7 Mart 2026 Cumartesi

Zahide Bilgin yazdı/ Çaresizliğe alışılmaz

"Bir kişi daha eksilmeyeceğiz" sloganı artık çaresiz hissettiren ve her ölümde tekrarladığımız bir yas olmanın ötesine geçmeli. Kelimelerin anlamını yitirdiği anda anlamlı olan yalnızca seferberliktir. Birbirimizi yaşatacak bir seferberliği kurmak, duvarı aşacak gücü yaratmak her birimizin omuzlarında.

2021'de İstanbul Sözleşmesi'nden Cumhurbaşkanı'nın imzasıyla çıkıldı. Doğrudan kadınların ve LGBT+ların hayatlarına etki eden bu olay, feminist/ kadın hareketinin yol hattı açısından bir çarpışmaydı.

Bu ülkede "arkası sağlam" olmayan herkes; kurumlarla, yaşadığı şiddetle, yoksullukla, polis kalkanıyla, cezasızlıkla, haberlerle, hukukun maliyetli oluşuyla ve "işlememesiyle" çarpışmayı farklı biçimlerde yaşar. Çarpışmanın yükü ağırdır.

Paran yoktur, ayrılamazsın "kocandan"; seni taciz eden adama adres bilgilerin gider, şikâyet edemezsin; edersin, koruma kararı olan erkek tarafından katledilirsin. "Öldüğün zaman haklı çıkarsın, ölmediğiniz sürece, hayata tutunduğunuz sürece haksızsınızdır." Öldüğünde bile suçlanırsın.

Kuran'a Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler'in istismara maruz bıraktığı, 15 yaşındayken zorla evlendirilen Fatma Nur Çelik yaşamak istiyordu. Ayhan Şengüler, 8 yaşındaki kızı Hifa İkra'yı da istismara maruz bırakmıştı. Fatma'yı ayrılmak istediği için eve hapsetmişlerdi. "Son beş yılımı, içirilen ilaçlı sular yüzünden hatırlamıyorum," demişti Fatma, üç yıl direndi. "Bana zarar verebilirler, üzerini intiharla örtebilirler" demişti yaşarken.

Tarikat nedir bilir misiniz? Tarikata giden çocuk okula gitmez. Bunu Diyanet ve MEB aracılığıyla yapılan Hafız Yetiştirme Projesi ile de resmileştirdiler. Telefon yasaktır, dışarıya dilediğinizce çıkamazsınız. Zorla evlendirirler; hayatınız onların elindedir. Fatma Nur, bu baskının altından çıktı, kızı için bilmediği bu dünyaya girdi. Yalnız kaldı, görmedik; o tehdit edilmesine rağmen sesini çıkarırken seferber ol(a)madık. Adalet aradığı adliyenin önünde yüzünü gizlemek zorunda kaldı. Takipsizlik kararı çıktığında, yalnız kaldığında.

Dilovası'yla, Rojin'le, Zeynep'le, Fatma Nur'la, Hifa'yla; içimiz her gün öyle sızlıyor ki bu öfkeyle karışan acının tarifi yok. Ölümün geri dönüşü yok.
Çarpıştığımız duvar ölüme aldırış etmiyor; yaşamımızla bedelini ödediğimiz koşullarla örülüyor o duvar. İster ekmek soğan ye, ister canından ol; yeter ki anne ol, işçi ol, doğur, alış. Hayat böyle, aile kutsal deniyor. Çaresizliğe alıştırılıyoruz; çaresizliğe alışılmaz.

Duvarın konuşmasını beklemek değil, onu yıkmak gerek. Bunun yükü mücadele sözü veren bizlere düşüyor. Asayiş, ceza, koruma, dayanışma, birbirimizi yaşatmak; tüm bunları oluşturmak zorundayız. "Bir kişi daha eksilmeyeceğiz" sloganı artık çaresiz hissettiren ve her ölümde tekrarladığımız bir yas olmanın ötesine geçmeli. Kelimelerin anlamını yitirdiği anda anlamlı olan yalnızca seferberliktir. Birbirimizi yaşatacak bir seferberliği kurmak, duvarı aşacak gücü yaratmak her birimizin omuzlarında.

Kalanın gidene borcudur mücadele.