20 Haziran 2024 Perşembe

21 Mayıs 1864: Çerkes Soykırımı

Çarlığın saldırısı ve askeri zaferin ardından bir milyona yakın Kafkasyalı sürgüne tabi tutuldu. On binlercesi yollarda öldü. Tehcir ve katliam kesindir. Bunun etnik soykırım olduğu da söylenebilir. 21 Mayıs, bu katliam-sürgün-soykırım üçgenini ifade eden sembolik bir tarih.
21 Mayıs 1864 tarihi, Kafkas halkları açısından bir kara günü ifade eder. Ağırlığını Çerkeslerin (kendilerini ifade ettikleri adlandırma ile Adıgelerin) oluşturduğu, sayısı bir milyona yaklaşan Kafkasyalının sürgüne çıkarılışını sembolize etmektedir 21 Mayıs. 
On yıllara yayılan Çerkes-Rus Çarlığı savaşı, son çarpışma alanında da çarlık kuvvetlerinin zaferinin (kan, ölüm katliam pahasına kazanılan bir zafer) ardından Soçi limanından “dağlıların gemilerle deporte edilmesi” ile sonuçlanmıştır.
 
TARİHSEL AKIŞ
 
Rus Çarlığı ile Çerkeslerin ilişkisi şöyle bir serüvene sahiptir. Çerkesleri de kapsayan kavimlerin Kafkasya'daki varlığı MÖ 3000'lere kadar uzanır. Rusya, merkezi bir devlet halini 1500'lerde aldı ve bir Çerkes boyu olan Kabardeyler ile komşu oldu. İlişkiler bir süre barışçıl sürdü. Hatta, bir Kabardey prensesi, Korkunç İvan'la evlendi. Çarı koruyan birlikler Çerkeslerden meydana geldi. 
 
İlişkiler, 1700'lerin sonunda, Rusya'nın Kabarde ve Osetya'yı işgali ve Kırım'ın ilhakıyla birlikte bozuldu. Osmanlı-Rus savaşında da Çerkesler Osmanlı'dan yana tavır aldı. Bunun üzerine Güney Kafkasya, Çarlık tarafından işgal edildi, “etnik temizlik” dedikleri kitle katliamları başladı.
 
Böylesi uygulamaları Osmanlı ve erken cumhuriyet döneminden de tanıyoruz. Bilhassa Kürtlerin maruz kaldığı uygulamalarla benzerdi. İşgal edilen Çerkes topraklarında kaleler, gözetleme kuleleri, müstahkem hatlar kuran çarlık, bölgeyi bütünüyle ilhak ve işgal etti. Buna karşı saygın direnişler de günden güne arttı.
 
Kafkasya'nın en doğu ucunda Dağıstanlılar ve Çeçenler vardı. Bunlar Çerkes değildir. Coğrafi konumun da el vermesiyle ilk yaygın gerilla savaşı orada başladı. Aynı bölge 'Müridizm' denilen İslami tarikatların da etkisi altındaydı. Şeyh Şamil bu ekolün temsilcisiydi. 
 
Çerkesler on iki boydan oluşuyordu ve Orta-Batı Kafkasya'da yaygınlardı. Paganizm dahil diğer inançları kolay benimseyen ve kolayca terk edebilen, kabze adı verilen kültürel/tarihsel şekillenişe göre yaşamlarını örgütleyen Çerkeslerde Müridizm etkili değildi. 
 
Kafkas direnişinde, Mansur'dan Hacı Kazbek'e, Murat'tan Şamil'e çok sayda tarihsel figür öne çıkmıştır. Çarlığın işgaline karşı amansızca direnen dağ savaşçıları, düzenli orduya önemli kayıplar verdirdi. Marx ve Engels de o günlerde bu direnişi selamlayan, metheden yazılar yazdılar. Gerilla güçleri dağları, köyleri savaş alanına çevirdi. Şamil'in 1859'da Çarlık ordularına teslim olması, direnişin önemli kırılma anlarından biridir.
 
Kafkas direnişinde dikkat çeken detaylar vardır. Kahramanca çarpışmaya karşın, direniş asıl olarak kabile-klan düzeyinde bir anlayışla sınırlı kalmıştır. Kürdistan'da daha önceki isyanlara benzer bir kendi başınalık, strateji-taktik zaafı, kendiliğindenlik ve tepkisellik asıl unsurdur. Bir ulusal bilinç yaratılamamıştır. Bu da direnişin temel zaafıdır.
 
Bunun yanı sıra Çerkes halkının çok sınıflı yapısı ve bazı Çerkes boylarındaki kast sistemi de önemli bir zaaftır. Genel olarak söylenecek olursa, Batı Çerkeslerinde kölelik ve kast yapısı erimiş durumdayken, Kabardeyler başta olmak üzere diğer Çerkes boylarında düpedüz kölecilik vardı. Hatta önemli köle isyanları da bizzat Çerkes soylu-ağa-prens elitlerine karşı gerçekleştirilmiştir. Sürgünden sonra kimi Çerkes soyluları, Osmanlı topraklarına kölelerini de getirmiş ve köleci ilişkinin kalıntılarını orada sürdürmüştür. Hatta bu nedenle, Çerkes kölelerin isyanı Osmanlı'da da yaşanmıştır. İnsanları soy, inanç, sosyal konum gibi konumlardan sıyırarak birer insan ve özgürlük sorunu bulunan Çerkes/Kafkasyalı olarak düşünmek ve ilişki geliştirmek gerekirken, bu yapılamamıştır.
 
Çerkesler, aynı zamanda, uluslararası egemen siyasetin buzlu hesaplarına kurban edilmiştir. İngiliz sömürgeciler, Hindistan'daki denetimlerini daimi kılmak ve Rusları uğraştırmak için Çerkesleri yer yer kışkırtmış, destek vaadinde bulunmuş ancak isyanlar yenilince Kafkas halklarını yüzüstü bırakmıştır. Osmanlı İmparatorluğu da benzer bir Çarlık karşıtı siyasete kurban etmiştir Çerkesleri. Hatta orduya asker gerektiği için, sürgün edilenleri kabul etmiş ve onlardan askeri planda yararlanmak istemiştir. Bunu o denli ileri taşımıştır ki, kimi Çerkesler gayrımüslimlerin yerleşimlerine yakın iskan edilmiş, Ermeni ve Türkmen isyanlarına karşı da Osmanlı ordusu yanında yer almaları sağlanmıştır. Çerkes Ethem'in, Türk Kurtuluş savaşında Mustafa Kemal ile ihtilafı ve Yunanistan'a sığınma vakasına dek Çerkesleri kılıç olarak değerlendirme, bürokraside ve istihbaratta kullanma taktiği canlı tutulmuştur.
Çarlığın saldırısı ve askeri zaferin ardından bir milyona yakın Kafkasyalı sürgüne tabi tutuldu. On binlercesi yollarda öldü. Bu yanıyla Ermeni tehciri/soykırımı ile benzer bir akıbeti, 50 yıl önce Çerkesler yaşamıştır. Tehcir ve katliam kesindir. Bunun etnik soykırım olduğu da söylenebilir. 21 Mayıs bu katliam-sürgün-soykırım üçgenini ifade eden sembolik bir tarih.
 
Çerkesler ve Çeçenler bakımından ikili bir haksızlık var. İlki Kafkaslardan, oranın yerli halkı olmalarına karşın sürgün edilmiş olmalarıdır. Dolayısıyla geri dönüş ve buna bağlı tüm talepleri haklı ve meşrudur, karşılanmalıdır. Diğeri, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde uğradıkları haksızlıklardır. Kürtlere nasıl yaklaşıldıysa kolektif kimliğin inkarı ve kolektif hakların gaspı bakımından Çerkeslere de aynı yaklaşıldı. Dolayısıyla halklar-inançlar bağlamında politik özgürlük mücadelesinin içerdiği tüm imkanlar-haklar Çerkes ulusal topluluğu bakımından da günceldir. 
 
Türkiye sathındaki Çerkes nüfusa ilişkin sayı iki ila altı milyon arasındadır. Diğer uluslar ve ulusal topluluklar gibi Çerkesler de politik özgürlük mücadelesinin bileşenleridir. Türlü nedenlerle bunun uzağında olmaları, giderilmesi zorunlu handikaplardandır. Rejimin Çerkeslere yaklaşımı araçsal ve onları kullanma temelindeyken devrim cephesinin yaklaşımı özgürlük etiği prensibi temelindedir. 
 
21 Mayıs ile özdeşleşen Çerkes katliamını ve soykırımı lanetliyoruz. 21 Mayıs'ın katliam-soykırım olarak tanınması mücadelesini destekliyoruz. Halklara, inançlara, yoksullara, bilcümle ezilenlere özgürlük!