18 Mart 2026 Çarşamba

Mart Ayaklanması'nın 1. yıldönümünde devrimci imkanlar ve görevler

19 Mart'ı koşullayan etkenler, sorunlar ve çelişkiler canlılıklarını koruyor ve bazı bakımlardan derinleşmiş, keskinleşmiş bulunuyor. Erdoğan tahtını kaybetmemeye, halk öfkesinin hesap sorulması basıncının yol açacağı sonuçlardan kaçınmaya, Bahçeli faşist şeflik rejimi şahsında devletin ırkçı, faşist yapı ve hakimiyetini korumaya odaklanmış durumdalar.

Mart Ayaklanması'nın birinci yılına girdik. Geride kalan bir yılın öne çıkan gerçeklerini ve mevcut durumu ve görevleri ana çizgileriyle ele alalım.

1) Ezilenlerin, yoksulların bağrında birikmiş patlayıcı maddeleri harekete geçiren "kıvılcım" Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasıydı. Faşist devlet terörüne, adaletsizliğe, yoksullaştırma politikalarına ve politik İslamcı yaşam tarzı ablukasına karşı birikmiş öfke üniversiteli gençliğin öncülüğünde ayağa kalktı. Faşist şeflik rejiminin yasa ve yasakları çiğnenip geçildi. Saray cuntasının yangını söndürmek için uyguladığı yöntemler, "korkuyu aştık", "korkmuyoruz", "cesaret bulaşıcıdır", "kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz" ruh hali ve duruşuyla cevaplandı.

2) Mevzi ve pasif savunma planı içindeki CHP yönetimi ve lideri Özel, parti kitlesinin duygu, düşünce ve taleplerini de ifade eden ayaklanmanın ileri iticiliği, cesaretlendiriciliği ve basıncıyla duruşunu değiştirdi. Ayaklanmayla burjuva açıdan doğru bir ilişkileniş kurdu. Ayaklanmayı, taleplerini, kimi şiarlarını övme, fakat belirli bir sınırda kalması, sönümlenmesi için çalışma; ortaya çıkan enerjinin CHP mitinglerine dönüşmesini sağlama ve bu zeminde aktif savunmaya geçme çizgisi oluşturup pratikleştirdi. Devrimci hareketin zayıflığı, ulusal demokratik hareketin seyirci kalma tercihi, CHP'nin örgütlülüğü, hazır gücü, mali ve diğer imkanları Özel'e planı uygulama fırsatı sundu. Bir yıl içinde 99 miting örgütleyerek faşist şeflik rejiminin saldırılarını arttırmasının saflarında moral bozukluğu, umutsuzluk ve yılgınlığa yol açmasını önledi ve daha önemlisi kitle tepkisini, kitle öfkesini canlı tuttu. Yığınların yeni kesimleriyle etkileşim olanağı yarattı.

3) Devrimci hareket, güç zayıflığının ötesinde, ayaklanma sırasında ayaklanmayla bağlı bir birleşik merkez oluşturma ataklık ve kararlılığı göstermedi. Sonrasında ise kitlelerle antifaşist, antişovenist etkileşim geliştirme, emekçi semtlerdeki havayı değiştirme, üniversitelerdeki canlanmayı güçlendirme imkanı yaratmak üzere, hiç değilse İstanbul'daki ilçe mitinglerine mahallerden başlatılacak yürüyüşlerle müdahale için birleşik bir irade geliştiremedi. Bu nedenle çok önemli bir fırsatı değerlendiremedi. Bu durum tasfiyecilik yıllarının politik iddiayı, iradilik kuvvetini ve yeteneğini nasıl kemirdiğini tartışmaya yer bırakmayacak bir açıklıkla ortaya çıkardı.

4) Ulusal demokratik hareket, kitlelerin faşist şeflik rejimiyle girişecekleri iktisadi, siyasi, toplumsal mücadeleleri "süreç hassasiyeti"ne tabi kılınması görüş açısıyla ele alınca, potansiyel güçler için de çekim merkezine dönüşebilecek politik özgürlük ve adaletle bağlı taleplerin "sürece" fiilen Kürt ulusal demokratik haklarından yana bir ağırlık koyması imkanını dışladı. Bu pratik duruş demokratik özlemler içinde olan ve Kürt halkının talepleri karşısında devlet politikalarının dışında düşünmeye, duygulanmaya başlamış Türk ve Müslüman ulusal topluluklardan ezilenlerde sürece dair tereddüt ve kuşkular geliştiren bir rol oynadı.

5) CHP'nin burjuva muhalefeti saray cuntasının istediği biçimlerin ve seviyenin dışına taşırmaması; Tayyip Erdoğan'ı tahtından indirecek her türlü yönelim ve pratikten uzak durması için yürütülen gözaltı, tutuklama uygulamalarındaki devlet terörü ve keyfilik düzeyi; polis-savcı güdümlü "gizli tanık"lık, "itirafçı"lık makinası; sürgün sevkler; tecrit terörü ve onun yeni bir düzeyini ifade eden kuyu tipi hapishaneler, ‘tutsak' kavramı ve "terörle mücadele kanunu" gibi yasalcı, barışçı çizgideki antifaşist partilerin, grupların bile mesafeli durduğu gerçekler veya güncel politik mücadele konuları ile Kuzey Kürdistan'da yerel seçim kurumunu ortadan kaldıran faşist kayyumculuk keyfiliği geniş kitlelerin düşünce ve duygu dünyasına, bakış açısına girdi. Türk halk kitleleri ve Türk şovenizminin etkisi altındaki Müslüman ulusal topluluklardan yığınların yeni kesimleri tüm bu konularda devrimci, demokratik ajitasyon ve propagandaya açık hale geldiler.

6) Faşist şeflik rejimi ve faşist blok, bir yıllık dönemde söz, basın, örgütlenme, toplantı ve eylem haklarını faşist cenderede tutmaya devam etti.  Yoksullaştırma politikalarını derinleştirdi; yoksulluk ve açlık sınırlarının altında yaşamaya mahkum ettiği kitleyi ve işsizler ordusunu büyüttü. Kadına şiddeti erkek hakkı gören, kadın özgürlük mücadelesini ve LGBTİ+ hareketi kuşatmayı, boğmayı hedefleyen bir pratik yönelim içinde oldu. Öğrencilerin ve fakirlerin barınma sorunlarını ağırlaştırdı. Kürt ulusal varlığının tanınması ve anayasal ilanı, anadilde eğitim, Abdullah Öcalan'ın ve savaş esirlerinin koşulsuz serbest bırakılması başta olmak üzere ulusal demokratik taleplerin karşısına "Terörsüz Türkiye" demagojisiyle çıktı. En küçük bir pratik adım atmadı. Erdoğan, Bahçeli, faşist sömürgeciliğin değişik resmi sözcüleri "Terörsüz Türkiye"nin temel ilkelerinin "tek ulus, tek dil, tek bayrak" vb ırkçılığı olduğunu tekrarlamaya devam ettiler. Faşist inkarcı sömürgecilik tüm imkanlarını seferber ederek Rojava'da statüsüzleştirme ve silahsızlandırma faaliyeti yürüttü.

7) Erdoğan-Bahçeli blokunun, bu sınırlanmamış faşist devlet terörü, demagoji ve yalana dayalı psikolojik savaş koalisyonunun bir yıllık politikaları kitleleri harekete geçiren sorun, talep, özlem ve çelişkileri ortadan kaldırmak bir yana bir miktar yumuşatamadı bile. Tersine, faşist yasaklara, keyfiliklere, zulme, adaletsizliğe, erkek egemenliğine yeni mevziler yaratma faaliyetlerine, asgari ücret, emekli maaşı, zamlar, vergi yükünün ağırlaştırılması somutunda yoksullaştırma politikalarına karşı memnuniyetsizlik ve öfke halklarımızın yeni kesimlerine yayıldı. Tüm demagojik vaat ve propagandalarına, göz boyama hamlelerine, devasa medya imkanlarına karşın AKP-MHP faşist koalisyonunun kitle tabanı daraldı. İtibar edilebilir değişik araştırmaların verilerinden yansıdığı gibi, seçmen kitlesinin yüzde 60'ı şu veya bu nedenle Erdoğan'ın tahtından indirilmesini istiyor. Erdoğan nefreti yaygınlaşıyor ve derinleşiyor. Değişik eylemlerde cisimleştiği üzere kitle hareketi aktif savunmayı geliştirme yönelimini sürdürüyor.

8) Saray cuntasının, Bahçeli'nin ve faşist ittifakın önde gelen sözcülerinin ırkçı-faşist dili, ulusal demokratik haklar bir yana, "uzlaşma süreci"yle bağlı anlamlı tek bir adım bile atmaması, HTŞ'nin Halep saldırısıyla uygulamaya sokulan politikanın, katliamların, yağmacılığın başta gelen suç ortağı olması, tablo böyleyken ulusal demokratik denemeyecek yasal düzenlemeler için bile gerillanın tümüyle silahsızlanmasını dayatmayı sürdürmesi, "Komisyon raporu"nun Kürt ulusal varlığı, anadil gibi konularda inkarcı pozisyonda ısrar etmesi, anlaşmanın-uzlaşmanın faşist sömürgeciliğin çizdiği çerçevenin dışına taşmamasını hedeflemesi Kürt halkımızda derin bir memnuniyetsizlik, devrimci yurtsever gerilim yaratmış bulunuyor.

9) 19 Mart'ı koşullayan etkenler, sorunlar ve çelişkiler canlılıklarını koruyor ve bazı bakımlardan derinleşmiş, keskinleşmiş bulunuyor. Erdoğan tahtını kaybetmemeye, halk öfkesinin hesap sorulması basıncının yol açacağı sonuçlardan kaçınmaya, Bahçeli faşist şeflik rejimi şahsında devletin ırkçı, faşist yapı ve hakimiyetini korumaya odaklanmış durumdalar. Nasıl olacağından bağımsız olarak seçimleri muhakkak kazanmak istiyorlar. Sorun şu ki, faşizmin kitle tabanını genişletme imkanları olağanüstü daralmış durumda. Sansasyonel gözaltılarla, tutuklamalarla, esasen evin çocuk ve yetişkin erkek cinsiyle ilişkisi temelinde milyonlarca haneyi ilgilendiren "uyuşturucu" ve "yasadışı bahis" yıkımına karşı mücadele açıldığı izlenimi yaratma amaçlı manevraların veya asgari ücret, emekli maaşı konularında kısa süre içinde kepçeyle geri almak üzerine kaşıkla verilecek seçim rüşvetinin kitle duygusunda, kitle düşüncesinde esaslı bir değişiklik oluşturma ihtimali çok zayıf. Keza, 27 Şubat çağrısıyla resmileştirilen "anlaşma-uzlaşma süreci" kapsamında yapılacak yasal değişikliklerin Kürt halk kitlelerindeki beklentileri karşılamaktan çok uzak olması halinde (ki gelişmeler bunu işaret ediyor), halkı 19 Mart ayaklanmasında olduğu gibi "süreç zarar görmesin sessizliği" içinde tutmak çok zor olacaktır.

Ana çizgileriyle ifade edilen son bir yılın gerçekleri ve olayların, gelişmelerin muhtemel akış yönü, önümüzdeki ayların kitle hareketinin aktif savunmayı güçlendirmesine, demokratik ve iktisadi talepli direnişlerin, değişik tipte eylemlerin yaygınlaşmasına, politik gösterilerin boy vermesine gebe olduğunu gösteriyor. Faşist şeflik rejiminin devlet terörüne dayanarak kitle talepleriyle savaşma dışında yönetme gücü sergileyemediği ve bölgesel bir devrimci durumun gelişmesi olasılığı dikkate alınırsa, gelişmelerin yeni bir halk ayaklanması biçimini alması şaşırtıcı olmayacaktır.

Dönemin devrimcilerden, faşizme, ulusal eşitsizliğe, erkek egemenliğine ve kapitalist sömürüye karşı mücadele iddiasındaki partilerden, gruplardan isteği, birleşik bir merkez temelinde sürece müdahale etmeleridir. Kuyu tiplerine karşı inisiyatif, NATO toplantısına karşı birlik, devrimci sosyalistlere dönük faşist yok etme saldırısı karşısında sergilenen birleşik direniş iradesi bir adım öne taşınmalı, dönemin ihtiyaç ve görevlerinin gerektirdiği tipte veya nitelikte bir birleşik merkez oluşturulmalı; kitlelerin, halklarımızın sorun, talep ve özlemlerini temel alan ve fiili meşru mücadeleye dayanan bir politik pratik örgütlemek için hızla harekete geçilmelidir.

Komünistler, "Halk Cumhuriyetleri Birliği, Özgürlük, Kadınlara Eşitlik ve Adalet" şiarlarını yükseltirken; devrimci bir parçası oldukları emekçi sola basınç yapmaya devam eden tasfiyeci cereyanla, politik iddiasızlıkla, irade zayıflığıyla, zamanla verimsiz bir ilişki kurulmasıyla, düşmanın gücünün abartılmasıyla, halklarımızın bağrındaki devrimci imkanları görememe umutsuzluğuyla, bedel ödeme ve fedakarlık gücündeki zayıflamayla ideolojik mücadeleyi sürdürecek ve antifaşist, antişovenist bir birleşik merkez oluşturulması için ısrarlı olacaklardır.