20 Haziran 2024 Perşembe

2 Temmuz'a üçüncü cephenin politik özeleştirisiyle hazırlanmaya!...

Her 2 Temmuz'da yükseltilen "Sivas katliamını unutma/unutturma" şiarını salt katliam anı olarak okuyamayız. Katliam günlerinde ortaya çıkarılan mücadele ve direniş; Gazi Ayaklanması aynı tarihsel hafızaya aittir. Ve bugün zorunlu olan, tüm ezilen emekçi halklar, Aleviler başta olmak üzere ezilen inançlar, kadın, LGBTİ+'lar için bir katliam makinasına dönüşen faşist şeflik rejimine karşı, fiili meşru mücadele hattından antifaşist mücadelenin büyütülmesidir. Ve bugün ihmal edilmemesi gereken görev, Alevi emekçilerimizin üçüncü cepheye kazanılması, örgütlenmesidir.

2 Temmuz 1993 yılında gerçekleşen Sivas/Madımak katliamının 30. yıl dönümüne sayılı günler kaldı. 33 aydın ve sanatçının katledildiği Sivas Katliamının yarası kanamaya, acısı kor halinde yanmaya devam ediyor. Osmanlı'dan günümüze Alevi emekçilerimiz için, varlık hakkını kazanma, inanç özgürlüğünü savunma mücadelesi ve istemine verilen yanıt, her daim katliamlar olmuştur.

Ezilen emekçi halklarımıza ve Alevi emekçilerimize dönük katliamlarda, faşist devlet ve doğrudan katliamları uygulayan katillerin, cezasızlık politikaları ile aklanmaları faşist TC'nin devlet geleneğidir. Kürt, Ermeni, Rum, Süryani, Çerkes, Arap ezilen emekçi halklarımız için de durum benzerdir. Egemen ulus Türk ve egemen inanç Sünni-İslam adına katliamlar yapmak, devlet geleneğinde "meşru" ve her durumda devlet güvencesindedir.

Alevi emekçilerimizin kutsalı ateşle, 30 yıl önce tutuşturulan Sivas Madımak Otelinde esasen demokratik Alevi hareketinin mücadele ve talepleri yok edilmek istenmiştir. Katliamdan iki yıl sonra, İstanbul Gazi mahallesinde gerçekleştirilen kontrgerilla katliamı da aynı planın devamıdır. Katilleri Maraş'tan, Çorum'dan tanıyan Alevi emekçilerimiz, Sivas katliamını sokakta hesap sorma kararlılığıyla, Gazi katliamını ise ayaklanma ile yanıtlamıştır.

Faşizmin, henüz gelişiminin başlangıç momentinde yok etmek istediği demokratik Alevi hareketi beklenilenin aksine, antifaşist temelde, militan ve devrimci bir çizgide büyümüş, güçlü bir mücadele odağına dönüşmüştür. Bu devrimci gelişim ve sıçramanın yönünü belirleyen ise devrimci sosyalistler başta olmak üzere, emekçi sol harekettir. İlgili yıllarda Alevi emekçilerinin yoğun olduğu bölgeler, aynı zamanda devrimci hareketin örgütlülüğünün güçlü olduğu merkezler konumundadır. Demokratik Alevi hareketini oluşturan örgütler söz konusu olduğunda ise devrimci sosyalistler bu örgütlerin doğrudan kurucusu ve politik faaliyetinin örgütçüsü, yürütücüsü konumundadır. Devrimci sosyalistlerin demokratik Alevi hareketi ile ilişkisi ve organik bağları zayıfladığı oranda, hareketin devrimci çizgisi de zayıflamıştır. Oluşan boşluğu, reformist, liberal hareketler ve burjuvazinin "sosyal demokrat" tanjantlı CHP'si doldurmuştur. CHP için Alevi emekçilerimiz, oy deposu olmanın ötesinde bir anlam ifade etmemektedir.

Faşist şeflik rejimi ile Alevi emekçilerimiz, inanç kırımı saldırıları ve katliam tehditleri ile koyun koyuna yaşamaktadır. Yakın tarihte yaşanan kimi örnekleri anımsamakta yarar var. Özellikle Gezi Haziran ayaklanmasına gidilen günlerde, demokratik Alevi hareketinin talepleri ekseninde örgütlediği kurultaylar, yüz binlerin katılımıyla yaptığı mitingler dönemi, Alevi emekçilerinin yeniden devrimci, ilerici çizgiyle yakınlaştığı, yönünü bulduğu ve artan oranda üçüncü cepheyle buluştuğu dönemdir. Gezi Haziran ayaklanması ile derinleşen ve özgüven kazanan bu yönelimin en somut yansıması ise 7 Haziran 2015 yılı seçimleri olmuştur. Alevi emekçilerimiz kitlesel düzeyde düzenin CHP'sinin oy deposu olmaktan sıyrılarak, HDP'yi yani üçüncü cepheyi destekleme çizgisinde konumlanmışlardır.

Faşist şeflik rejiminin darbe planı kapsamında DAİŞ eliyle örgütlediği Suruç, Antep, Ankara Gar katliamları günlerinde demokratik Alevi hareketinin temsilcilerine yönelik kurşunlu ölüm tehditleri ve araçlarını kurşunlatma saldırıları 7 Haziran seçimlerinin intikamıdır. Alevi emekçilerimizin şovenizmin zehirli altı okunun etki alanın dışına çıkarak, Kürt halkımızla üçüncü cephede buluşması, faşist şeflik rejimi için en önemli tehditler arasında bulunmaktadır ve kabul edilemezdir.

Faşist şeflik rejiminin katliamlar süreciyle yaptığı saray darbesi sonrasında, demokratik birleşik cephe örgütümüz HDP'nin üçüncü cephe çizgisinde başlayan konum kaymasının ortaya çıkardığı mevzisel kayıplardan biri de Alevi emekçilerimizle kurulan güçlü bağın kalıcılaştırılamaması olmuştur. Faşizme karşı, üçüncü cephenin örgütlenerek güçlendirilmesinin en önemli toplumsal dinamiği olma potansiyeline sahip olan Alevi emekçilerimize 2023 seçim taktiği ile ne yazık ki burjuva muhalefetin CHP'si adres olarak sunulmuş, bir dönem üçüncü cephe lehine kırılan ilişkinin onarılmasının da zemini güçleştirilmiştir. Alevi emekçilerimizin inanç ve politik özgürlükler mücadelesinin, gerçek temsilcisinin üçüncü cephe olduğu bilinci dumura uğratılmıştır.

Yıllardır faşist şeflik rejimi, Alevi emekçilerimizin inanç merkezleri cemevlerini cami binalarına kapatma yolundan, Sünni-İslam şemsiyesi altında "Müslüman Aleviler" yaratma mücadelesi vermektedir. Burjuva muhalefetin CHP'sinin Alevi emekçilerimiz için projesi ise şovenizmle zehirlenmiş Türkçü, "Devletin Alevi'si" olmadır. Alevi emekçilerimizin inançsal ve politik özgürlüklerinin tek savunucusu ve kazanılmasının güvencesi üçüncü cephedir.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul Esenler'de mehter marşı eşliğinde hafızlarını yürüten, İzmir'den başlayarak "manevi danışmanlık" adı altında 842 okula din görevlilerini atayan faşist şeflik rejimi; önümüzdeki dönemde bu çizgisini daha fazla büyütecek ve uygulanması için her türlü yöntemi devreye sokacaktır. Hizbullah ve Yeniden Refah Partisi ile ittifakın da kendi gelecek toplum projesinin de gereği budur.

Seçim dönemi, seçim taktiği ekseninde tartışma ve özeleştiri sürecini hala devam ettiren HDP/Yeşil Sol Parti ve üçüncü cephe güçleri 2 Temmuz'a gidilen günlerden başlayarak, ilk politik özeleştirisini verebilmelidir. Süreç salt 2 Temmuz etkinlikleri kapsamında, demokratik Alevi hareketinin örgüt ve kurumlarınca düzenlenen anma etkinliklerine katılma ya da açıklamalar yayınlama ekseninde ele alınmamalıdır. Tüm alanlarda Alevi emekçilerimize dönük yoğunlaştırılmış politik faaliyet ile antifaşist temelde cepheleştirilme çalışması en kıymetli özeleştiri olacaktır. Sokakta, mücadele ile oluşturulan üçüncü cephe fikriyatı ve iradesi, ancak bu hattan kendi gelişim rotasıyla yeniden buluşacaktır.

Devrimci sosyalistler ve üçüncü cephe güçlerinin, Alevi emekçilerimize dönük politik faaliyet ve örgütlenme çalışmalarında cepheleştirme mücadelesine iki temel çizgi yön vermelidir. Birincisi, demokratik Alevi hareketinin talepleri eksenindeki mücadelesine antifaşist bir nitelik kazandırarak, örgütlülük alanını genişletmek. İkincisi ise Alevi emekçilerimizin kendilerini, mevzilerini özsavunmalarını güçlendirerek, aktif savunma hattında konumlanmalarını sağlamak.

Devrimci sosyalistler, bu temelde öncü bir rol oynama noktasında kendilerini konumlandırmayı başarmalıdır. Bu sürecin örgütlenmesine en fazla ışık tutacak ise geçmiş deneyim ve tarihtir. Demokratik Alevi hareketinin mücadele mevzilerini kuran, büyüten, Sivas katliamını sokakta direnişle yanıtlayan, Gazi ayaklanmasına önderlik eden devrimci sosyalistler, tarihi deney ve başarılarına yeni bir düzey ve nitelik kazandırma görüş açısıyla hareket etmelidir. Bu da ancak Alevi emekçileri arasında örgütlülük düzeyinin büyütülmesi, öncü de örgütlenmesi ile mümkün olacaktır.

Her 2 Temmuz'da yükseltilen "Sivas katliamını unutma/unutturma" şiarını salt katliam anı olarak okuyamayız. Katliam günlerinde ortaya çıkarılan mücadele ve direniş; Gazi ayaklanması aynı tarihsel hafızaya aittir. Ve bugün zorunlu olan, tüm ezilen emekçi halklar, Aleviler başta olmak üzere ezilen inançlar, kadın, LGBTİ+'lar için bir katliam makinasına dönüşen faşist şeflik rejimine karşı, fiili meşru mücadele hattından antifaşist mücadelenin büyütülmesidir. Ve bugün ihmal edilmemesi gereken görev, Alevi emekçilerimizin üçüncü cepheye kazanılması, örgütlenmesidir.

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 21 Haziran tarihli 120. sayılı başyazısı