23 Ocak 2026 Cuma

Doğan: Saldırıların son bulması için herkes üzerine düşeni yapmalı

Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Kobanê'de insani durumun ciddiyetine dikkat çekerek, Rojava'ya dönük saldırıların son bulması için herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğinin altını çizdi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin Ankara'da bulunan genel merkezinde güncel gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.

Suriye'de yaşananlara dair manipülasyonun çok fazla olduğuna dikkat çeken Doğan, "Aşırı bilgi kirliliği içerisinde insanlar gerçek bilgiye erişmeye çalışıyor. Tam da bilgiye erişimin engellenmesiyle başlamak istiyorum. Erişim engellenmeye çalışılıyor. Bilgi, algıyla karartılmaya çalışılıyor" dedi. Rojava'ya dönük saldırıları gündemleştiren basına yönelik sansür ve erişim engellerine tepki gösteren Doğan, özgür basın emekçilerinin tutuklandığını, gözaltına alındığını, işkence gördüğünü, tehdit edildiğini söyledi.

Öte yandan eylem yasaklarının ve eylemlere dönük polis saldırılarının da devam ettiğini belirten Doğan, "Erişim engelleri, yasaklamalar, gözaltı, darp, işkence, kötü muamele ve daha pek çok insanlık dışı yöntem denendi bugüne kadar. Başarılamadı. Başarılamayan ne? Bu haklı mücadelenin bastırılması, sindirilmesi" dedi.

'HALKLAR İTİRAZLARINI YÜKSELTMEYE DEVAM EDECEK'
Yerine kayyum atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'e "kent uzlaşısı" sebebiyle bugün hapis cezası verildiğine dikkat çeken Doğan, şöyle devam etti: "Kime yönelirse yönelsin bu cezalar, yasaklar, antidemokratik uygulamalar karşısında duracağız ve buna karşı mücadele edeceğiz. Ancak tüm Türkiye için bir haksızlık bu. Bu haksızlığı sürdürmekten vazgeçin. Bu çağrıyı yineliyoruz. Çünkü böyle yasaklarla ve sözü, meydanı, alanı, iradeyi kuşatarak ya da yok sayarak bu sorunların çözülmediğini çokça birlikte tecrübe ettik ve kaybettik. O yüzden korkmamak gerekir. Yasaklarla değil cesaretle yol almak gerekir. Meydanları kapatmamak gerekir. Diyalog yolunu açmak gerekir. Barış istiyorsanız bu seslere kulak vermeniz gerekir. Barışın yolunu açmanız gerekir. Bunun yoluna barikat koymamak gerekir. Yasak kalksa da kalkmasa da engelleme olsa da olmasa da erişim engeli gelse de gelmese de gazeteciler gazetecilik yapmaya devam edecekler. Bu da tecrübeyle sabit. Siyasetçiler oldukları her yerde siyaset üretmeye devam edecekler. Halklar itirazlarını yükseltmeye devam edecekler. Yani bu yasaklarla onları engellemeye çalışmayın."

6 Ocak'ta başlayan saldırılardan bu yana bu saldırıların durdurulması için alanda olduklarını vurgulayan Doğan, "Sahada yapılan yürüyüşlere katılıyoruz. Bir yandan onlara öncülük ediyoruz, bir yandan diyalog kanallarının açılması için görüşmeler yürütüyoruz. Merkez Yürütme Kurulumuzun kararıyla bir kriz koordinasyonu oluşturduk. Bu kriz koordinasyon kurulu da aslında tüm bu bilgileri bir süzgeçten geçirerek, eleyerek sizlerle paylaşmak üzere günlük toplanıyor" dedi.

'EN AZ 417 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI'
Rojava'ya dönük saldırıları protesto eden en az 417 kişinin gözaltına alındığını, en az 60 kişinin tutuklandığını ve şu anda en az 100 kişinin gözaltında olduğunu belirten Doğan, "Baskıyla, sansürle, kötü muameleyle bu sesleri susturamayacağınızı siz de tecrübe ettiniz. Geçmişe dönmek yerine yeniyi yaratmak için çaba sarf etmek gerekiyor. O çaba da böyle ortaya çıkmaz. O yüzden bir daha açıkça çağrımızı yapıyoruz. Rojava protestolarını böyle kuşatmak, hak değilmiş, meşru değilmiş gibi davranmak ya da o protestolardaki kalabalığın artmaması için gözdağı vermek, yasak kararı almak ancak ve ancak öfkeyi kabartır" dedi.

'BU DİL, ÇÖZÜM ARAYIŞININ DİLİ DEĞİL'
Çok kritik bir zamandan geçtiklerini belirten Doğan, şöyle devam etti: "Biz Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının tarafındayız, arkasındayız, yanındayız. Kararımız belli, kararımız net, kararımız açık. Bizim kararımızda bir savrulma, bir yalpalama söz konusu değil. Biz olduğumuz yerdeyiz. Üstelik olduğumuz yerden birkaç adım daha öteye geçebilmek için olağanüstü koşullarda çaba sarf ediyoruz. Ama kullanılan dile bakın. Gerginlik üreten, tedirginlik yaratan, güvensizliği pekiştiren, dostluktan uzaklaştıran, çözüm arayışı yerine yeniden kavgayı hatırlatan bir dil kullanılıyor. Dille ilgili de çok uyarı yaptık, yineliyoruz. Bu dil, dostluğun dili değil. Bu dil, çözüm arayışının dili değil. Bu dil mesafeleri yakınlaştırmaz. Bu dilden tümden kopuşu gösteren somut emarelere ihtiyacımız var. Bu dil yeni bir kardeşliğin tarifleneceği dönemin dili değil. Bu dil kapsayıcı değil. Bu dil uzlaştırıcı değil. Tüm yetkililere buradan sesleniyoruz: Bu dille seslenmek yerine, dostluğu pekiştirecek ve çözüm arayışını güçlendirecek bir dil tercih edilmeli. Bu dil sivrildikçe ne yazık ki güven de zedeleniyor."

Televizyon kanallarında Suriye'de yaşayan Kürtlere savaş ilan edildiğini söyleyen Doğan, "Bunun birinci derecede sorumluları bugün bu ülkeyi yönetenlerdir. Bu dilin bu kadar yaygın hale gelmesi, bu ülkenin resmen bu dili tercih ediyor olmasından kaynaklanıyor. Bunu yapmayın, bu dili değiştirin" dedi.

'KADINLARA DÖNÜK VAHŞET KARŞISINDA KİMSEYE SUSKUNLUK DAYATILAMAZ'
HTŞ çetelerinin DAİŞ'e karşı savaşan QSD'li savaşçıların mezarlarına saldırdığını hatırlatan Doğan, "Ambalaj HTŞ, zihniyet IŞİD olamaz, olmamalı. İsyanımızın da öfkemizin de nedeni budur. Bu yalnızca Kürt'e yönelik bir tehdit değildir, bu sadece Kürtlük meselesi değildir; bu bir insanlık meselesidir. Kadınlara dönük vahşet, zorla yerinden etme ve katliam tehdidi karşısında kimseye suskunluk dayatılamaz" ifadelerini kullandı.

'AMBALAJI HTŞ, ZİHNİYETİ IŞİD OLAN BİR YAPI TÜRKİYE'YE KOMŞU OLMAK ÜZERE'
Suriye'de Kürtlere yönelik saldırıların Türkiye'deki Kürtlerde yeni bir kırılma yarattığını söyleyen Doğan, "Bu kırılma derinleştirilmemeli. Bu sadece bir güven krizi değil çünkü. İktidarın süreçle ilgili zaten sorgulanan samimiyetine, sahiciliğine yeni bir gölge düşmüş oldu. Bu gölgeyi kaldıracak olan da sorumlular. Bunu onarmak iktidarın sorumluluğunda. Şu anda maalesef Kürtlerin her kazanımı sanki Türkiye'ye karşı bir milli güvenlik tehdidiymiş gibi görülüyor. Böyle bir zihniyet daha baskın. Oysa ambalajı HTŞ, zihniyeti IŞİD olan bir yapılanma Türkiye'nin sınır komşusu olmak üzere. Bunun önümüzdeki yıllar içerisindeki etkileri şimdiden öngörülemez ve buna ilişkin tedbirler alınmazsa yarın gerçekten çok geç olabilir" dedi.

Doğan, şu ifadeleri kullandı: "Buradan da yarın IŞİD zihniyetiyle karşı karşıya kalmak istemeyen herkese sorumluluk üstlenme çağrısı yapıyoruz. Biz, Kürtler, Türkler, Araplar, Çerkesler, Aleviler, Dürziler, Ermeniler, tüm halklar ve inançlar için barış, eşitlik ve özgürlük istiyoruz. Bizim kararımız net, tarafımız belli; hakların tanınmasının, barışın tesis edilmesinin yanındayız. Hassas günlerdeyiz. Kırılgan bir zaman, tarihsel bir kırılma anı. Bugün içeride ve dışarıda, her yerde barış demenin, ısrar etmenin çok önemli olduğu tarihsel bir kavşaktayız. Biz ısrarla barışa sahip çıkmaya devam edeceğiz."

'SALDIRILARIN SON BULMASI İÇİN HERKES ÜZERİNE DÜŞENİ YAPMALI'
Ardından basın emekçilerinin sorularını yanıtlayan Doğan, Rojava'daki son duruma ilişkin, "Şimdi Kobanê kuşatma altında. Su yok, elektrik yok, internet yok. Acil bir şekilde gıda yardımına mesela ihtiyacı var. Yani orada gerçekten insanlıkla ilgili bir mesele yaşanıyor. Yalnızca Kürtlük meselesi değil derken bunun özellikle altını çizdik. Bir müzakere yolunun açık olması konusunda en başında beri sorumlu ülkelere, garantör ülkelere, kolaylaştırıcı olabilecek ülkelere çağrılar yaptık. Özellikle de Türkiye'ye biliyorsunuz bu konuda çağrılar yaptık yapıcı bir rol oynaması için. Asla yıkıcı bir rol oynamaması gerektiğini söyledik. Birleştirici bir rol oynamalı Türkiye Suriye'de. Birtakım görüşmeler var. Bir arayış olduğu görülüyor. Ancak dün Mazlum Abdi'nin de özellikle altını çizdiği bir konu vardı sosyal medya paylaşımında yaptığı açıklamalarda. Bir entegrasyon ama nasıl bir entegrasyon? Gerçek bir entegrasyon. Bunun altını çizmişti. Gerçek bir entegrasyon sağlanmalı, çatışmasızlık sağlanmalı, kuşatma derhal son bulmalı. Bu kuşatmanın ve saldırıların son bulması için de herkes üzerine düşeni yapmalı" dedi.