tüm kurumlardaki arkadaşlarımızın ortak niyeti, hedefi sürekli bir biçimde devam edecek bir ortak mücadele zemininin oluşmasıydı. Biz bu toplantıyı gayet olumlu bulduk. Zaten HDP'li dostlarımızla da daha önceki görüşmelerimizde böylesi zeminin yaratılması gerektiğini tartışmıştık. AKP'nin büyük felaketler yaratan gidişatını durdurabilmek içinde çeşitli zeminlerde bir araya gelmeye, birlikte adım atmaya ihtiyacımız var. Biz bunun hem seçimler döneminde hem genel mücadele hattında bugüne kadar yürüttüğümüz tüm deneyimlerle başka bir seviyeye taşınabileceğini düşünüyoruz EHP olarak. Bunun da gayet olumlu olacağını düşünüyoruz.

HALK CUMHUR VE MİLLET İTTİFAKINA MAHKUM DEĞİL
Temel yaklaşımımız şudur ki; mevcut Cumhur İttifakı ve onun karşısında düzen partilerinin oluşturduğu Millet İttifakı'nın siyaset tarzına bu ülkenin emekçileri ve halkı mahkum değil. Üçüncü bir yolu yaratmanın imkanı var. Kaldı ki bu sadece Türkiye'de önümüze gelen süreç değil. Herkes hatırlayacaktır ki, birçok ülkede çeşitli sosyalist, sol ve demokrasi güçleri çeşitli zeminlerde bir araya gelerek birçok deneyim elde etti. Kimileri seçim kazandı, kimileri iktidar kazandı. Kimileri yanlış adımlar atıp kaybetti, yeniden denedi. Fakat birçok deneyim dünya çapında da birikiyor.

DÜZEN PARTİLERİNİN ÖNERİLERİ ÇÖZÜM DEĞİL
Dünyadaki mevcut ekonomik işleyişin sonuç vermediğini, bugünün düzen partilerinin önerdiği çözümlerin bir çözüme tekabül etmediğini dünyada olduğu gibi Türkiye'de de emekçi halklar fark ediyor. Köklü bir değişiklik olması gerektiğini öne sürebiliyorlar. Bugün bizlerin öne sürdüğü radikal değişiklikleri öneren program, bugün Türkiye emekçi halkları açısından çok uzaklarda görülebilecek bir şey değil. Bu adımların atılmasını gayet olumlu buluyoruz. Elbetteki bunun somut adımlarının atılması için daha çok konuşmaya ihtiyaç olacaktır. Bu daha ilk toplantı.

YAN YANA GELİŞ BİR ADIM
Böyle bir zeminin oluşması bizi böylesi bir tartışma yapmaya itecektir. Bu da bize olumlu sonuçlar getirecektir, çeşitli mücadelelerin önünü açacaktır. Nasıl adımlar atacağını, böyle bir birlikteliğin nasıl devam edeceğini önden kestirmek çok zor. Elbette ki bunların hepsi tartışmalarla şekillenecektir. Fakat şunu en başta söylemek gerekir, toplantıya katılanlarla birlikte yayınladığımız kararlarda da ifade ettiğimiz gibi, bu tamamlanmış bir ittifak değil. Yani şuan o toplantıya katılmış olanlardan ibaret görülmesi de doğru olmaz. Bugün kendisini Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı ve düzen siyaseti dışında gören tüm toplumsal kesimleri kapsayacak şekilde genişlemesi, daha fazla kesime hitap etmesi, mücadele etmek isteyenlerle buluşması hepimizin ortak hedefi. Bu anlamda tamamlanmış bir ittifak demek doğru olmaz. Bu bir adımdı. Bundan sonraki adımları ise konuşarak netleştireceğiz. Biz bunun ülkedeki gidişata sadece itirazlar öne süren değil, değiştirmek hedefiyle, yerine neyi koyacağını bir program ileri sürerek devam edebilmesi üzerine de biz olumlu adımlar atılabileceğini umut ediyoruz. Bizim eğilimimiz bu yönde olacaktır. Elbette bunların hepsini konuşarak tartışarak ilerleteceğiz.

SERMAYE İKTİDARLARA SAVAŞ SİYASETİNDEN BESLENİR

HDP'ye dönük katliam, vekilliklerin düşürülmesi, parti kapatması gibi saldırılar gerçekleştiriliyor. HDP'yi savunmak bakımından ele alırsak bu saldırıların siyasi anlamı ne? EHP'nin bu saldırılar karşısında pratik hattı nasıl olacak?
Mevcut sermaye iktidarlarının, iktidarları zora girdiği dönemde savaş siyasetinden beslenerek yürüdüklerini görürüz. Bunun ekonomik sebepleri olduğu gibi siyasi olarak da buradan beslenme eğilimleri söz konusu olur. Maalesef ki bizim ülkemizde de bunun sonuçlarını biz Kürt halkına yönelik büyük baskılar, saldırılar ve hatta çoğu zaman katliamlarla görmüş oluyoruz.

KÜRT HALKI VE HDP'Lİ DOSTLARIMIZIN YANINDAYIZ
EHP'nin temel görüşü, sömürülenler lehine sömürenler karşısında bir mücadeleyi sürdürürken, eşitsizliğe maruz bırakılan tüm kesimlerin yalnız bırakılmamasıdır. Kürt halkı ve temsilcilerine yönelik saldırıların her birinde HDP'li dostlarımızın yanındayız.

AKP iktidarı yaşadığı sıkışıklığı düşmanlık, savaş siyasetiyle çözebileceğini düşünüyor. Her dönem bunun çeşitli hamlelerini ve sonuçlarını yaşadık. Bunun en büyük örneklerinden biri 7 Haziran süreciydi. Biz biliyoruz ki bu ülkede çeşitli sağ iktidarlar da AKP de, Kürt meselesinin çözümüne dair çeşitli adımlar atmak zorunda kaldı. AKP öncesi iktidarlarda da biz bunları yaşadık. Bunu olumsuz bir örnek olarak vermiyorum. Bu gayet olumlu bir gidişat. Avrupa Birliği'ne girmek istediklerinde “AB'ye girmenin yolu Diyarbakır'dan geçiyor” diyen, Kürt meselesi ve Kürt sorununun çözümü için adım atacağını dile getiren, barış süreçlerine imza atan çeşitli sağcı iktidarlar oldu. AKP bunlardan biri. Kaldı ki AKP bahsettiğim dönemde somut birçok adım attı. O dönemin koşullarında silahların susabileceğine bir barış zemininin yaratılabileceğine dair görüşler çok olgunlaşmıştı. Ama bugün AKP sanki o dönemler hiç yaşanmamız, sanki o dönemlerde bugün AKP'ye sözcülük edenler yokmuş gibi davranıyor. Çeşitli provokasyon girişimleriyle süreci ilerletmeye çalışıyor.

Hem mevcut barış sürecinde gerçekleşmiş olan çeşitli görüşmelerden bir kapatma davasına ilerleyen, uyduruk diyebileceğimiz davalarla, hem Semra Güzel'e yönelik ortaya attıkları provokasyonla, hem Kürt halkının demokratik alanda siyaset yürütmeye çalışan temsilcilerine yönelik düzenli davalar ve tutuklama furyasıyla AKP o dönemdeki temsilcilerden biri kendisi değilmiş gibi ikiyüzlülükle süreci sürdürüyor. Bunu AKP'den bekler miyiz? Bunu AKP'den sonuna kadar bekleriz. Elbetteki maalesef her sağ iktidar, her sermaye iktidarında olduğu gibi onlarda sıkıştıkları, oy alamadıkları dönemlerde mevcut milliyetçiliğe yaslanarak, savaş siyasetini sürdürerek diğer konuların gündem olmamasını, kendilerini destekleyen kesimlerin desteklemesini talep etmiş oluyorlar.

MUHALİF KESİMLER AKP'NİN PROVOKASYONLARINDAN ETKİLENİYOR
Biz öncelikle bu konuda AKP'nin yarattığı provokasyonlardan muhalefet kesimlerinin çok fazla etkilenmiş olduğunu düşünüyoruz. Bu ülkede barış süreçleri oldu ve Türkiye halkları Kürt halkıyla mevcut iktidarın ve devletin savaş yürüttüğü zamanları değil barış üzerine adım attığı zamanları çok daha fazla destekledi. Bu açıdan Türkiye halklarının milliyetçilikten besleneceği iddiası da bize göre mesnetsiz. Bu yönde muhalefet kesimlerinin de sürekli baskılanıyor olması doğru değil. Her iktidar olanın Kürt halkına daha fazla zulüm gerçekleştirerek iktidarını sürdüreceğini öne sürmesi akıl alabilecek bir süreç değildir. En nihayetinde bizim böyle gitmeyeceğini bilmemiz gerekir. Bunu neden bu kadar geniş kapsamlı anlatıyorum. Çünkü; bu sorunun varlığı dönemsel olarak değişebiliyor. Biz 1 ay, 1 yıl, bir dönem buradaki barış sürecinin ne kadar olumlu olduğunu konuşurken, bir dönem asla barış olmaması gerektiğine dair görüşleri çokça kez dinleyebiliyoruz. Çok benzer kesimlerin bir anda değişmiş görüşleriyle adeta ikiyüzlülükle öne sürdüklerini görebiliyoruz. Böyle şey olmaz. Bu bir dönem öyle bir dönem böyle olmaz.

Kürt halkının yıllardır yaşadığı büyük bir zulüm, baskı var. Ve bunun karşısında bir çözüm politikasını her dönem konuşmak zorundayız. Kürt halkı bunun mücadelesini vermeye elbette ki devam edecek. Bu baskılar olduğu sürece de hem HDP hem de Kürt halkı bu konuda bir mücadele hattını ortaya sunmaya çalışacak.

Bizler sosyalistler, EHP olarak, bu zulme, baskı politikalarına karşı HDP'li arkadaşlarımızı yalnız bırakamayız, her daim HDP'nin yanında olmaya devam edeceğiz. Diyelim ki bizler gibi HDP'nin içerisinde yer almayan fakat HDP'ye yönelik baskılar karşısında bir araya gelenlerin de daha uzun vadede elinden gelen birçok şey olabilir.

AKP'NİN ANTİDEMOKRATİK UYGULAMALARINA ALTERNATİF ZEMİNİ YARATIYORUZ
Ankara'da gerçekleştirdiğimiz toplantıyla, attığımız adımla AKP'nin yarattığı antidemokratik gidişata bir alternatif ve çözüm üretmek üzerine hep beraber bir zemin yaratabiliriz. Bunun için adımlar atıyoruz. Bu sadece HDP'nin baskı gördüğü dönemlerde yanında olmaktan ibaret değil. Eşitsizliğe maruz bırakılan tüm kesimlerin, eşitsizliğe maruz bırakılmaması için, sömürülen kesimlerin bir araya gelebilmesi ve bu düzeni değiştirebilmek için sürekli bir mücadele hattıyla yürüyebilirsek bize bu eşitsizliği reva görenlerin tamamını ortadan kaldırabiliriz. Kökten değiştirebiliriz. Biz bunun gerçekleşebileceğini düşünüyoruz.

Bugün HDP'li dostlarımızın üzerinde elbette çok büyük bir baskı var. AKP bundan beslendiği gibi bunun karşısında iktidar önerenlerde bu konunun hiç yokmuş gibi devam etmesini talep ediyorlar. Böyle bir şey söz konusu olmaz. Bu ülkede 6 milyon oy almış bir partinin yürüttüğü siyasetin demokratik olmadığını iddia etmek bugün AKP'nin kendisi de dahil Meclis'te siyaset yürüten tüm partiler için büyük bir tehdittir. Bana göre bu ülkenin sosyal demokratlarının, sağcılarının da önlerine büyük bir sorun olarak gelecektir. Biz daima HDP'li dostlarımızla yan yana olacağız. Bunun için sosyalist olmak gerekmez. Demokrasiden bahseden tüm kesimlerinin bu eşitsizliğe, baskı rejimine karşı Kürt halkıyla ve onun temsilcileriyle ve HDP'li dostlarımızla yan yana olması gerektiğini düşünüyoruz.