Kardelenler zamanı göründü mahpus yolu
Alınteri Gazetesi Yazarı Oya Açan, ajansımıza yönelik siyasi saldırılara karşı başlattığımız "Dayanışma Yazıları" kampanyası kapsamında yazdı.
Kardelenler zamanında yoldaşlarımızı demir parmaklıkların gerisine attılar.
Yüzlerini görmediğim ama gülüşlerimizde aynı sevincin titreştiği, kimi zaman aynı acının çöreklenip kaldığından emin olduğum devrimciler onlar. Kimi evladım yaşında kimi beyazlanmış saçlarına bakmaksızın mücadelede ayak direyenler…
Sistem karşıtı olmakla kalmayıp onu dipten doruğa yıkmak için öne atılanların hiç değişmeyen “yazgı”sı adeta bu.
Ne var ki uslanmaz bir devrimci/sosyalistseniz, bu türden binlerce örnekten oluşan geçmişi, her yanından bin bir türlü ders ve deneyim dökülen o hazineyi içinizde taşıyorsunuzdur. İşte bu yüzden yaşadıklarınız sadece o anla, o kentle, o mekanla sınırlı değildir. Birçok şey yıllar, on yıllar içinde değişse de değişmeden kalan idealleriniz kumanda eder bilincinize.
Ev baskınları, gece saldırıları, dehşet salmak için estirilen terör, yaka paça kelepçelenmek, kaçınılmaz dayaklar… bunların hiçbiri yeni değil elbette ama her defasında çarpar sizi. Sürecin muhtemelen nasıl akacağını üç aşağı beş yukarı kestirirsiniz önceki yaşadıklarınızdan; ne cellatların estirmeye çalıştığı terör ne de örselenen bedeniniz umurunuzda olur. Lakin ne kadar ölüm ne kadar acı ne kadar yoksunluk olursa olsun yaptıklarınızdan değil yapamadıklarınızdan duyulan pişmanlık dışında başka hiçbir şey görünmez gözünüze.
Sosyalistlerin dünyaya meydan okuyan haykırışları yabancınız değildir ama kendi deneyiminizi hatırlamaktan öte onlara verilecek zararın nerelere ulaşabileceğini kurgularsınız. Hep öyle değil midir zaten; insan kendisine yapılan işkenceyi unutma eğilimindedir, ama sevdiklerimize yoldaşlarımıza yapıldığını bilmek daha çok acıtır canımızı. Filmi geriye sarıp durursunuz, kendi hatalarınız, bıraktığınız boşluklar gelir hemen aklınıza;
yine de direnmenin büyüsünü hiçbir şey bozamaz!
Evren yangın yeri ve onlar bu yangını burjuvazinin kalbine yayma peşindeler. Dünyanın gidişinin işçi sınıfı ve ezilenlerden yana bir rotaya oturtulması içindir tüm uğraşları; dünyanın başka bir yer olması içindir çabaları, canlarını hiçe sayarak didinip durmaları…
Dümdüz edildiği halde direnmekten asla vazgeçmeyen Gazze, tehdit altındaki Rojava, ortalığın savaşa ve vahşete kesmesi, dünya halkları için tek umudun silkinip ayağa kalkması gereken milyonların olduğu dünyanın bu kritik evresinde canını dişine takıp doğru bildiği yolda her türlü olanaksızlık içinde didinenlerin pes etmeyen direnişidir bu!
Liman işçileri, antifaşistler, enternasyonalistler her alandan ses verir. İşçi sınıfı son sözünü söylemek için hazırlanır. Kadınlar yüzlerce yılın kirini pasını ve aşağılanmasını üzerlerinden atıp doğrulur, her yerde kendisini büyütüp diğerlerine ulaşmaya çalışan ateşler yakılır…
“Az olabiliriz, yetersiz olabiliriz, tepeden tırnağa örgütlü burjuvazi karşısında cılız görünebiliriz ama buradayız ve savaşıyoruz yine de” diyenlerin iradesinde ve bunu yaygınlaştırma azminde somutlanıyor her şey. Dişinden tırnağına silahlanmış bir düşmana karşı savaşanların iradesinde berraklaşıyor yaşanacak dünya.
Aynı öfkeyi biriktiriyoruz yıllardır. Kardelenlerin başlarını gösterdikleri zamana kadar ancak bekleyebilmişler sosyalistleri “kazıma” hamlesini.
Dünya bu, değişir… Gün gelir kardelenler sadece başlarını göstermekle de kalmaz. Günlük rutinin o öldürücü sınırlarını da aşar, başka diyarlara ulaşır. 50 yılda her şey çok değişti ama ömür boyu değişmeyecek şeyler de var. Tabii bu dönem çok farklı bizim ilk gençlik yıllarımızdan da ’80’li yıllarda altüst olmuş birçok şeyi yeniden kurmaya yöneldiğimiz ‘90’ların ortalarından da… Değişmeden kalan şey ise zorunlulukların bilincine vararak elde ettiğimiz özgürlüğün bize kazandırdığı özgüven ve cesaret, var olana teslim olmamak, yaptıklarımızla yetinmemek ve koşullar ne kadar ağır, manzara ne kadar iç karartıcı olursa olsun tarihsel ufuk çizgimizi ve ideallerimizi kaybetmemek…
Bu ısrarın kendisi başlı başına bir erdemdir günümüzde.