Hatice Deniz Aktaş yazdı / Burjuvazinin mezar kazıcıları: İş başına*
Grevleri, işgalleri, direnişleri, sınıf bilincinin okuluna dönüştürmek, işçi semtlerinden sendikalara örgütlü bilinci yükseltmek güncel görevlerdir. Emperyalist savaş ve sömürüden kurtulmanın; zincirlerden başka kaybedecek bir şeyi olmayan işçi sınıfının ise bu barbarlık düzeni karşısında sosyalizm bayrağını yükseltmekten başka yolu yoktur. Burjuvazinin mezar kazıcıları canavarlarla dolu bu sistemi toprağa gömmek için kürekleri eline almalıdır.
Gramsci, Hapishane Defterleri'nde, "Her kriz eskiyle yeninin ölüm kavgasıdır ve işte tam bu noktada 'canavarlar' ortaya çıkar" diyordu. Bugün kapitalist emperyalist sistem içinde bulunduğu krizden çıkmak için saldırgan politikalarını faşist iktidarlar eliyle yeni boyutlara taşırken Gramsci'yi de doğrulamaya devam ediyor.
28 Şubat'ta ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşta ateşkes yapılsa da ekonomik yıkım tüm boyutlarıyla etkisini sürdürüyor. Trump, tüm dünya karşısında yalan makinası gibi çalışırken manipülasyonlarını da pervasızca sıralıyor. Yalan ve manipülasyonlarla gerçekleri perdelemeye çalışan emperyalistler zenginliklerini büyütürken savaşın faturası işçi sınıfı ve ezilenlere kesiliyor. Savaşın başında İran'ın Hürmüz boğazını kapatmasıyla akaryakıttan gıdaya, doğalgazdan elektriğe, gübreden sanayi üretimine genişleyen zamlar her geçen gün etkisini daha fazla gösteriyor.
Trump, enerjisini doğrudan Hürmüz Boğazı'ndan karşılayan AB ülkelerine "sorumluluk alma" çağrısı yapsa da asıl derdinin kendi emperyalist çıkarlarını korumak olduğunu cümle alem biliyor.
Dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği, sıvılaştırılmış doğalgazdan gübre ihracatına kadar ana aktarım kanalı olan boğazın kapanmasının tüm dünya ekonomisine olan yıkıcı etkisi emperyalistlerin çaresizliğini de gösteriyor. Emperyalist küreselleşme ile tek bir pazar haline gelen dünya ekonomisi savaşın etkisiyle yıkıma uğruyor. Savaşın yayılmasının etkilerinin tek ülkeyle sınırlı kalmayacağı gerçeği ABD müttefiklerinin bu savaşta yer almasına temkinli yaklaşmasına neden oluyor.
Kapitalist emperyalist sistem yeni sömürge alanlarında gözünü değerli madenlere dikerek, savaş sanayisi ile kar oranlarını yükselterek varoluşsal krizini aşmayı hedefliyor. Emperyalist savaş politikalarıyla zenginleşirken işçi sınıfı ve ezilenler savaşın faturasını yaşamlarıyla, işsizlikle, yoksullukla ödüyor. Veriler, savaşın artan maliyetiyle baskılanan sanayi, inşaat, tarım sektörlerinde kapanan işyerlerinin arttığını gösteriyor. Savaş sanayinde üretim yapan "makine-metal", "elektrik-elektronik" sektörleri dahil birkaç sektörde durum ağırlaşıyor.
Düşük ücretli, esnek güvencesiz çalışanların yoğunlaştığı hizmet sektöründe işsizliğin artışı çok sert yaşanıyor. İşsizliğin yaygınlaşması ile açlığa mahkum edilen işçiler daha fazla güvencesiz çalışmaya itilirken patronların kar hırsı nedeniyle iş güvenliği sağlanmadığı için katledilen işçilerin sayısı binleri buluyor. İşçilere kölelik koşullarının dayatıldığı, sendikal hakların, söz, eylem, örgütlenme hakkının ortadan kaldırıldığı bu koşullarda fiili grev çizgisinde ilerleyecek bir sınıf hareketinin oluşturulması hayati önem taşıyor. Bugün işçi sendikalarının, sendikal bürokrasi aracılığıyla işçi sınıfına yabancılaştığı, sarı sendikacılığın, siyasi iktidar ve patronlarla sınıf işbirliğinin, sosyal şovenizmin sendikal harekette egemen olduğu bir dönemdeyiz.
İşçi sınıfı, mücadele tarihi deneyimlerinin zengin yöntem ve örgütlenme biçimlerini hatırlayarak üretimden gelen gücünü kullanmak için harekete geçmelidir. Fiili grev ve direniş hattı işçi sendikalarına, sendika konfederasyonlarına taşınarak sınıf sendikacılığı kodları sendikalara geri yüklenmelidir. Kavel direnişinden Limter-İş'in iş cinayetlerine karşı mücadelesine fiili grevden işgale her türlü araç ve biçimi kullanan direniş hattı işçi mücadeleleri tarihinde buzkıran rolü oynadı. Metal işçilerinin Marmara bölgesinde estirdiği metal fırtına burjuvazinin yükseldiği zeminin kaygan olduğunu gösterdi.
Bugün Limter-İş gibi mücadeleci sendikaların başkan, genel sekreter ve üyelerinin, Birtek-Sen başkanının tutuklanması faşist şeflik rejiminin işçi sınıfının biriken öfkesinin mücadeleci sendikal bir hatla, devrimci hareketle buluşmasından duyduğu korkunun büyüklüğünü gösteriyor.
Emperyalist yıkım saldırılarının emekçi halklarda biriktirdiği öfkenin yaratacağı isyan dalgasının kabusunu yaşayan emperyalistler bir taraftan "milli güvenlik" safsatalarıyla savaş politikalarına rıza üretmenin yollarını arıyor. ABD'de "Kralın savaşına hayır" diyerek sokağa dökülen milyonlar "Savaşınız için çalışmayacağız" diyerek haykıran kadınlar emperyalistlerin savaşına razı olmayacaklarını gösteriyor. Emperyalist saldırganlığa karşı çıkan milyonlar, savaşın ağırlaşan ekonomik maliyeti, ortadan kaldırılan hak ve özgürlükleri karşısında yeni isyan dalgasının kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Savaş dönemlerinde yükselen sınıf mücadelesinde yer alacak olan emekçi halk kitleleri ne emperyaliste ne de gerici faşist rejimlere mahkum değildir. Kurtuluş anahtarı birbirinin ellerinde olan işçi sınıfı ve ezilenler emperyalist savaş ve sömürü düzenine karşı çıkarak tarih sahnesinde rolünü oynamalıdır.
Ayaklanmalar çağı olarak başlayan 21. yüzyılda rejimleri yerinden oynatan emekçi sınıfların, pandeminin arifesinde dünyaya yayılan grev ve direnişlerinin kelebek etkisi bugün de sürüyor. İşçi sınıfı ve ezilenler, varoluş krizi ile boğuşan emperyalistlerin krizinin barındırdığı devrimci olanakları görmelidir. Faşist şefik rejimi ile kuşatma altına alınan Türk işçi sınıfı şovenizm zehrini atmalı, savaşın faturasını ödemeye karşı çıkmalı, ezilen halklarla birleşik mücadeleyi yükselterek siyasal iktidarı zapt etmelidir.
Grevleri, işgalleri, direnişleri sınıf bilincinin okuluna dönüştürmek, işçi semtlerinden sendikalara örgütlü bilinci yükseltmek güncel görevlerdir. Emperyalist savaş ve sömürüden kurtulmanın; zincirlerden başka kaybedecek bir şeyi olmayan işçi sınıfının ise bu barbarlık düzeni karşısında sosyalizm bayrağını yükseltmekten başka yolu yoktur. Burjuvazinin mezar kazıcıları canavarlarla dolu bu sistemi toprağa gömmek için kürekleri eline almalıdır.
*Ezilenlerin Sosyalist Partisi Eş Genel Başkanı Hatice Deniz Aktaş, Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi'nde tutuluyor.