15 Şubat 2026 Pazar

Sanatın hafızası susturulamaz

BEKSAV Eski Başkanı Kenan Ağbulut, ajansımıza yönelik siyasi kırım saldırısına karşı başlattığımız Dayanışma Yazıları kapsamında yazdı.

1995 yılında kurulan BEKSAV, yalnızca bir kültür-sanat kurumu olmadı. Türkiye’de sanatın toplumsal hafızayla, politik bilinçle ve hak arayışıyla kurduğu ilişkinin önemli adreslerinden biri haline geldi. Atölyeler, konserler, film gösterimleri, paneller, kurslar… Ama bütün bunların ötesinde, bir duruş.

Aradan geçen otuz yılı aşkın sürede BEKSAV defalarca baskınlara uğradı. Mekânları arandı, kapıları kırıldı, yöneticileri ve çalışanları gözaltına alındı, tutuklandı. Kültürel üretim alanı kriminalize edilmek istendi. Oysa mesele hiçbir zaman yalnızca bir bina ya da bir vakıf olmadı. Mesele, sanatın hangi tarafta durduğuydu.

BEKSAV, Kürt halkına yönelik inkâr ve imha politikalarından Ermeni Soykırımı’nın tarihsel hakikatine; işçi direnişlerinden kadın cinayetlerine, öğrenci gençliğin akademik ve demokratik taleplerine kadar geniş bir yelpazede söz üretti. Bu söz bazen bir şarkıda yankılandı, bazen bir film karesinde, bazen bir şiirde, bazen de bir panel kürsüsünde. Sanatı steril bir alan olarak değil, toplumsal mücadeleyle iç içe bir üretim zemini olarak gördü.

Tam da bu nedenle hedef oldu.

Son dönemde yeniden artan baskılar, kültür-sanat alanının siyasal iklimden bağımsız olmadığını bir kez daha gösteriyor. 1 Mayıs öncesi gözaltılar, kültürel etkinliklere yönelik yasaklar, vakıf mekânlarına yapılan operasyonlar… Bunların hiçbiri münferit değil. Ortak bir çizgi var: Eleştirel sözün alanını daraltmak.

Oysa sanat, doğası gereği eleştireldir. Hafızayı canlı tutar. Unutturulmak isteneni görünür kılar. Bu yüzden sanat kurumlarına yönelen her müdahale, yalnızca bir organizasyona değil; toplumsal belleğe yöneliktir.

BEKSAV’ın hikâyesi, aslında Türkiye’de muhalif kültür-sanatın hikâyesidir. Baskılar karşısında geri çekilmek yerine üretmeye devam edenlerin hikâyesi… Kapatılmak istenen kapıların önünde yeniden toplananların hikâyesi…

Bugün mesele, BEKSAV’ın var olup olmaması değil. Mesele, sanatın toplumsal sorumluluğunu sürdürebilip sürdüremeyeceğidir. Eğer kültür alanı yalnızca piyasanın ve resmi ideolojinin sınırlarına hapsedilirse; geriye estetik kalabilir ama hakikat kalmaz.

Sanatın hafızası susturulamaz. Çünkü o hafıza, yalnızca kurumların duvarlarında değil; o duvarlardan geçen insanların bilincinde taşınır.

Ve bu ülkede hâlâ hatırlayanlar, üretenler ve sözünü sakınmayanlar var.