Nadiye Gürbüz yazdı | Patron-sendika işbirliğinde rıza inşası
Nasıl ki açlık sınırının altında bir asgari ücrete imza atıldıysa, bugün de MESS grup toplu sözleşmesinde yoksulluk sınırında bir ücrete imza atılmıştır. Yani metal işçileri o sözleşmeye imza atan sendikacılar tarafından yoksulluğa mahkum edilmiştir.
"Zafer direnen metal işçilerinin..."
Direnen işçilerin yürüttüğü mücadelenin kazanımla sonuçlanmasının ardından çokça duyduğumuz bu slogan, Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) üyesi patronlarla DİSK'e bağlı Birleşik Metal-İş, Türk-İş'e bağlı Türk Metal ve Hak-İş'e bağlı Özçelik-İş sendikalarının 150 bini aşkın metal işçisi adına imzaladığı grup toplu iş sözleşmesinin (TİS) ardından kullanıldı. Birleşik Metal-İş Sendikası gece yarısı imzaladıkları toplu sözleşmeye ilişkin açıklamayı, "Biz kazandık" diye noktaladı.
Değerlendirmelere geçmeden önce "kazanım" diye sunulan sözleşmeye göz atalım.
İki yılı kapsayan TİS'te, birinci 6 ay için çıplak ücrete ortalama yüzde 28,10; ikinci 6 ayda enflasyon yüzde 13'ü geçerse enflasyon oranı; üçüncü 6 ayda enflasyon artı 1,5 puan; dördüncü 6 ayda enflasyon oranında zam yapılacak.
Sosyal ödeneklerle birlikte artış oranı yüzde 31,15'e çıkarken, sözleşme kapsamındaki 150 bini aşkın metal işçisi, ikramiye ve yakacak dahil ortalama 71 bin TL alacak. 1 Mart 2026 tarihinden itibaren ise ikramiye ve yakacak dahil maaşlar net 79 bin 500 TL'ye çıkarılacak. Sözleşme 1 Eylül 2025 tarihinden itibaren geçerli olacak.
Sosyal haklar bakımından sözleşmenin birinci yılında Kurban Bayramında yüzde 75, diğer sosyal haklarda yüzde 50 oranında artış yapılacak. Sözleşmenin ikinci yılında ise sosyal haklarda yıllık enflasyon oranında artış olacak.
Ayrıca MESS üyesi patronlar, kazanılmış hakları gasp etmeye dönük teklifleri geri çekerken, Birleşik Metal-İş'in açıklamasında, "işçilerin taleplerini dikkate alan" patronların örgütü "MESS yönetimine" teşekkür eksik edilmemiş.
Sözleşmeyi imzalayan sermaye işbirlikçisi, sarı sendikalar Türk Metal ve Özçelik-İş misyonlarına uygun davranarak patronların çıkarlarını gözettikleri için onlara söylenecek çok fazla sözümüz yok. Zaten sözleşme dönemi başladığında sundukları teklifler de işçilerin kazanımları üzerine kurulu değildi. Ama -hakkını teslim ederek söyleyelim- metal işçileri arasında örgütlenme çalışması yürüten, hem tabanı hem yönetimi bakımından belli bir mücadele perspektifine sahip Birleşik Metal-İş'in bu sözleşmeye imza atması ve yaptığı açıklama değerlendirilmeyi hak ediyor. Ne diyor Birleşik Metal-İş açıklamasında: "Bu sonuç; masada değil, fabrikalarda kurulan iradenin, kararlılığın ve örgütlü mücadelenin eseridir. Kazanan, direnen metal işçisidir."
Bunu neye dayanarak söylüyor: 13 Ekim 2025 tarihinde başlayan görüşmelerin 8 Aralık 2025'teki beşinci toplantıda tıkanması ve uyuşmazlık tutanağı tutulmasının ardından sendikanın 20 Ocak'ta 9 fabrikada grev kararı alması ve 30 Ocak'ta greve çıkacağını duyurmasının ardından metal patronlarının sendikaları görüşmeye çağırarak sözleşmeyi imzalamasına...
Metal sektörü stratejik öneme sahip sektörlerden biri. Kapitalizmin can damarı olan sektörler arasında yani. Burada gelişecek bir mücadelenin hem işçi sınıfının diğer bölükleri arasında bir etkisi olduğunu hem de sermayeyi ve onun temsilcisi iktidarı zorladığını geçmiş deneyimlerden biliyoruz.
Fakat metal patronları bu toplu sözleşme döneminde geçmiş dönemlerden daha rahattı. Öncelikle Kamu Çerçeve Protokolü adı verilen devlete ait fabrika ve işletmelerinde çalışan işçilerin toplu sözleşme görüşmelerinde sermaye işbirlikçisi sarı sendika Türk-İş sefalet zammına onay vermiş, ardından asgari ücret ve emekli maaşları 30 bin liraya dayanan açlık sınırının altında tutulmuştu. Asgari ücrete yüzde 27, emekli maaşlarına yüzde 12,19 ila 18,60 oranında zam yapılmıştı. Bundan güç alan metal patronları "krizdeyiz" safsataları, sendikal örgütlülüğü işçi kıyımıyla zayıflatarak (yüzde 15-20 oranında sendikalı işçi işten atıldı) bu sonucu örgütledi.
MESS grup toplu sözleşmesi kapsamında 138 bin işçi Türk Metal, 2 bin 500 işçi Özçelik-İş üyesi. Birleşik Metal-İş, 31 işletmede, 43 fabrikada örgütlü. 11 bin üyesi adına bu sözleşmeyi onayladı. İşyeri temsilcileriyle gerçekleştirilen toplantıda yüzde 80'inin imzalanan yüzde 28,10 oranındaki zamma onay verdiği söyleniyor. Yani yüzde 20'den onay almayan bir sözleşme imzalanmış.
Ekim ayında başlayan görüşmelerden itibaren bu süreç adım adım örgütlendi. Zaten sendikaların zam talepleri pek yüksek değildi. Özçelik-İş ilk 6 ay için saat ücretine 40 TL iyileştirme ve yüzde 20, Türk Metal ilk 6 ay için yüzde 38,97 zam talep etmişti. İçlerinde en yüksek zam talebi Birleşik Metal-İş'indi. O da ilk altı ay için yüzde 58,5 istemişti.
Sendikaların bu dönemde, 2024 yılının başında imzaladıkları 2023-2025 dönemini kapsayan TİS'teki "yüksek" zammın (yüzde 98) ekmeğini yediğini söyleyebiliriz. İşçiler 2024 yılının başında imzalanan "yüksek" zamla ikna edildi. Bir de metal sektöründe "kriz" yaşandığı söylemi ve işten atma pratikleri ve tehditlerinin de işçinin "olur vermesi"nde katkısı büyük. Ama yüzde 98'e imza atıldığı dönemde metal işçilerinin ücretleri neredeyse asgari ücrete yaklaşmıştı. Yani yüksek bir zamdan bahsedemeyiz. Aksine düşük ücretlerin nispeten makul bir seviyeye çekildiğini söyleyebiliriz. Yani bu sözleşme döneminde sendikaların dediği gibi işçiler rıza vermedi, rızaya zorlandı.
Patronların yıllardır her sözleşme döneminde olduğu gibi bu sözleşme döneminde de dayattığı 3 yıllık sözleşme ve yüzde 18 zam teklifinden geri adım atması sendikaları rahatlatan bir başka faktör.
Enflasyon rakamlarını bir kenara bırakalım. TÜİK'in rakamlarının gerçek hayatla bir ilgisi yok. ENAG'ın açıkladığı rakamlar daha gerçekçi. Ama ücretlerin enflasyon verilerine dayanarak belirlenmesinin bir anlamı yok. Çünkü işçiler zamlı maaşlarını almadan fazlası ceplerinden çıkıyor. Bu sözleşmeye imza atan Türk-İş'in açlık ve yoksulluk verilerine bakalım. Türk-İş aralık ayında açlık sınırını 30 bin 143 TL, yoksulluk sınırını 98 bin 188 TL olarak açıklamıştı. Bugün itibariyle bu rakamların arttığını söylemek hiç de zor değil.
Nasıl ki açlık sınırının altında bir asgari ücrete imza atıldıysa, bugün de MESS grup toplu sözleşmesinde yoksulluk sınırında bir ücrete imza atılmıştır. Yani metal işçileri o sözleşmeye imza atan sendikacılar tarafından yoksulluğa mahkum edilmiştir.
Patronların örgütü MESS ile işçi sendikası Birleşik Metal-İş arasında imzalanan sözleşmedeki tek olumlu yanın kadın özgürlük mücadelesi bakımından da önemli bir kazanım olan ILO 190'nın kabul edilmesi diyebiliriz.
Türk devletinin hala imzalamadığı ILO 190'ın kabul edilmesi talebini DİSK uzun zamandır dile getiriyor. Sözleşmede yer alan 77. madde metal fabrikalarındaki kadın işçilere dönük taciz ve şiddeti önlemeyi amaçlıyor. Bu madde oldukça önemli. "İşyerinde başta toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve taciz olmak üzere her türlü taciz ve şiddetin" önlenmesini öngören madde, tüm çalışanların şiddet ve tacizden korunmasına kadar genişletiliyor. Sözleşmede yer alan maddede aynı zamanda patron örgütü MESS ve işçi sendikası Birleşik Metal-İş'in yılda en az iki kere bu kapsamda toplantı yapması öngörülüyor.
Aynı zamanda sendikanın Kadın Komisyonunun önerisiyle Birleşik Metal-İş'in imzaladığı sözleşmeye, ev içi şiddete maruz kalan kadın işçilerin korunmasına ilişkin hükümler konuldu. Bu da oldukça önemli bir kazanım. Maddede patronların, ev içi şiddete maruz kalan kadınların çalışma koşullarını "mümkün olan ölçüde" kolaylaştıracağı ve işyeri sınırları içinde güvenliğini sağlamaya özen göstereceği taahhüt ediliyor. "Mümkün olan ölçü" ve "özen gösterilir" ifadelerinin muğlaklığı maddeleri zayıflatan bir içerik oluştursa da kadın özgürlük mücadelesi bakımından bu içerikte maddelerin sözleşmelere girmesi gerçekten çok önemli. Aynı zamanda bu kazanımı, başka sözleşmelere taşıma sorumluluğunu da üstümüze yüklüyor.
Son söz olarak şunu söyleyelim. Sınıf mücadelesinin önemli bir savaşımını daha kaçırmış, sarı sendikalar eliyle patronlara ve sermaye düzenine teslim etmiş olduk. Bu durum sınıfın ücretler eksenindeki savaşımına dolaysızca yansıyor. Migros patronunun depo işçilerine yüzde 28 zam dayatırken metal işkokundaki TİS’i örnek göstermesi bu hakikati somutluyor. Migros depolarında nöbet eylemini sürdüren işçilerin tavrı ise işçi sınıfının örnek alınması gereken mücadele damarını gösteriyor. Metal işçilerinin sınıf bilincini geliştirecek, sınıf mücadelesi bakımından birleşik bir direniş mevzisi yaratılabilecek, yeni bir dinamizmi körükleyebilecek mücadele dönemi sendikacılar tarafından başlamadan sona erdirilmiştir. Patronların "kriz"i, işten atma tehditleri, sendikalar tarafından işçi sınıfının mücadeleden uzak durmasını sağlayacak bir zemine kaydırılmıştır. Üstelik bunun yapıldığı dönem de oldukça önemli. 3. emperyalist paylaşım savaşının öngönündeyiz. Rojava'ya dönük işgal saldırısı sürüyor. ABD Güney Amerika ülkeleri, İran, Grönland'a saldırıyor, tehdit ediyor. Savaş ve işgallerin faturasını işçiler öderken, şovenizmle zehirlenirken sendikaların sessizliği, emperyalistlerin dünya halklarına, emperyalistler ve bölge gerici devletlerinin Kürt ve Filistin halkına dönük katliam saldırılarına sessizlik, işçi sınıfının sarı sendikalara, sermaye düzenine daha angaje olmasını sağlayacaktır. Bunu tersine çevirmenin tek yolu; işçi sınıfı içinde örgütlenmek ve ekonomik temelli mücadeleyi politik zemine kaydırmanın olanaklarını yaratmaktır.