12 Ocak 2026 Pazartesi

'İhraç edilen Barış Akademisyenleri görevlerine derhal iade edilmeli'

Eğitim Sen İzmir 3 No'lu Üniversiteler Şubesi, Barış Akademisyenlerinin 10 yıldır süren hukuk mücadelesine ilişkin şube binasında basın toplantısı düzenledi. Açıklamada, bu hukuksuz sürecin derhal son bulması, akademisyenlerin görevlerine iade edilmesi çağrısı yapıldı.

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İzmir 3 No'lu Üniversiteler Şubesi, bundan 10 yıl önce "Bu suça ortak olmayacağız" başlıklı bildiriyi imzaladığı için ihraç edilen Barış Akademisyenlerinin yürüttüğü hukuk mücadelesine ilişkin şube binasında basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısına çok sayıda akademisyen ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Milletvekili İbrahim Akın katıldı.

Basın metnini okuyan şube başkanı Lülüfer Körükmez, 11 Ocak 2016'da bin 128 akademisyenin imzasıyla yayınlanan ve 7 Haziran sonrası başlayan çatışmalı süreçte yaşanan insan hakları ihlallerinin durdurulmasını talep eden bildirinin hala hukuksuz yaptırımların gerekçesi olarak kullanıldığını belirtti.

Barış Akademisyenlerinin büyük çoğunluğunun hala görevlerine iade edilmediğine işaret eden Körükmez, "Bildirinin ardından üniversite yönetimleri, tek bir ağızdan düşünce ve ifade özgürlüğünün en temel öğelerini ve akademik özgürlüğü yok sayan açıklamalar yapmış; Barış Akademisyenlerine yönelik açık linç çağrıları yapılmıştır. Ulusal ve yerel medya organları bu sürece aktif biçimde destek vermiş; gazetecilik meslek ilkeleri ayaklar altına alınarak akademisyenlerin fotoğrafları dahi yayımlanmış, açıkça hedef gösterilmişlerdir" ifadelerini kullandı.

'TASFİYE SÜRECİ, KHK'LERLE KOLEKTİF NİTELİK KAZANDI'
Bildirinin yayınlanmasının yaklaşık yedi ay sonra 15 Temmuz'un yaşandığına işaret eden Körükmez, "Darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL ve çıkarılan KHK'ler yalnızca darbecilere karşı değil; siyasi iktidarın çok önceden başlattığı akademik tasfiyenin aracı olarak da kullanılmıştır. Muhalif akademisyenler ihraç edilmiş, istifaya ya da emekliliğe zorlanmış ve üniversitelerin dışına itilmiştir. Bu süreçte rektörlerin, aynı zamanda AKP Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanı tarafından atanması ve görevden alınmasını düzenleyen yasal değişikliklerle üniversiteler tamamen siyasal iktidarın denetimine sokulmuştur" dedi.

İhraçların KHK'lerle sınırlı olmadığının altını çizen Körükmez, "Bildirinin hemen ardından başlayan bu tasfiye süreci, KHK'lerle birlikte toplu ve kolektif bir nitelik kazanmıştır. Doğrudan ihraçların yanı sıra, istifaya ve emekliliğe zorlamalar ile sözleşmelerin yenilenmemesi de sistematik biçimde birer tasfiye yöntemi olarak devreye sokulmuştur. Alınan bu kararlar, hukuksuzluğun bireyler üzerinde yarattığı yıkıcı sonuçların ötesinde, akademide halen çalışmakta olanlar açısından da 'akademisyen ne yapar, neyi konuşabilir ve nasıl konuşabilir?' sorularına dair baskıcı bir tahayyülü ısrarla dayatmaktadır" ifadelerini kullandı.

'ADİL YARGILANMA HAKKI SİSTEMATİK OLARAK İHLAL EDİLDİ'
OHAL döneminde bildiri gerekçe gösterilerek 406 akademisyenin ihraç edildiğini, yüzlerce akademisyen hakkında ceza davaları açıldığını kaydeden Körükmez, bu süreçte adil yargılanma hakkının da sistematik olarak ihlal edildiğini vurguladı. Akademisyenlerin yalnızca mesleklerinden değil, toplumsal ve kamusal yaşamdan da dışlanarak sivil ölüme mahkum edildiğini söyleyen Körükmez, "Barış imzacılarını hedef alan idari yaptırımlar, zamanla hürriyetten yoksun bırakma cezasına dönüşmüş; bu hukuksuzluk tüm toplumu baskı altına alan bir 'yargı sopası' haline getirilmiştir" dedi.

AYM'nin 2019 yılında bildirinin ifade özgürlüğü kapsamında olduğuna dair kararını hatırlatan Körükmez, bu kararın yok sayıldığını belirtti. Sürecin, siyasal bir mekanizma olan OHAL komisyonu üzerinden yürütüldüğünü hatırlatan Körükmez, "Komisyonun neredeyse tüm başvuruları reddetmesiyle birlikte akademisyenler, tek tek kendi üniversitelerine karşı dava açmaya zorlanmış; hukuki süreçler ihraçlardan ancak beş yıl sonra başlatılabilmiştir" ifadelerini kullandı.

'MASUMİYET KARİNESİ ORTADAN KALDIRILDI'
Yargı eziyetinin bununla sınırlı kalmadığını söyleyen Körükmez, şöyle devam etti: "Aynı gerekçelerle ihraç edilen akademisyenler hakkında farklı mahkemelerde tamamen çelişkili kararlar verilmiş; hukuki güvenlik ve eşitlik ilkeleri ağır biçimde ihlal edilmiştir. Yüzlerce dosya hala Bölge İdare Mahkemeleri ve Danıştay önünde bekletilmekte; adil ve makul sürede yargılanma hakkı sistematik biçimde gasp edilmektedir. Bu süreçte idare mahkemeleri anayasal sınırlarını aşarak kendilerini ceza mahkemesi yerine koymuş; Danıştay da benzer biçimde, soyut ve asılsız iddiaları kararlarına dayanak yaparak savunma hakkını dahi tanımayan uygulamalara imza atmıştır. On yılın sonunda yalnızca beş Barış Akademisyeni hakkında kesinleşmiş iade kararı bulunması, yaşananların Türkiye tarihinin en kapsamlı akademik tasfiyesi olduğunu açıkça göstermektedir."

Bu süreçte tamamen kanaatlere dayanan boş ve soyut iddiaların delil olarak kabul edildiğini, beraatle sonuçlanan davaların, sosyal medya paylaşımlarının, dernek üyeliklerinin akademisyenlerin meslekten uzak tutulmasının gerekçesi yapıldığını belirten Körükmez, "Bu hukuk garabetiyle masumiyet karinesi fiilen ortadan kaldırılmıştır" dedi.

'TÜM AKADEMİSYENLER GÖREVLERİNE İADE EDİLMELİ'
Körükmez, şu ifadeleri kullandı: "Bitmek bilmeyen bu süreç, akademisyenler üzerinde sürekli bir tedirginlik ve güvencesizlik iklimi yaratmaktadır. Ancak hedef yalnızca bireyler değildir. Bu idari yaptırımlar aynı zamanda akademik ve bilimsel özgürlükleri doğrudan hedef almakta; yargının siyasallaşması ve hukuk devletinin tasfiyesi, akademiyi susturmanın yanı sıra tüm toplumu susturmayı amaçlamaktadır. Eğitim Sen olarak bir kez daha vurguluyoruz: Makul sürenin çoktan aşıldığı bu hukuksuz süreç derhal sonuçlandırılmalıdır. Başta Barış Akademisyenleri olmak üzere, hukuksuz biçimde ihraç edilen tüm kamu emekçileri vakit kaybetmeksizin görevlerine iade edilmelidir. Eğitim Sen, bu hukuksuzluğa karşı tüm üyeleriyle dayanışmasını sürdürecek; haksız ve hukuksuz biçimde ihraç edilen tüm kamu emekçileri görevlerine iade edilene kadar mücadelesini kararlılıkla devam ettirecektir."