13 Mart 2026 Cuma

ABD/İsrail-İran savaşı ve Türkiye

28 Şubat günü, ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizminin İran'a yönelik başlattığı savaş, Ortadoğu'da genişleyerek ve derinleşerek devam ediyor. Savaşın dolaylı etkileri bölge ülkeleri ve çeşitli iç ittifaklara yansıyor; yeni çelişki, gerilim ve tepkilere yol açıyor. Emperyalist-Siyonist savaş, ülkeleri test ediyor. Sicili belli sömürgeci faşist AKP-MHP rejimi, bunların başında geliyor. Gazze de olduğu gibi, ABD/İsrail ile İran arasındaki savaşta da yine taraftır. Ve tarafı da ABD emperyalizmi ve İsrail Siyonizminin yanıdır. Dün Gazze soykırımında gösterdiği iki yüzlü politikasını, bugün İran'a karşı yürütülen savaşta da sürdürüyor.

ABD ve İsrail'in İran’la savaş gerginliği sürecinde; Erdoğan, ABD'den savaşın son bulması için "arabulucuk" rolü istedi. Ancak İran, Türkiye'nin taraf olduğunu bildiği için bunu kabul etmedi. Görüşmeler, Umman'da gerçekleşti. Görüşmelerde olumlu yol alındığı açıklamaları sürerken, daha önce yapıldığı gibi, İran'a hava saldırıları başlatıldı. İçinde çocukların da olduğu binlerce sivil insan katledildi, binlercesi yaralandı.

ABD ve İsrail'in bu saldırganlığını, faşist şef Erdoğan yasak savma kabilinden "İsrail ve ABD'yi kınıyoruz" biçiminde açıkladı. İran'ın Körfez ülkelerindeki ABD askeri üslerine füze saldırılarını ise "kabul edilemez" gördü. Arkasında AKP ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'dan, "saldırıların son bulması", "müzakere masasına dönülmesi" çağrıları geldi.

Faşist Bahçeli ise, İran'a yönelik saldırıyı "ABD’nin Siyonizmin tahrikine gelmesi" biçiminde açıkladı. TC, "tarafsızlık' kisvesi altında, ABD'yi İsrail'in kışkırttığı saçmalığına sarıldı. Aslında "İsrail tahriki", TC'nin ABD ve NATO ortaklığının gizlenmesini hedefliyor. Zira Kürecik üssü, NATO'nun erken uyarı sistemini barındırmakta, dün olduğu gibi, bugün de emperyalist yıkım ve barbarlık savaşı yürüten İsrail ve ABD'nin hizmetindedir. Ki NATO tarfından Kürecik'e patriot füzeleri konuşlandırılması kararı bu gerçeğin en somut biçimi olmuştur.

Faşist şef Erdoğan, İsrail'e ilişkin kaygısını, Ankara’daki bir iftar programından, "Kapalı kapılar ardından Türkiye'ye karşı tuzaklar kurulup sinsi hesaplar yapıldığı" biçiminde yansıttı.  Ve "iç cephe"nin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. AKP-MHP hükümeti politikalarında, son yıllarda İsrail'e ilişkin zaten bir "bölgesel tehdit" algısı vardı. Suriye'de Esad rejiminin yıkılması, Suriye'de İsrail etkisi ve toprak işgalinin büyümesi, "Vadedilmiş topraklar" projesi, Ortadoğu'da İran "direniş ekseni"nin darbelenmesi bu kaygıları yükseltti. Erdoğan, zaten "İsrail’in Türkiye topraklarında gözünün olduğunu" ifade etmişti.

Peki, TC'nin bu savaştaki "tarafsızlık" politikası nasıl açıklanabilir?

Türkiye, savaş, darbe, işgal ve katliam örgütü NATO'nun üyesidir. Türkiye ABD'ye ekonomik, askeri ve siyasi olarak bağımlıdır. 24 yıldır hükümet olan AKP ve Erdoğan, ABD ve İsrail’den icazet aldı. 31 Mayıs 2010 yılında uluslararası sularda Gazze’ye yardım götüren Mavi Marmara gemisinde 10 Türk vatandaşının ölümüne sessiz kaldı. Gazze soykırımı sürecinde İsrail ile ticaretini sürdürdü, Azerbaycan’ın arabuluculuğunda İsrail ile gizli pazarlıklar ve görüşmeler yapmaya devam etti.

AKP-MHP hükümeti, Ortadoğu'nun ABD'nin çıkarları doğrultusunda şekillendirilmesi sürecinde, İsrail’in bölgesel bir güç olarak etkin ve özel bir rol oynadığının; Gazze, Suriye ve Lübnan'dan sonra, 28 Şubat’ta başlatılan ABD-İsrail saldırısının bölgesel bir güç olan İran'ı ve bununla birlikte TC'nin bölgedeki pozisyonunu ve yayılmacı etkisini de zayıflatacağının farkındadır.  

Ayrıca, Rojhilat’ta Kürt partilerinin İran'a yönelik savaş sürecini, "Ulusal ittifak"la karşılama hazırlığı ve ulusal statü hedeflemeleri, TC'ye Başur ve Rojava'yı hatırlatıyor ve kaygılandırıyor: TC Savunma Bakanı, Rojhilat’ta PJAK ve diğer Kürt gruplarını, sınırları yakından takip ettiklerini açıkladı. Türkiye'nin Rojava, Başur ve Rojhilat’daki gelişmelere bulaşması, Türkiye'de yürütülen "süreç"le birlikte düşünüldüğünde, Ortadoğu’da Kürt sorununun çözümü konusunda sıkıştığı; ciddi riskler ve politikalar geliştirme zorunluluğuyla yüz yüze kaldığı anlamına geliyor.

Yine savaştan kaynaklı olası kitlesel bir göç akışını, sınırda inşa edilen duvarın durduramayacağı ve bu durumda Suriye’de olduğu gibi, Türkiye'nin sınırları açmak zorunda kalacağı riskine işaret etmek gerekir.
İran, 1979'dan önce, yani Şah Rıza Pehlevi döneminde İsrail'in önemli bir müttefikiydi. Humeyni rejimiyle birlikte bu ilişkiye son verildi. Şimdi, İran'da bir rejim değişikliği olasılığı bulunmaktadır. Bunun gerçekleşmesi durumunda ABD ve İsrail cephesinde yer alacak bir İran'ın, TC'nin bölgesel jeopolitik önemini azaltacağı açıktır. Ayrıca Azerbaycan’la ilişkisi dikkate alınırsa İsrail'in bölgedeki pozisyonu güçlenecektir. O zaman, Türkiye’nin ABD ve AB bakımında Kafkaslar-Hazar bölgesi ve Ortadoğu'daki etki alanı da zayıflayacaktır.

Türkiye, yürütülen savaşla İran'da rejimin yıkılmasını istemez. Ancak, bölgesel bir güç olarak zayıflamasını ister. Zira İran'ın Ortadoğu'da Şii direniş eksenindeki öncülüğüne karşı Türkiye'nin de Sünni ekseni öncülüğü içinde olduğu biliniyor. Filistin sorununda, İsrail'in bölgesel alandaki ilerleyişi karşısında, İran ve Türkiye’nin "ittifakı"na, bu iki ülke için ihtiyaç vardır.

Yine de, AKP-MHP hükümeti ve burjuva muhalefetin İsrail karşıtlığı sahtedir. Mazlum Filistin halkının yanında olduklarını belirten her türden İslamcı örgüt ve kurumların İran'a yönelik emperyalist/Siyonist saldırganlık ve haydutluğa sessiz kalmalarında, fıtratlarının yanı sıra AKP-MHP ittifakının özel bir rolü vardır. Devrimci hareket, karşı devrimci bu güruhu, 16 Şubat 1969 İstanbul-Taksim Kanlı Pazar’dan iyi tanır, o gün, "6. Filo defol" diyen devrimcilere karşı cihat çağrılarıyla saldırı gerçekleşti: İki kişi yaşamını yitirdi, 200 kişi yaralandı. Bugün de ırkçı ve dinci medyanın, ırkçı ve İslami faşist güçlerin ABD ve İsrail karşıtlığı takiyedir, sahtedir.
Emperyalist rekabet, aşırı kar, yağma ve sömürü politikaları savaşlara yol açıyor. Bütün emperyalist ve gerici savaşlarda olduğu gibi, ABD/İsrail-İran savaşının faturası da sadece İran’da değil, bütün dünyada ekonomik yıkım ve özgürlüklerin gasp edilmesi biçiminde işçi sınıfı ve halklara kesilmektedir.

Bugün devrimci hareketin görevi, ABD emperyalizminin bölgeden kovulması, NATO'nun dağıtılması, üslerin kapatılması, Siyonist İsrail saldırganlığının püskürtülmesi, faşist İslamcı İran rejiminin yıkılması için İran halklarının yanında olmayı başarmaktır.

Türkiye'de devrimci hareket bileşeni parti ve gruplar, halklarımızın enternasyonalist ve tarihsel antiemperyalist mücadele geleneği ve hafızasını politika ve eylemlerinde onurla taşımakta; ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizmine karşı İran halklarının yanında olduklarını haykırmaktadırlar!