SAMER raporu: Sürece güvensizlik sürüyor, DEM Parti eleştiriliyor
SAMER'in tweet analizine göre, komisyon raporunun açıklanmasından önceki paylaşımlarda temel duygu "güvensizlik"ti. Raporun açıklanmasından sonra da bu durum değişmezken ve beklentilerin karşılanmadığı belirtilirken, DEM Parti tartışmaların ve tepkilerin odağında bulunuyor.
SAMER, Meclis Komisyon raporu açıklanmadan (11-18 Şubat 2026) ve açıklandıktan (18-24 Şubat 2026) sonra atılan tweet içeriklerini analiz etti.
"Tweet içerikleri incelendiğinde, tartışmanın yalnızca rapor metniyle sınırlı kalmadığı; sürecin meşruiyeti, kolektif hafıza, aktörlerin konumlanışı, adalet beklentileri ve tarihsel güvensizlikler etrafında şekillendiği görülmektedir" dedi.
RAPORDAN ÖNCE ÖNE ÇIKAN DUYGU "GÜVENSİZLİK"
Raporun kamuoyuna sunulmasından önceki paylaşımlarda belirgin biçimde öne çıkan temel duygunun, "güvensizlik" olduğuna dikkat çekildi: "Paylaşımlarda sürecin kendisine yönelik güçlü bir kuşku hali dikkat çekmektedir. Özellikle sürecin gerçek bir çözüm iradesi taşımadığı, devletin geçmiş deneyimler nedeniyle samimiyet sorunu ürettiği ve yaşananların oyalama ya da zamana yayma stratejisinin parçası olduğu yönündeki ifadeler yoğunluk kazanmaktadır. Bu söylem evreninde barış tartışmasının, umutla birlikte ilerleyen fakat temkinli bir mesafe barındıran bir ruh hali içerisinde kurulduğu görülmektedir."
"Sürecin meşruiyetine yönelik kuşku", "kimlik ve statü kaygısı" ve "adalet ve eşitlik talebi"nin bu süreçte öne çıkan üç yaklaşım olduğu vurgulandı.
'AKTÖRLERDE CİDDİ BİR SAMİMİYET VE TEMSİL KRİZİ'
Rapor sonrasında atılan tweetlerde ise Kürtlerin beklentilerinin sıralandığı, meselenin "terör" diliyle tanımlanmasının terk edilmesi gerektiğinin belirtildiğine işaret edildi. Araştırmaya göre, raporun beklentileri karşılamadığı algısı tweetlerde şu üç gerekçeyle kuruluyor:
"Birincisi, metnin genel çerçevesinin hâlâ "terör/terörsüzlük" söylemiyle ilerlediği ve bu dilin Kürt meselesinin kök nedenlerini görünmezleştirdiği düşünülüyor;
İkincisi, "üniter devlet" vurgusu ve "muğlak/tavsiye" tonunun, Kürtler açısından somut statü/hak güvencesi üretmediği, hatta geri çekilebilir bir niyet beyanı gibi durduğu ifade ediliyor;
Üçüncüsü ise aktörlere dönük ciddi bir samimiyet ve temsil krizi: rapor sonrası tweetlerde özellikle DEM Parti üzerinden yoğunlaşan bir tartışma alanı açmaktadır."
Tweet paylaşımlarında dikkat çeken temel vurgunun da DEM Parti'ye yönelik olduğu belirtildi: "Bu vurgu, DEM milletvekillerinin Kürtleri temsil ettiklerini ifade etmelerine karşın, Kürt tabanında bu temsiliyetin duygusal ve siyasal düzlemde yeterince karşılık bulmadığı yönündedir. Tweet dilinde sıkça rastlanan eleştiri, sürecin geniş toplumsal katılımdan ziyade birkaç siyasal aktör arasında yürütülen kapalı bir müzakere görüntüsü verdiği algısına dayanmaktadır. Bu çerçevede Kürt kullanıcılar, kendilerini sürecin öznesi değil, daha çok dışarıdan izleyicisi konumunda hissettiklerini ima etmektedir."
DEM Parti'nin rapora "şerh" koyduktan sonra onaylamasının da tepki çektiği belirtildi, "Kürt tabanında yoğun biçimde karşılaşılan söylem, "Madem şerh kararı verilecekti, en başta neden onaylandı?" biçimindeki sorgulamalar etrafında yoğunlaşmıştır" denildi.
TÜRKLER "KÜRDİSTAN" KELİMESİNİ DOLAŞIMA SOKTU
Türklerin, komisyon raporunun açıklanması sonrasındaki tweetlerinden çıkan sonuçlar ise şöyle değerlendirildi:
"Türk tabanına atfedilebilecek paylaşımlar incelendiğinde, söylem yapısının belirgin biçimde güvenlik, devlet ve birlik ekseninde sabitlendiği görülmektedir. Tartışmalar çoğu zaman rapor metninin içeriğinden ziyade sürecin potansiyel sonuçları ve devletin bütünlüğü çerçevesinde şekillenmektedir. En baskın tema, sürecin doğrudan bölünme endişesi üzerinden okunmasıdır. Bu söylemde raporun somut maddeleri ikinci planda kalmakta; tartışma daha çok 'Bu adım nereye evrilir?' sorusu etrafında kurulmaktadır. Metinde yer almamasına rağmen 'Kürdistan' vurgusunun güçlü biçimde dolaşıma girmesi, söylemin metne değil, kolektif siyasi algıya yaslandığını göstermektedir. Bu çerçevede süreç sıklıkla taviz, geri çekilme ya da riskli yumuşama olarak kodlanmaktadır."
SAMER verilere ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
"Tweetler, Kürt kamuoyunun temel beklentisinin yalnızca bir rapor metni değil; güvenlik merkezli söylemin aşılması, hak temelli bir demokratikleşme hattının açılması, adalet ve yüzleşme mekanizmalarının netleşmesi ve sürecin toplumsal katılım zeminine oturtulması olduğunu göstermektedir. Buna karşılık raporun algılanışı, belirsizlik, muğlaklık ve geri çekilebilirlik kaygıları etrafında şekillenmiş; özellikle temsil ve samimiyet tartışmaları sürecin meşruiyetini belirleyen kritik bir unsur haline gelmiştir. Genel olarak sosyal medya söylemi, barış ihtimalinin bütünüyle reddedilmediğini; ancak barışın Kürt kamuoyu nezdinde somutluk, eşitlik, adalet ve dahil edilme ilkeleriyle birlikte anlam kazandığını ortaya koymaktadır. Bu çerçevede rapor, tartışmayı kapatan değil; beklentilerin, güvensizliklerin ve siyasal temsil meselelerinin daha görünür hale geldiği yeni bir kamusal müzakere alanı üretmiştir."