Hannie Buch yazdı / Küba'ya yönelik abluka: Latin Amerika'da ABD hegemonyasına giden yolda bir adım
Küba hükümeti ağır ekonomik krize rağmen halk içinde güçlü bir desteğe sahip ve aynı zamanda uluslararası ölçekte giderek büyüyen bir dayanışma hareketi tarafından destekleniyor.
Önce Venezuela, şimdi Küba. ABD, Latin Amerika'daki hegemonyasını genişletme yönünde adımlarını sıklaştırıyor. 1960 yılından bu yana Küba'ya karşı ambargo uygulayarak ekonomik baskı yoluyla Küba hükümetini zayıflatmayı hedefleyen ABD, geçtiğimiz yılın Aralık ayında bu ambargoyu daha da sertleştirdi. Venezuela'nın Küba'ya yaptığı petrol ihracatını engelledi ve petrol tankerlerine el koydu. 9 Ocak'tan itibaren ise ABD'nin baskısıyla Küba'ya neredeyse hiç petrol ulaşmıyor. Maduro'ya karşı yapılan darbenin ardından Amerikan emperyalizmi, Küba'ya yönelik petrol sevkiyatının durdurulmasını dayattı ve Küba'ya petrol göndermeye devam eden diğer ülkelere de yaptırımlar uygulamakla tehdit etti.
Enerji tedarikinin kesilmesi, Küba ekonomisini ve toplumunu insani bir krize sürüklüyor. Sürekli elektrik kesintileri yaşanıyor, gıda ve ilaç kıtlığı ortaya çıkıyor, yakıt sıkıntısı büyüyor. Üniversitelerde eğitime ara veriliyor, ulaşım ve ekonomi büyük ölçüde durduruluyor, hastaneler yalnızca asgari düzeyde çalışabiliyor.
Buna ek olarak, birkaç gün önce Küba sahil güvenliği, askeri teçhizat taşıyan bir ABD gemisini Küba'ya giderken durdurdu. Bu olay sırasında silahlı çatışma yaşandı ve ölüler ile yaralılar oldu. Var olan saldırganlık, adım adım askeri bir boyut da kazanıyor.
ABD'NİN "ARKA BAHÇESİ" OLARAK LATİN AMERİKA
ABD'nin Küba'ya karşı izlediği mevcut politika, Venezuela'ya yönelik müdahalenin bir devamı niteliğini taşıyor ve üçüncü bir dünya savaşına hazırlık sürecinde, Latin Amerika'yı nelerin beklediğinin bir göstergesi oluyor. Savaş hazırlığı yalnızca ordunun silahlandırılması ve ülke içinde askerileşme anlamına gelmiyor; aynı zamanda tedarik zincirlerinin güvence altına alınması ve jeopolitik konumun sağlamlaştırılması anlamına da geliyor. Bu nedenle ABD, Latin Amerika ülkelerini ekonomik ve siyasal olarak tamamen kendi denetimi altına almaya yönelik açık ve saldırgan bir politika izliyor. Son haftalarda Meksika ve Kolombiya'ya yönelik tehditler de bu bağlamda değerlendirilmeli.
Küba bu süreçte çeşitli nedenlerle özel bir önem taşıyor. Öncelikle ideolojik açıdan. 1959'da gerçekleşen devrimde ABD işgalcilerini ve onların işbirlikçilerini ülkeden kovmuş ve o günden bu yana tüm baskılara rağmen ABD emperyalizmine boyun eğmemiş bir ülke olması, Küba'ya sembolik bir anlam kazandırıyor. Bunun dışında Küba'nın "maddi" önemi de bulunuyor. Ülkede ABD açısından stratejik öneme sahip olan nikel ve kobalt yatakları var. Ayrıca ABD, emperyalistler arası gerilimlerin arttığı bir dönemde, kendi kıyılarına yalnızca yaklaşık 150 kilometre uzaklıkta, Rusya ve Çin ile iyi ilişkiler sürdüren bir devlete daha fazla tahammül etmek istemiyor.
Bu nedenle ABD, Küba hükümetini bir anlaşmaya zorlamak ya da doğrudan ABD'ye sadık bir yönetimle değiştirmek istiyor. Nitekim Küba'nın "barışçıl bir biçimde devralınmasını" değerlendirdiğini de açıklamış bulunuyor.
KÜBA ÜZERİNDE EMPERYALİSTLERİN MÜCADELESİ
Ancak Küba üzerindeki mücadele yalnızca ABD tarafından yürütülmüyor. Çin ve Rusya da Küba'ya yardım sevkiyatları yapacaklarını açıkladılar. Böylece Çin ve Rusya da ABD ambargosunu kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak Küba üzerindeki etkilerini artırmaya çalışıyor.
ABD bu hamleye cevap olarak, Venezuela'dan Küba'ya yeniden petrol sevkiyatına izin vereceğini açıkladı. Ancak bunu yaparken Küba'daki insani krizin sorumluluğunu Küba hükümetine yüklemeyi ve siyasi baskıyı artırmayı da ihmal etmedi. ABD'ye göre Küba hükümeti müzakereye hazır olursa, petrol yeniden akmaya başlayacak.
KÜBA'NIN GELECEĞİ BELİRSİZ
ABD'nin baskısı büyük olsa da Küba'nın geleceği henüz kesinleşmiş değil. Küba hükümeti ağır ekonomik krize rağmen halk içinde güçlü bir desteğe sahip ve aynı zamanda uluslararası ölçekte giderek büyüyen bir dayanışma hareketi tarafından destekleniyor. Örneğin, Gazze Filoları'ndan esinlenen bir yardım filosu Küba'ya gitmek üzere hazırlık yaptığını duyurdu. Bu filo, Küba'ya hem insani yardım malzemeleri ulaştırmayı hem de uluslararası kamuoyunun dikkatini buraya çekmeyi amaçlıyor. Bu bağlamda, Venezuela'da olduğu gibi hükümetin askeri yöntemlerle devrilmesi, Küba'da daha zor gözüküyor.
Bunun yanı sıra Küba, enerji arzını istikrara kavuşturmak ve petrol bağımlılığından kurtulmak için büyük bir hızla güneş enerjisi santralleri inşa etmeye çalışıyor. Bu alanda da Çin'den destek alıyor.
Küba'nın sonunun geldiğini ilan etmek için henüz erken. Ancak ABD'nin bugün Latin Amerika'da ve aynı zamanda Ortadoğu'da izlediği saldırgan politika, Amerikan emperyalizminin dünya üzerindeki konumunu, gerekirse askeri yollarla güçlendirmeye hazır olduğunu açıkça gösteriyor. Yaklaşmakta olan olası bir üçüncü dünya savaşına hazırlık amacıyla, siyasal ve ekonomik olarak bağımlı devletlerden oluşan bir zincir yaratarak ABD'nin kendi hegemonyasını güçlendirme planı, önümüzdeki dönemde önem kazanmaya devam edecek.