11 Nisan 2026 Cumartesi

Hüseyin Yeter yazdı / NATO krizi ve geleceği

NATO, kapitalist sistemin savaş gücü olarak üyesi emperyalist güçlerin kollektif çıkarlarını savunur. Ve şüphesiz ki, bunun arkasında uluslararası tekellerin çıkarları vardır. Dolayısıyla emperyalizmin vurucu gücü NATO içindeki kriz de Trump'ın lümpen kişiliği, yönetim tarzı ya da söylemleriyle izah edilemez.

Emperyalist savaş örgütü NATO'nun 77. kuruluş yıldönümünde "NATO içi kriz" konuşuluyor; ezilen halklar ve devrimci güçlerin NATO'ya karşı etkinlik ve eylemlerinde, "NATO dağıtılsın", "NATO'dan çıkılsın" sesleri yükseliyor.

İran'a yönelik emperyalist-Siyonist savaşta, NATO üyesi ülkelerin desteğini alamayan faşist Trump, "ABD olmadan NATO kağıttan kaplandır. Bunu Putin de biliyor" demeye başladı. Daha önce Fransa Cumhurbaşkanı Macron, "NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti" demişti. AB emperyalistleri, kendi ordularını kurmanın gerekliliği ve Avrupa'nın "stratejik özerkliği"nden söz etmeye başladılar. Bugün, ABD-İsrail ile İran arasında süren savaş için ise, "Bu bizim savaşımız değil", "ABD ve İsrail'in savaşıdır" açıklamaları yapılıyor ve NATO'nun 5. maddesinin yanında "NATO'nun Batı İttifakının güvenliği için var olduğu" hatırlatılıyor. İspanya, İtalya, Avusturya ve Fransa gibi NATO üyesi ülkeler, ABD savaş uçaklarına hava sahasını kapatıyor.

Trump ve ABD tehditleri karşısında, AB emperyalistlerinin Brezilya, Arjantin, Paraguay ve Uruguay'ın başını çektiği Latin Amerika ülkeleriyle ticaret sözleşmesi imzalaması ve "Dünyanın en büyük serbest bölgesinin kurulması" projesi ABD'yi rahatsız etti. Çünkü, bu durum, ABD'nin arka bahçesine, hegemonya alanına bir müdahale anlamına geliyor.

Emperyalist kapitalist sistemin güvencesi, hegemonya ve savaş aracı NATO, devrim ve sosyalizm güçlerine karşı savaşan NATO, tarihinin en derin krizini yaşıyor. NATO krizi, bileşeni ülkelerin kendi içinde hegemonya rekabeti, çekişmesi ve paylaşımının bir yansımasıdır. NATO içi çelişkiler, savunma harcamaları, tehdit öncelikleri konusundaki çekişme ve farlılıkların yanında Ukrayna savaşı, İran savaşı ve Çin faktörü ile birlikte bu durum iyice belirginleşti.

NATO, kapitalist sistemin savaş gücü olarak üyesi emperyalist güçlerin kollektif çıkarlarını savunur. Ve şüphesiz ki, bunun arkasında uluslararası tekellerin çıkarları vardır. Dolayısıyla emperyalizmin vurucu gücü NATO içindeki kriz de Trump'ın lümpen kişiliği, yönetim tarzı ya da söylemleriyle izah edilemez. ABD Ulusal Güvenlik Stratejisinde “Amerikan halkı ulusal çıkarlarıyla hiçbir bağlantısı olmadığını düşündüğü küresel yükleri sonsuza kadar üstlenmeye istekli değildir” sözleriyle “Önce Amerika" hedefi yansıtılıyor. Sanki şimdiye kadar böyle değilmiş gibi! Bu politikaların arkasında ABD tekellerinin çıkarları ve ihtiyaçları vardır.

Trump, Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun kaçırılması ve İran savaşındaki amacının "petrolleri ele geçirmek" olduğunu "dürüstçe" (!) açıkladı. Bu aynı zamanda Küba ve Çin'e gidecek petrolün engellenmesi anlamına geliyordu. Bugün ise İran'dan Çin'e giden petrol akışını engellemeye çalışıyor. Dolayısıyla uluslararası bütün kural, sözleşme ve anlaşmaları bir yana bırakarak savaş saldırganlığı içinde olan ABD ve Trump, sadece İsrail'i güvencede tutmak için değil, aynı zamanda petrol ve silah tekellerine yeni hammadde ve pazar alanları açmakta ve bunu güvenceye almak istemektedir. NATO üyesi Avrupa ülkelerine GSMH nin %5'ini savunmaya harcamalarını dayatmak "NATO yükünü" paylaşmanın yanında, ABD silah tekellerine pazar açmak anlamına gelir.  

Tabii ki, NATO içinde hakim güç ABD, siyasi ve askeri politikalarda savaş örgütü NATO'yu kullanma konusunda "kuralsız" yollara başvurmaktan geri durmamaktadır. Venezuela ve İran yönetimlerini belirleme ya da onaylama yetkisini kendisinde gören ABD ve Trump, NATO bileşeni ülkelerin desteğini isterken de "5. madde"yi bir yana bırakarak "kendilerinin çağrı olmadan destek vermeleri gerektiğini" söyleyebilmektedir. Bu durumlar, diğer NATO üyesi ülkeler bakımında rahatsızlık konusudur.  

Ancak, NATO üyesi ülkelerin, bu "kolektif çıkarlar"ın dışındaki özgün askeri politika ve çıkarlarını gerçekleştirdikleri farklı güvenlik ve askeri anlaşma ve sözleşmelerle karşılayabildiklerini görüyoruz. Dolayısıyla ABD'nin "ortak çıkar ve paylaşım" örgütü NATO'yu kullanmasında, büyük sorunlar çıkmayabiliyor.  Örneğin, ortak çıkarların olduğu Libya ve Irak'a müdahale edildi. Yine "koalisyon güçleri" olarak Suriye'ye müdahalede belirgin bir çelişki ortaya çıkmadı. NATO üyesi Avrupa ülkeleri, ABD'nin Venezuela müdahalesine sessiz kaldılar.

Zira, NATO'nun kolektif çıkarlarının dışındaki çıkarlar, NATO üyesi ülkeleri, operasyon ve savaşlarda "koalisyon güçleri", stratejik ortaklıklar, ikili güvenlik ve askeri iş birliği anlaşmalarına yönlendirebiliyor. Irak ve Suriye'de "koalisyon güçleri", Doğu Akdeniz'de Yunanistan-Kıbrıs-İsrail iş birliği anlaşması, Türkiye-Suriye ve Türkiye-Azerbaycan askeri anlaşmaları buna örnektir.

ABD, büyük NATO ittifakının yanında başından beri daha hızlı, bölgesel askeri ittifakları öngörüyor: Bölgesel çıkarların bir ihtiyacı olarak tartışılan "Arap NATO"su, çeşitli bölgeler için öngörülen "Mini NATO"lar başka yönelimlerdir. AUKUS diğer bir örnektir: AUKUS Avusturalya, İngiltere ve ABD'nin kurduğu üçlü bir Güvenlik Paktıdır. Yapay zeka, siber savaşı, nükleer denizaltı projeleri alanlarında iş birliğini öngörür. Avusturalya nükleer denizaltı anlaşması konusunda Fransa, ABD ile karşı karşıya geldi.

Yine ABD ve NATO'nun 1955 yılında kurdurduğu CENTO paktı var: Türkiye, İran, Irak ve Pakistan'ın yer aldığı, İngiltere'nin de dahil olduğu bir ittifak ve anlaşmaydı. Amacı, SB'nin Ortadoğu'daki nüfuzunu engellemekti. İran-Irak arasında süren savaştan sonra Pakt dağıtıldı.
Ne var ki, ABD'nin Grönland'ı işgal tehdidi, Ukrayna savaşı pazarlıklarında AB emperyalistlerinin dışlanması, İran savaşını İsrail ile birlikte başlatması NATO içi çelişkileri derinleştirdi. Buna AB ile ABD arasında, ne kadar silikleşse de "demokrasi ve insan hakları" konularında farklılıkları da eklemek gerekir.

NATO DAĞILIR MI?
Dünyada askeri darbeler, saldırılar, operasyonlar, işkenceler, gladyo, kontrgerilla ve ölüm mangalarıyla hatırlanan ve bilinen NATO, öncelikle ABD ve CIA'yı çağrıştırır. NATO fiilen ABD ile özdeşleştir. Bunu NATO zirveleri, eskeri üsleri, donanmaları, eğitimleri ve tatbikatlarında görmek mümkündür. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 2025 yılındaki NATO raporuna göre toplam savunma ve savaş harcamalarının %60'nı ABD'nin karşıladığını açıkladı.  ABD, uluslararası hegemonya mücadelesi ve politikalarında, askeri darbelerde, operasyonlarda NATO'yu doğrudan ve dolaylı biçimde kullanmıştır, kullanmaya devam etmektedir.

NATO'nun kuruluşuna ABD emperyalizmi öncülük etti. Ve kuruluşundaki temel amaç, komünizm tehlikesine karşı "Savunma Örgütü" olmasıydı. SB ve Varşova Paktının dağılmasından sonra NATO, “terörle mücadele” ya da emperyalist küreselleşme karşıtı ülke yönetimlerinin devrilmesine yöneldi. Afganistan, Irak, Libya işgal ve müdahalelerinde bunu görmek mümkündür. Ve aynı zamanda, emperyalist tekellerin rekabeti, hegemonyası ve paylaşımına hizmet eden savaş aygıtına dönüştü. Tarihinde askeri, siyasi ve ideolojik bir örgüt olarak işlev gördü.

150 yıl önce Engels, "Ordu ve donanma sermayenin emrindedir" demişti. Bugün de savaş örgütü NATO, uluslararası tekellerin ya da NATO bileşeni ülke tekellerinin emrindedir. Ve en başta da ABD'nin emrindedir. ABD ve NATO, 12 Eylül 1980'de Türkiye'de gerçekleşen askeri faşist darbe için "Bizim çocuklar yönetime el koydu" demişti. Yine uzun yıllar Irak ve Suriye'de NATO, "koalisyon güçleri" adıyla varlığını sürdürdü.  Rojava Devrimi'nin boğulmasında dünya gericiliği ve karşı devrimciliği adına tasfiyeci bir rol oynadı.

ABD için AB, Çin ve Rusya'ya karşı önemli ve büyük bir güçtür. Faşist Trump Avrupa devletlerinin NATO'nun mali yükünü paylaşmasını, savunma harcamalarını arttırmasını ister. Bu ülkeleri, ABD'nin silah ve savunma sanayine bağımlı kılmaya çalışır.  NATO'yu sadece Rusya ve Çin karşısında değil, AB karşısında da bir pazarlık gücü olarak kullanır; ama NATO'nun dağılmasını istemez.

AB'nin Çin'e karşı tutum almasını ister, gerçekleşmediği koşularda, ilişkileri gerebilir ya da krize yol açabilir; ama ortadan kaldıramaz. Savaş örgütü NATO, 3. emperyalist savaş hazırlıklarının sürdüğü bu koşullarda, dağılma yerine yeniden yapılanma sürecine yönelecektir. Ankara'daki 7-8 Temmuz 2026 NATO zirvesi, bu iç gerilim ve çelişkilerin çözüldüğü bir zirve olmayı hedefliyor. NATO, sosyalizm ve devrimci mücadele için karşı devrimci savaş örgütü işlevini sürdürmeye devam edecektir. NATO'yu yıkacak ve dağıtacak güç, dünya halkları ve devrimci örgütlerinin mücadelesi olacaktır.

TÜRKİYE VE NATO İLİŞKİLERİ
Trump, NATO üyesi ülkeleri İran savaşındaki politikaları nedeniyle suçlarken Türkiye'ye övgülerini sıraladı. Türkiye'yi yönetenlerin görevlerini yaptıklarını belirtti. Zira faşist şeflik rejimi, İran savaşında, ABD ve İsrail'e İncirlik ve Kürecik üsleri üzerinden istihbarat ve lojistik destek sunulmasına sessiz kalıyor; faşist şef Erdoğan kararnamesiyle her türlü askeri mühimmatın taşınmasına izin veriyor.

İstanbul'da deniz komutanlığı, İncirlik'te kolordu kurulması Türkiye'nin NATO ve ABD'yle askeri ve siyasi bağımlılık ilişkilerinin derinleşmesi ve gelişmesi anlamına gelir. İran'dan fırlatıldığı iddia edilen füzelerin NATO savunma sistemi tarafından etkisiz hale getirilmesi de bu "bağımlığın zorunluluğu"nu gösteriyor. Milli Savunma Bakanının bu konudaki açıklamaları, NATO'nun "koruyucu şemsiye" görüldüğünün itirafıdır. Türk devleti yönetimi, NATO içi krizde iki tarafla da ilişkilerini yürütmeye çalışıyor. Bu gerilim ve çelişkilerden yararlanmak istiyor. Ama diğer yandan İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs arasında gerçekleşen askeri iş birliğinden rahatsızlık duyuyor.

ABD, NATO içinde bazı ülkelerle farklı ilişkiyi devam ettiriyor. Türkiye bu ülkelerin başında gelir. Türkiye'nin devlet yönetimi ve ideolojisinde, NATO ve ABD'nin etkisi yönlendiricidir.

Bu koşullar altında, devrimci ve ilerici hareketin bileşeni parti ve gruplar, NATO'nun dağıtılması, Türkiye'nin NATO 'dan çıkması, ABD ve NATO üslerinin kapatılması talepleriyle sokakları ve meydanları ısıtıyor.  İran savaşı ve NATO'ya karşı mücadele amacıyla belirgin bir hareketlenme ve kitlesel uyanışın işaretleri görülüyor. Bu bir onur ve özgürlük mücadelesidir. Ankara'da yapılması planlanan NATO zirvesini protesto etmek için gücümüzü tarihsel hafıza, gelenek ve birikimden, 68'in devrimci antiemperyalist ruhundan alarak savaşımı büyütmeliyiz.