22 Şubat 2026 Pazar

KCK'den komisyon raporu açıklaması: Kürt sorununun adı konulmuyor

Meclis Komisyonunda hazırlanan rapora dair açıklama gerçkeleştiren KCK "Raporda Kürt sorununun adı konulmuyor, adı konulmayan sorun çözülemez"  dedi.

Koma Civakên Kurdistanê (KCK), Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı 18 Şubat'ta oy çokluğuyla kabuk edilen Meclis komisyonu raporuna dair bir açıklama gerçekleştirdi. Rapora eleştiriler getirilen açıklamada, Kürt halkına yönelik inkar ve asimilasyon politikalarına yer verilmediği ifade edilereK, "Raporda Kürt sorununun adı konulmuyor, adı konulmayan sorun çözülemez" denildi.

Açıklamada, raporda demokratikleşmeye dair bir yaklaşımın yer almadığı ifade edilerek, "Aylar süren çalışmadan sonra açıklanan komisyon raporu çok temel yanlış ve eksiklikler içermektedir. Raporun içeriği bu temel yanlış ve eksiklikler nedeniyle sakatlanmıştır. Kuşkusuz Kürt sorununun çözümsüz kalması esas olarak demokrasi yoksunluğunun sonucudur. Zaten Kürtler yararlanır, yani sorunun çözümünün önü açılır diye demokratikleşmeden ısrarla kaçınılmıştır. Raporda Kürt sorununun adı konulmuyor. Bir sorunun adı konulmadan çözülmesi mümkün değildir. Raporda sorunun çözülmesi, kök sebeplerin ortadan kaldırılmasına bağlı deniliyor ama bu kök sebep ve sebepler ortaya konulmuyor. İşte Türkiye'nin yüzyıllık çıkmazı budur. 100 yıldır sebeplerle değil, sonuçlarla uğraşılıyor. Yüzyıllık sebep, Kürt inkarıdır. Sözde inkardan vazgeçildi denilse de hukuki ve siyasi olarak bu inkar sürdürülmek isteniyor. Raporda Kürt varlığından ve sorunundan söz edilmemesi bu nedenledir. Dolayısıyla da Kürt ve Türk kardeşliğinden söz edilmesinin bir toplumsal, kültürel, siyasi ve hukuki değeri olmamaktadır" denildi.

'ÖZGÜRLÜK HAREKETİMİZ 52 YILDIR MÜCADELE ETMEKTEDİR'
Kürt özgürlük hareketinin "terörizm" ile damngalanmasının kabul edilemez olduğuna dikkat çekilen açıklama şöyle devam etti: "Öte yandan 100 yıldır süren Kürt sorunu, Kürt halkının itirazları, direnişleri ve mücadelesi dış güçlere bağlanıyor. Özgürlük Hareketimiz, halkımızın özgücüne dayanarak ve zorluklar karşısında fedaice direnerek 52 yıldır mücadele etmektedir. Türk devleti ise on yıllardır jeopolitik konumunu, NATO üyesi olmasını kullanıp dış güçlerin desteğini alarak Özgürlük Hareketimize karşı saldırı yürütmektedir. Rêber Apo; ABD, İsrail ve İngiltere'nin başını çektiği bir komplo ile Türkiye'ye teslim edilmiştir. Eğer halkımıza ve özgüce dayalı olmasaydı, özgürlük mücadelemiz 52 yıl sürmezdi. Aslında Türk devleti dış güçlere dayanarak, dış güçlerin politikasına endekslenerek ve 1000 yıllık Türk-Kürt ittifakının aleyhine bir politika yürüterek sorunların ağırlaşmasını sağlamıştır. Bu açıdan özgürlük mücadelemizin dış güçlere dayandığı söylemi klasik karalama ve özel savaş propagandası dışında bir anlam taşımamaktadır" ifadelerine yer verildi.

TASFİYE DAYATMASI VURGUSU
Özgürlük hareketinin tümden tasfiyesini hedefleyen demokratik siyaset özgürlüğünün olmadığı bir siyasi ortamın dayatılmasının eskiyi sürdürmek anlamı taşıyacağı belirtilen açıklama, şu şekilde devam etti: "Raporda üzerinde durulan bir konu da, silahların bırakılması ve Türkiye'ye dönüş olmuştur. Rêber Apo, demokratik siyaset yapma iradesini ortaya koymuştur. Bundan sonraki siyasi hayatımızın ve mücadele stratejimizin, demokratik siyaset temelinde olacağını söylüyoruz. Bu açıdan silahların bırakılması demokratik siyaset yapma özgürlüğü temelinde ele alınmıştır. Rêber Apo da, siyasi hayatını demokratik siyaset yürüterek sürdürmek istediğini vurgulamıştır. Türkiye'de doğru tartışılmayan ve komisyon raporunda doğru ortaya konulmayan bir konu da budur. Bizler herhangi birey değiliz. Silah kuşanmış gerillalar da eve dönmeyi düşünen bireyler değildir. Silahları bırakın eve dönün, demek onur kırıcı bir yaklaşımdır. Silahlar bırakılacak ama ondan sonra ne olacaktır? Rêber Apo'nun ortaya koyduğu bir paradigma, demokratik siyaset ve demokratik entegrasyon anlayışı, bunun örgütlenme modeli ve çalışma tarzı vardır. Bu temelde özgür demokratik siyasi mücadele yapılabilecek midir?"