Hıdır Ali Kılıç yazdı / Hepimiz bu çürümüş düzenin içinde büyüdük ve büyüyoruz!
Sonra dönüp gençliğe "Neden böyle oldunuz?" diye soruyorlar. Ama kimse dönüp bu düzeni sorgulamıyor. Çünkü sorgulandığında gerçek ortaya çıkar: Gençlik bu hale kendi kendine gelmedi. Bu hale getirildi.
Bu düzenin içinde büyüdüm, ne anlattıklarını değil ne yaşattıklarını gördüm. O yüzden bugün gençliğin haline bakıp "Ne oldu bu gençliğe?" diyenleri değil, bunu gerçekten anlamamalarına şaşırıyorum. Çünkü ortada kendiliğinden gelişmiş bir bozulma yok. Ortada yıllardır adım adım örülen, bilinçli tercihlerle derinleştirilen bir toplumsal çürüme var. Bu çürüme sadece gençliği değil, bütün toplumu içine almış durumda. Ama en sert, en çıplak haliyle gençliğin yaşamında açığa çıkıyor. Gençlik bir anda bu hale gelmedi; bu hale getirildi. Ve bu ne tesadüf ne de kaçınılmaz bir sonuç. Bu, sermaye iktidarının kurduğu düzenin doğrudan ürünüdür.
Bugün gençliğin neden daha yalnız, daha öfkeli, daha güvencesiz ve daha yönsüz olduğunu anlamak için çok uzağa bakmaya gerek yok. Eğitimden başlamak yeterli. Çünkü eğitim artık bir gelecek kurma alanı değil, doğrudan piyasaya eleman yetiştiren bir mekanizma haline getirildi. Özellikle MESEM’lerle birlikte gençlik daha okul sıralarındayken işçileştiriliyor. Sabah ders, ardından atölye, fabrika… Ne gerçek bir eğitim var ne de insanca çalışma koşulları. Gençliğin emeği ucuzlatılıyor, hayatı değersizleştiriliyor ve bu açık sömürü düzenine "meslek kazandırma" deniliyor. Ama gerçekte yapılan çok daha açık: Gençlik daha en baştan boyun eğmeye, susmaya, verilenle yetinmeye alıştırılıyor. Yorgun bırakılan, nefes alamayan, hayal kuracak zamanı ve gücü kalmayan bir gençlik yaratılıyor.
Bu sadece ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda ideolojik bir yönlendirme. Çünkü düşünen, sorgulayan, yan yana gelen bir gençlik bu düzen için tehlikelidir. Ama yalnız bırakılmış, rekabete zorlanmış, birbirine karşı kışkırtılmış bir gençlik kolay yönetilir. Bu yüzden gençliğin bir araya geldiği her alan bilinçli şekilde daraltılıyor. Okullarda söz söyleme kanalları kapatılıyor, kamusal alanlar yok ediliyor, gençliğin birlikte hareket etmesinin önüne set çekiliyor. Dayanışma yerine rekabet, ortaklaşma yerine bireysel kurtuluş fikri dayatılıyor. "Kendini kurtar" deniliyor ama aslında kimsenin tek başına kurtulamayacağı bir düzenin içine hapsediliyor herkes. Böyle bir ortamda büyüyen gençlik, bir noktadan sonra öfkesini nereye yönelteceğini bilemez hale geliyor.
Maraş’ta, Siverek’te yaşananlar; okulların basılması, gençlerin birbirine silah çekmesi, bıçaklı saldırıların artması… Bunlar dışarıdan bakıldığında "anlamsız şiddet" gibi gösteriliyor. Ama aslında bu, uzun süredir biriken bir sıkışmanın dışa vurumu. Çünkü bir yerde umut yoksa, gelecek yoksa, insanlar ya içine kapanır ya da birbirine yönelir. Bugün liselerde büyüyen akran zorbalığı da tam olarak buradan besleniyor. Bu düzen gençliği yarıştırıyor, hiyerarşiye zorluyor, "ya üstte olacaksın ya ezileceksin" diyor. Güçsüz bırakılan genç de kendini var etmek için başkasını ezmeye yöneliyor. Bu yüzden zorbalık bir karakter meselesi değil; bu düzenin gençliğe dayattığı bir ilişki biçimi.
Aynı çürüme mahallelerde çok daha derin ve sert yaşanıyor. Yoksulluğun arttığı, insanların yalnızlaştırıldığı, kamusal yaşamın yok edildiği yerlerde gençliğe nefes alacak bir alan bırakılmıyor. Ve o boşluk boş kalmıyor. Uyuşturucu dolduruyor o boşluğu, çeteler dolduruyor. Bugün birçok mahallede gençliğin önüne açıkça iki yol konuluyor: Ya güvencesiz işlerde sömürüleceksin ya da o karanlık yapıların içine çekileceksin. Uyuşturucu burada sadece bir bağımlılık değil; gençliği iradesizleştiren, düşünemez hale getiren ve hayattan koparan bir araç. Çeteleşme ise örgütlülüğün çarpıtılmış bir hali. Orada bir "aidiyet" var gibi görünür ama eşitlik yoktur, söz yoktur, gelecek yoktur. Korku vardır, baskı vardır, hiyerarşi vardır, şiddet vardır. Gençliğin ihtiyacı olan dayanışmanın yerine korkuya dayalı ilişkiler geçirilir.
Şunu çok net gördüm: Gerçek örgütlülük zayıfladıkça, sahte örgütler güçleniyor. Dayanışma dağıldıkça çeteleşme büyüyor. İnsanlar yalnız kaldıkça yanlış yerlere tutunuyor. Bu yüzden mesele sadece "suç" ya da "kötü alışkanlıklar" değil. Bu doğrudan doğruya toplumsal bir çürüme. Ve bu çürüme bireylerin tek tek "bozulması" değil; sistemin insanları bu hale getirmesidir. Bu düzen gençliği ya sömürerek tüketir ya da çürüterek etkisiz hale getirir. İki durumda da kazanan değişmez.
Sonra dönüp gençliğe "Neden böyle oldunuz?" diye soruyorlar. Ama kimse dönüp bu düzeni sorgulamıyor. Çünkü sorgulandığında gerçek ortaya çıkar: Gençlik bu hale kendi kendine gelmedi. Bu hale getirildi.
Ve tam burada başka çok önemli bir soru var: Bu düzen, devrimcileri gençliğin içinden neden tasfiye etmek istiyor?
Çünkü devrimciler gençliğe başka bir yol gösterir. Rekabet yerine dayanışmayı, yalnızlık yerine birlikte mücadeleyi, boyun eğmek yerine değiştirmeyi anlatır. Gençliğin dağınık öfkesini birleştirir, yön verir, örgütler. İşte tam da bu yüzden hedef alınırlar. Çünkü örgütlü, bilinçli ve yan yana gelmiş bir gençlik; bu düzenin en büyük korkusudur.
Bu yüzden gençlik örgütsüz bırakılmak istenir. Bu yüzden birlikte hareket etmenin bütün kanalları kapatılır. Bu yüzden alternatif olan her şey bastırılır. Çünkü bu düzen biliyor: Gençlik örgütlenirse bu düzen sarsılır.
Benim için mesele tam burada netleşti. Sorun sadece gençliğin yaşadığı sıkıntılar değil. Sorun, bu sıkıntıları üreten düzenin kendisi. Ve daha önemlisi: Bu düzen değişmeden bu sorunlar çözülmez.
O yüzden bugün en temel soru şu: Gençlik neden örgütlenmeli?
Çünkü tek başına hiçbirimiz güçlü değiliz. Bu düzen tek tek hepimizi ezer, yalnız bırakır, tüketir. Ama yan yana geldiğimizde, birlikte düşündüğümüzde, birlikte hareket ettiğimizde o tablo değişmeye başlar. Yalnızlık kırılır, öfke yön bulur, dağınıklık yerini güce bırakır. İnsan ilk defa gerçekten söz sahibi olduğunu hisseder.
Çünkü yalnız kalan genç ya bu düzenin içinde ezilir ya da onun içinde kaybolur. Ama örgütlü genç hem kendini değiştirir hem de bu düzeni.
Bugün gençliğin ihtiyacı nasihat değil, baskı değil, yasak değil. Gençliğin ihtiyacı birbirini bulmak, yan yana gelmek ve birlikte mücadele etmektir. Çünkü başka türlü bu çürümenin önüne geçilemez.
Ve artık mesele çok net:
Ya bu kapitalist sistemin istediği gibi yalnız, dağınık ve güçsüz kalacağız ya da örgütlenip bu çürümüş düzeni değiştireceğiz.