13 Haziran 2024 Perşembe

Kadınların elleri özgürlüğe Kal-Ka-Cak!...

SKM, kadın özgürlük mücadelesinin tüm birikimlerinin, gerçek kazanımlara dönüştürülmesinin biricik yolunun örgütlenme olduğunu, 25 Kasım politik çalışmasıyla bir kez daha ilan ediyor. 25 Kasım kapsamında örgütlenecek tüm etkinlikler, kadınların örgütlenmesinin aracına dönüştürülmelidir. Çalışmaların yönü en genelde kadınları aydınlatma, bilgilendirmenin ötesine geçerek, kadınların yaşadıkları sorunları ve taleplerini görünür kılmak, bu eksende özneleştirilmelerine dönük olmalıdır. Kapısını çaldığımız, sokakta, işyerinde temas ederek ilişki kurduğumuz ve materyallerimizi ulaştırdığımız her kadın; aynı materyali kendi komşularına, iş arkadaşlarına, akrabalarına ulaştırmalı, onlarla iletişim sağlamalı ve SKM örgütlerinde görev alması başarılmalıdır.

Faşist şefin azılı, kanlı ağzı Süleyman Soylu, geçtiğimiz günlerde "Kadına el kal-ka-maz" desturunu vererek, sözde icraatlarını sıraladı. Soylu, kadına yönelik şiddetle mücadelede 3 milyon 866 bin 584 erkeğe bilgilendirme yapıldığını, 1 milyon 38 bin broşür dağıtıldığını, yıl sonuna kadar 5 milyon erkeği şiddete karşı bilgilendireceklerini duyurdu. İliklerine kadar pisliğe batmış Soylu'nun, sıkça yansıyan histerik nöbetlerini alkışlayanlar dahil, tescilli bir yalancı olduğu biliniyor. Tipik egemen erkeklik karakterinin temsili olan Soylu, yalan ve suçlarının bağırtısıyla görülmez olacağını zannediyor.

Her gün ağzından köpükler saçarak, sokakları terk etmeyen kadınlara, LGBTİ+'lara öfke kusup, azılı güçlerine saldırı emri veren Soylu, kendisini, bilgilendirdiğini iddia ettiği erkeklerin oranıyla aklamak istiyor. Peki bu erkekleri kim, neye göre bilgilendiriyor. Soylu, erkeklere "kadına el kal-ka-maz" mı diyor? Peki aklı selim biri çıkıp, "Her gün sokağa çıkan kadınlara kalkan el neyin nesi oluyor?" dese, vereceği yanıtı tahmin etmek zor olmasa gerek. Kirli ağzıyla, kadınların, LGBTİ+'ların "terör" bağlantılarını anlatacaktır. Soylu'nun tornasından geçen erkeklerin, edinecekleri bilincin kendisi gibi olacağı hesaba katılırsa, yıl sonuna kadar potansiyel olarak 5 milyon kadın, LGBTİ+ katilinin sokaklarda dolaşacağı varsayılabilir.

Soylu, sözde verdiği mücadele ile kadın katliamlarının oranında geçtiğimiz yıla oranla yüzde 9 azalma olduğu yalanını da veri tablosuna ekliyor. Soylu'nun bu yalanlarını, dikkate alacak tek kesim kendi şakşakçıları olacaktır. Kadın örgütlerinin ulaşabildikleri verilere göre, 2021 yılında 489 kadın katledildi. Soylu'nun PR konusu yaptığı 2022'nin ilk on ayında ise katledilen kadın sayısı 550'i aşmış durumda. Kadına yönelik şiddetin yüksek olduğu ülkeler oranında, 152 ülke arasında 94. sırada yer alan Türkiye; OECD üyesi 36 ülke sıralamasında ise şiddet oranında ilk sırada yer alarak zirvede bulunuyor.

Soylu, kadın katliamlarının ve kadına yönelik tüm şiddet saldırılarının doğrudan talimatçısı ve baş sorumlularındandır. Faşist şeflik rejimine karşı olan tüm kadınlar, LGBTİ+'lar katliamcı politikaların hedefindedir. Soylu'nun basın demeçlerinde kullandığı sahte sözlerine karşın, gerçek zihniyetinde "makbul" sayılmayan, faşist şeflik rejimine biat etmeyen tüm kadınlara şiddet, katliam meşrudur. Kendisinin, sokakta kadın eylemlerinde uyguladığı şiddet gibi evlerde "çizginin" dışına çıkan kadınlara şiddet de normaldir.

Geçtiğimiz hafta yaşananlar durumu anlamak için oldukça çarpıcıdır. Gözaltına alınan özgür basın emekçileri arasında bulunan kadınların, özel olarak başları eğilmeye çalışılarak, görüntüleri çekilip servis edilmiştir. Ezilenlerin Hukuk Bürosu avukatlarından Sezin Uçar, Kürdistan'daki imha ve tasfiye savaşında kullanılan kimyasal silahları dile getirdiği için; Özgürlük İçin Hukukçular Derneği avukatlarından Aryen Turan ise "Jin jîyan azadî" sloganını haykırdığı için hedef haline getirilmiştir. TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı ise kimyasal silah kullanımında meslek onuruna yakışır tutum alarak, faşist şefliğin suçlarının deşifrasyonuna katkı sunduğu için tutuklanmıştır. Fincancı'nın sahiplenildiği tüm eylem ve etkinliklere ise özel biçimde saldırılar örgütlenmiştir. Bulundukları mesleki alanlara çizilen sınırlara hapsolmayan, ezilen halkların özgürlük ve adalet mücadelesinin parçası olan bu kadınların, uğradıkları saldırılar elbette tesadüfi değildir. Güney Kürdistan'da Nagihan Akarsel'i katleden, gerillaya kimyasal silahlarla imha savaşı yürüten faşist şef, Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da ise aykırı ses çıksın istemiyor. Tehdit, şiddet ve hapishane yoluyla güç gösterisi yoluna gidiyor. Beka sorununu bağladığı sömürgeci imha ve tasfiye savaşında, başarısızlığını yüzüne çarpan herkese nefretle saldırıyor. Faşist, tecavüzcü, katliamcı, paramiliter ordusunu, Türkçülük demagojisiyle aklamaya çalışıyor.

Kadınların köleleştirilmesi ve heteroseksist aile yapısının koşulsuz inşasını temel hedefi sayan faşist şeflik rejimi, sosyalist kadınlara ve devrimcilere saldırıyor. Planlarını bozan, krizini derinleştiren, tüm saldırılarına rağmen önüne geçemediği kadın, LGBTİ+ isyanının sokak ayağını tamamen ortadan kaldırarak, görünmez kılmak istiyor. Tam da bu yüzden sokakla bağlı tüm eylemlere azgın bir polis terörü ile saldırıyor. İşkence yaparak gözaltına alıyor, tutukluyor. Son zamanlarda gözaltı saldırılarında özel olarak örgütlenen ve afişe edilen sosyalist, yurtsever kadınların başlarını eğme görüntüleriyle zor yoluyla biat ettirmeye çalışıyor.

Örgütlü kadınlara yapılan bu saldırıların bir ucunda, örgütlü mücadelenin kötürümleştirilerek, zayıf düşürülmesi dururken; diğer ucunda milyonlarda ifadesini bulan örgütsüz kadınların örgütlenme fikriyatından uzaklaştırılması durmaktadır. Faşist şeflik, kadınlara "örgütlenirseniz başınıza gelecek dayak, işkence, gözaltı, hapishane, ölüm" demektedir. Bu yolla kadınlara, sınırı aşmayın mesajını göstere göstere vermektedir. Faşist şeflik rejiminin kurumsallaştırdığı ve bu yoldan örgütlediği tüm saldırı ve katliam politikaları örgütsüz olan milyonlarca kadının yaşamında zaten mevcut. Kadınlar erkeklerin, fiziksel, psikolojik, ekonomik ve her türlü şiddet/işkencesine zaten günlük yaşamın her alanında maruz kalıyor. Kendilerini kadının sahibi, efendisi sayan erkekler, kadınları belirledikleri sınırlar içinde tutup, fiilen hapsediyor. Ve belirlenen sınırı aştıkları ya da itaat etmedikleri durumlarda ise kadınlar katlediliyor. Faşist şeflik rejimi, tek tek erkekler eliyle kadınlara uygulanan saldırıları, devlet güvencesiyle korku ikliminin aracı kılıyor. Korku duvarlarını yıkan kadınları "terör" yaftasıyla yalnızlaştırma yoluna gidiyor. Faşist şeflik rejimi, İran'dan yükselen "Jin, jîyan, azadî" sloganının Türkiyeli kadınlarca kitlesel biçimde haykırılmasından korkuyor. Kadınların cins bilincinin politik bilinç kazanmasına ön açacak her eylem ve söyleme cepheden savaş açmasının nedeni budur.

SKM'nin 25 Kasım'ı Jîna Mahsa Amini ve Nagihan Akarsel'e atıfla, yaptığı örgütlenme çağrısı, kadın özgürlük mücadelesinin hangi politik hattan büyütüleceğinin ve kadın hareketinin yüzünü hangi yöne dönmesi gerektiğini gösteriyor. SKM, kadın özgürlük mücadelesinin tüm birikimlerinin gerçek kazanımlara dönüştürülmesinin biricik yolunun örgütlenme olduğunu, 25 Kasım politik çalışmasıyla bir kez daha ilan ediyor. Yıllardır "Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz" diye haykırarak sokakları terk etmeyen kadın ve LGBTİ+'lar; gelinen aşamada "Jin, jîyan, azadî/ Kadın, yaşam, özgürlük" sloganı etrafında mücadelede yeni bir düzey ve eşiğe geldiklerini ilan ettiler. Kadın ve LGBTİ+'lar meselenin salt bir tutumun açıklanması olmadığını/olamayacağını, esas olanın özgürlüğün koparılarak kazanılması olduğunu yaşayarak deneyimlediler. Bu ilanı ete kemiğe büründürecek olan yegane şeyse örgütlenme ve örgütlü bir güç haline gelmek olacaktır.

Kadınların örgütlü gücünün büyütülmesi, salt genel eylem ve etkinlikler yoluyla mümkün olmayacaktır. Milyonlarca kadının özlemlerinin temsili olan sosyalist kadınlar taşıdıkları sorumluluğun elbette farkında. Bu farkındalığın, sözün ötesinde büyük bir kadın gücüne dönüşmesinin yol ve yöntemini bulmaksa anın ertelenemez görevi. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü kapsamında örgütlenecek tüm etkinlikler, kadınların örgütlenmesinin aracına dönüştürülmelidir. Çalışmaların yönü en genelde kadınları aydınlatma, bilgilendirmenin ötesine geçerek, kadınların yaşadıkları sorunları ve taleplerini görünür kılmak, bu eksende özneleştirilmelerine dönük olmalıdır. Kapısını çaldığımız, sokakta, işyerinde temas ederek ilişki kurduğumuz ve materyallerimizi ulaştırdığımız her kadın; aynı materyali kendi komşularına, iş arkadaşlarına, akrabalarına ulaştırmalı, onlarla iletişim sağlamalı ve SKM örgütlerinde görev alması başarılmalıdır.

Rejimin, kadın cinsine yönelik erkek egemen politikalarına karşı emekçi kadın kitlelerini örgütlemek ancak onlar arasında etkin, yaygın, sürekli politik ajitasyon ve propaganda çalışması ile mümkündür. Bundan dolayı seçtiğimiz kimi pilot bölgelerde hedef kitlesi belli olan, odaklı ve planlı çalışmalar örgütlenmelidir. Örneğin; işçi, işsiz, öğrenci genç kadınların yaşadığı sorunlar üzerinden yapacağımız bir anket çalışması, bülten dağıtımı ile onlarla iletişim kurulabilir. Yeni tanışılan ve ilişkide olduğumuz kadın kitleleriyle teması süreklileştirmek için kadın söyleşileri, paneller, ev buluşmaları, kahvaltılar, kültürel ve sanatsal etkinlikler, bülten dağıtımları, şiddete karşı dayanışma ağları, dijital iletişim grupları gibi eylem ve etkinlikler örgütlenmelidir. Kadına yönelik şiddete, tacize, tecavüze, erkek cinsinin erkekliği ürettiği, kadınları aşağıladığı küfürlere, hakaretlere, otobüste oturma şekillerine karşı Kızıl Sopalı Kadınlar yeniden sokaklara çıkmalı ve kadınların var olduğunu göstermelidir.

25 Kasım politik ve örgütsel çalışma sürecinde; güçlü, kitlesel ve yaygın, merkezden yerellere doğru örgütlenen bir kadın örgütünün inşası için yeni genç kadınlar mücadele saflarına kazanılmalı, tanıştığımız, ilişki halinde olduğumuz her kadına hiç tereddüt etmeden somut görevler verilmelidir. Ancak bu çalışma tarzıyla yeni genç kadın kadrolar ve yöneticiler yetiştirilebilir, kadın kitlelerini örgütleyen ve öncülük eden güçlü bir kadın örgütü yaratılabilir. Kadın devriminin mücadele çizgisini, çizginin kadın kadrosunun yaratılması için politik faaliyet yükseltilmeli ve yeni genç kadınlarla tanışmak ve ilişkilenmek için tüm enerjimizle, emeğimizle, gücümüzle, sabrımızla çalışılmalıdır.

Kadın devriminin başarılmasını ve kadın özgürleşmesini hücrelerine kadar hisseden Yeliz Erbay (Berçem Öter) yoldaş, 2015 yılına "Mutluluğum, kadınlığım, cinsim, özgürlüğüm için ölümü göze alırım. Bu kadar hayati, bu kadar önemli; insan olabilmemiz için tüm bunlar. Çünkü bu kadar yakıcı bir sorun hala ilişkilerimizde. Her gün beş hemcinsimin erkek gericiliği nedeniyle ölümle tanıştığı bir coğrafyada; kadınlara özgürce kanatlanabilecekleri bir dünya sunmak için ölümü kucaklamışsın çok mu, asla değil" sözleriyle merhaba diyordu. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü eylem ve etkinliklerinde, Yeliz Erbay yoldaşın özgürlük hedefine bağlanmış bilincini kuşanarak, kadın kitleleri arasında birikmiş öfkeyi ve isyanı örgütlü bir güce dönüştürerek, faşist erkek egemen rejimini yenme bilinci ve kadın devrimini gerçekleştirme düşüyle hareket edilmelidir.

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 03 Kasım tarihli 87. sayı başyazısı.