Sulukule'den Epstein Adası'na güç ve paranın gölgesinde aynı karanlık ağ
Türkiye’den sızanlar ise bu küresel ağın yerel uzantılarına işaret ediyor. Epstein’ın özel uçağının pilotuna “Türkiye’den de çocuk getirilip getirilmediği” sorusu yöneltilmiş. Bununla bağlantılı olarak, Savarona yatı ve lüks Rixos otelleri zincirinin, uluslararası bir fuhuş şebekesinin merkezi olmakla suçlandığı davada, otellerin sahibi Fettah Tamince'nin adı Epstein belgelerinde, teşekkür e-postalarıyla birlikte geçiyor.
Yoksul bir İstanbul mahallesinde başlayan çocuk istismarı ile küresel bir seks ticareti şebekesinin merkezinde yer alan Jeffrey Epstein vakası arasında çarpıcı benzerlikler dikkat çekiyor. Her iki yapıda da servet ve yüksek siyasi bağlantılar, en ağır suçların üzerinin kapatılmasında bir kalkan işlevi görüyor. Sulukule, Savarona ve Epstein ağına dair ortaya çıkan iddialar, farklı coğrafyalarda aynı kirli sistemin nasıl işlediğini gözler önüne seriyor.
ABD Adalet Bakanlığı tarafından kamuoyuyla kısmen paylaşılan milyonlarca sayfalık belge, Jeffrey Epstein vakasının boyutlarını bir kez daha gösterdi. Epstein’ın, en küçüğü 14 yaşında olmak üzere onlarca kız çocuğunu, bir "arz hattı" disipliniyle istismar ettiği ortaya çıktı. Kurbanlar, arkadaşları aracılığıyla veya "masaj" vaadiyle tuzağa düşürülüyor, paralı bir istismar döngüsünün parçası haline getiriliyordu. Bu sistemin en can alıcı yanı ise Epstein'ın dünyanın en güçlü ve zengin isimleriyle olan yakın bağlantılarıydı.
Türkiye’den sızanlar ise bu küresel ağın yerel uzantılarına işaret ediyor. Epstein’ın özel uçağının pilotuna “Türkiye’den de çocuk getirilip getirilmediği” sorusu yöneltilmiş. Bununla bağlantılı olarak, Savarona yatı ve lüks Rixos otelleri zincirinin, uluslararası bir fuhuş şebekesinin merkezi olmakla suçlandığı davada, otellerin sahibi Fettah Tamince'nin adı Epstein belgelerinde, teşekkür e-postalarıyla birlikte geçiyor.
Bu karmaşık tablo içinde en net paralellik, gücün cezasızlık için nasıl seferber edildiği. Epstein, 2008'de Florida'da “reşit olmayan kızlarla para karşılığı cinsel ilişkiye girmek”ten suçlu bulunmasına rağmen etkili avukatları ve bağlantıları sayesinde sadece 13 ay hapis cezası aldı. Benzer bir koruma mekanizması, Türkiye’de yaşananlarda da kendini gösteriyor.
SULUKULE DAVASI VE MEHMET AĞAR'IN ROLÜ
1996 yılında İstanbul Sulukule'de yaşanan ve iki erkek çocuğu (M.Y. ve O.B.) cinsel saldırının hedefi yapan “cinsel istismar vakası” bu koruma zırhının devlet katındaki işleyişine dair çarpıcı gerçekleri içeriyor.
Olayın merkezinde dönemin Hollanda Adalet Bakanlığı Genel Sekreteri Joris Demmink ve dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ile ekibi yer alıyor. İddialara göre, "Susurluk Çetesi" olarak bilinen yapının operasyonel kapasitesi bu istismar vakasında da devreye girmişti. Tanıklar, Ağar'ın emri altındaki polis amirlerinin, Demmink için Sulukule'den 11-12 yaşlarında çocukları bulup getirmekle görevlendirildiğini öne sürdü.
Doğrudan tanıklık kapsamında Demmink'in koruması olan polis Mehmet Korkmaz'ın ifadeleri, çocukların polisler tarafından bulunup otellere götürüldüğünü doğruladı.
İstismara uğradığı belirtilen M.Y., yaşadıklarını anlatırken sinir krizi geçirdi. Daha sonra Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Emin Aslan tarafından gönderilen kişilerce tehdit edildiğini ve dilinin jiletle kesildiğini anlattı.
ZAMANAŞIMI, DİPLOMATİK PAZARLIK VE DOKUNULMAZLIK
Soruşturma, suçların ağırlığına rağmen etkili bir şekilde sonuçlandırılamadı. Savcılık, 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle soruşturmayı kapattı. Türkiye, Hollanda makamlarının soruşturma taleplerine "aynı suçtan iki kez yargılanamaz" ilkesini öne sürerek yanıt vermeyi reddetti. İnsan hakları avukatları, bunun karşılığında uyuşturucu kaçakçısı Hüseyin Baybaşin'in iadesi için yapılan bir "gizli anlaşma" olduğuna işaret etti.
Tüm bu sürecin sonunda Demmink ceza almadı; emekliliğinde Hollanda Kraliçesi Beatrix tarafından takdirname ile ödüllendirildi. İnsan hakları avukatı Eren Keskin'in de vurguladığı gibi bu vaka “devletin yapısal şiddetinin ve cezasızlık kültürünün tipik bir örneği” olarak kayıtlara geçti.
SAVARONA/RİXOS VE EPSTEİN BAĞLANTISI
Benzer bir dokunulmazlık hikayesi, Savarona yatı ve Rixos otelleri etrafında şekillenen uluslararası seks endüstrisi ağında da tekrarlandı. Kazak oligark Tevfik Arif liderliğindeki çetenin, kız çocuklarını ve kadınları istismar ettiği ifade edildi. Şebekenin otellere kayıtsız giriş-çıkış sağlamak konusunda Rixos Otelleri sahibi Fettah Tamince ile işbirliği yaptığı öne sürüldü.
Soruşturma sırasında şebeke üyelerinin birbirlerini teknik takipten haberdar ettiği kayıtlar ele geçirilmesine rağmen, Fettah Tamince hakkında takipsizlik kararı verildi. Bu dava kapsamında Tamince'nin adı da Jeffrey Epstein davasına ilişkin milyonlarca belge arasında geçiyor. Epstein'ın asistanı ile Rixos Otelleri yetkilileri arasındaki e-posta trafiği iki ağ arasında bir köprü olduğunu ortaya koydu.
AYNI SİSTEM, AYNI KORUMA KALKANI
Epstein vakası, parasal gücün ve küresel elit bağlantıların, en karanlık suçların üzerini nasıl örtebildiğinin küresel ölçekteki kanıtıdır. Sulukule ve Savarona/Rixos iddiaları ise benzer bir modelin yerel tezahürlerini oluşturuyor.
Epstein'ın kurbanları, ancak on yıllar sonra ve ısrarlı bir toplumsal baskı sayesinde kısmi bir “adalet” arayabilirken Sulukule'nin çocukları ile Savarona'da cinsel istismara uğrayanların sesi, bu güçlü koruma kalkanları arasında kaybolup gitti. Bu tablo, adaletin sadece kanunlarda değil iktidar ve servetle kurulan ilişkilerde nasıl şekillendiğinin acı bir belgesi olarak duruyor.