19 Haziran 2024 Çarşamba

Gezi 10. yılında birlikte mücadeleyi salık veriyor

BEKSAV'da düzenlenen 10. yılında Gezi direnişi forumunda, Gezinin güncelle bağı tartışıldı. Gezide herkesin talepleriyle direndiğini, birlikte mücadele ettiği hatırlatılan forumda, AKP-MHP faşizmini yenmenin yolunun sandık, seçim değil Gezi direnişindeki gibi birlikte mücadele, sokakta direnmek olduğunun altı çizildi.

Gezi direnişinin 10. yılında Bilim Estetik Kültür Sanat Araştırmaları Vakfında (BEKSAV) düzenlenen forumda direniş, ardından yürütülen mücadele süreci ve neler yapılması gerektiği tartışıldı. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İstanbul Milletvekili Çiçek Otlu, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş ve BEKSAV Eşbaşkanı Canan Kaplan'ın sunumuyla gerçekleşen foruma, çok sayıda kişi katıldı.

Gezi ölümsüzleri başta olmak üzere devrim ve sosyalizm mücadelesine can suyu olanlar anısına saygı duruşuyla başlayan forum, BEKSAV Film Kolektifinin hazırladığı sinevizyon ile devam etti.

OTLU: REJİMİNİ VE ERDOĞAN'IN EN KORKULU RÜYASIDIR GEZİ
İlk olarak Yeşil Sol Parti milletvekili Çiçek Otlu, sunum yaptı. Gezi direnişinin 10. yılında Gezi şehitlerini anarak söze başlayan Otlu, rejimin en korkulu rüyasının Gezi direnişi olduğunu da ekledi. "Kürdistan halkı ayaklanmayı çok iyi biliyor, direniş geleneği var ancak bu coğrafyada Türk halkı bu deneyime ve geleneğe sahip değildi" hatırlatması yapan Otlu, bu nedenle Gezi'nin egemenlerin ve Erdoğan rejiminin korkulu rüyası olduğunun altını çizdi. Otlu, "Erdoğan yeni bir Gezi yaratmayacağız diyor. Erdoğan Gezi'den sonra 1 Mayısı yasaklamayarak demokratik görünmeye çalıştı ancak iki yıl sonra 1 Mayısla başlayan Newrozla devam eden ve kadın hareketine yönelik saldırılar başlatıldı. Onur aylarında yürüyüş organize eden LGBTİ+'lara saldırılar gerçekleştirildi" dedi.

'DEVLET TÜRK HALKININ AYAKLANMASINA ALIŞIK DEĞİLDİ'
Gezi direnişinin başlangıcını ve direnişi ise şöyle aktardı Otlu: "ESP olarak Taksim saldırısını protesto etmek için Taksim'e gittik, hiçbirimiz böylesi büyük bir ayaklanma ve halkların birleşmesini beklemiyorduk. Binlerce insan Taksim'e yürüyüşe geçmişti. Bütün sokaklarda insan seli vardı. Herkesi hedef alan saldırılar başlamıştı. Polis bilinçli olarak çatılara çıkıp nişan alıp saldırdı. İlk yirmi dört saat geri adım atmadığımızda halkın nasıl kenetlebileceğini gördük. Arap İsyanları bize bir şey göstermişti; kent merkezlerini savunmak. Taksim Meydanını kuşatmak ve işgal etmek bu yüzden önemliydi. O meydanda bir çadırın açılması, pankartın açılması, komünal yaşama benzer bir sistemin kurulması, herkesi etkiledi ve harekete geçirdi. Sadece halkların birlikte direnmesi değil, Türk halkının kopuşu da devleti en çok ürküten etkendi. Çünkü devlet kadınların, Kürtlerin ve Alevilerin ayaklanmasına alışıktı ancak Türk halkının ayaklanmasına alışık değildi. Bu ayaklanma ve Türk halkının böyle bir deneyim kazanması, devletin tekçi karakterine tersti.

'ERDOĞAN ESP'NİN GEZİDE OTORİTE KURMAYA ÇALIŞTIĞINI İFADE ETTİ'
Geziden 1 Mayısa kadar yayılan radikal mücadele, kitleler içinde radikal mücadelenin meşruiyetini yaratmıştı. Gezi bize neyi öğretti; birlikte yaşamayı, komün hayatı yaşamayı, ekolojik hayatı yaşamayı öğretti. Bir düzenin nasıl kurulacağını gösteriyordu. Gezinin bütün derslerinin Bize öğrettiği yollarla, önce HDK sonra HDP'yi kurduk. Ardından 7 Haziranda Erdoğan'a görüp görebileceği en büyük siyasi yenilgiyi yaşattık. Kendimiz bakımından komünistlerin programının ne kadar gerçek olduğunu söylemiştik, bunu gördük. Halklar, devletin kendilerini koruduğunu sanıyordu ancak Gezide gerçekleşen saldırılar büyük kopuşlar yarattı, halk ve devlet çelişkisi derinleşti. Erdoğan'ın kendisi de Gezi direnişinde ESP'nin bir otorite kumaya çalıştığını ifade etmişti."

'DEĞİŞİM SEÇİMLE DEĞİL HALK HAREKETLERİYLE OLUR'
Geçtiğimiz seçim sürecinde halkın rejimin seçimle değişeceğini düşündüğünü buna inandırıldığını dile getiren Otlu, ancak bir kez daha seçimle hiçbir şeyin değişmeyeceğinin görüldüğünü kaydetti. Otlu, "Değişimin halk hareketleriyle olabileceğini gördük. Önümüzdeki süreçte siyasi ve ekonomik kriz derinleşecek. Partimizin dediği gibi devrim günceldir. Bu yüzyıl, kadın yüzyılıdır. 'Jin, jiyan, azadî" sloganın tüm dünyada yankı bulması bunun göstergesidir. Giderek büyüyen ve radikalleşen kadın hareketi bunun göstergesidir" ifadelerini kullandı.

KAPLAN: GEZİDE SANAT NEYDİ?
BEKSAV Eşbaşkanı Canan Kaplan da Geziyle sanatın ilişkisi üzerine bir sunum yaptı. "Gezide sanat neydi? Pembeye boyanmış dozer sanat mıdır? Kırmızıya boyanmış kadın sanat mıdır? Direnişin kendisi de bir sanat olduğu için Gezide öne çıkan sanat eserleri daha da çok beğenildi. Gezide alışıla gelmişin dışında yeni işler, yeni sloganlar ve yeni ritimler tutulmuştu" diyen Kaplan, Geziyle birlikte politik sanat alanının da yeniden örgütlendiğini belirtti.

'SANATÇILAR HEM SANAT YAPTI HEM DİRENDİ'
Kaplan, "Sokaklarda kendi kendilerine oluşan korolar oluşuyordu. Duvarlar birlikte boyanıyordu. Politik sanat losyonu öne çıktı. Direniş estetiği öne çıktı. Sözel ürünler olarak yeni sloganlar ve şarkılar üretildi. Bunların tamamı komünal işler ve komünal sanatlar. Sanatçılar komünal sanat üretiminin bir parçası olmakla yetinmeyip, direnişin de bir parçası oldular. Yeni işler de üretip, eski parçalara yeni yorumlar yapıldı. Direnişin şarkısı sokakta bestelenmiş oldu. Direnişin her yerinde sembolik değeri artıran ikonik işler ve eylemler gördük. Sadece görsel değil yazılı  sanat da ön plandaydı. Özellikle şiir aracılığıyla bu işlendi. Performans sanatı da vardı. Duran adam buna bir örnek. Sanatçılar sanat yapmakla durmadı, direndiler de. Sanatçılar halktan bir şey öğrendi, halk sanatçılardan bir şey öğrendi" dedi.

'SLOGANLARLA YENİ ŞEYLER ÜRETİLDİ'
Sanat nesnesinin direnişle ne kadar güzelleşebileceğini Gezide gördüklerini dile getiren Kaplan, bugün üretilen sanatların da bu cepheden üretilmesi gerektiğini söyledi. Kaplan, "Siyasi idealler için sanat yapmanın çok da başarılı olmadığını, politik sanatın bir yerde tıkandığını düşünmeye başlamışlardı. Ama o dogma haline gelmiş onları bile hiç hatırlamadan birden  slogan sanatı yapmaya başladılar. Sloganlarla yeni yeni şeyler üretmeye başladılar" ifadelerini kullandı.

'YENİ SANATIN KAT EDECEĞİ DAHA ÇOK VADİ VAR'
Kaplan, "En önemlisi geçmiş sanatı ve kültürü geniş bir şekilde kapsıyor ve aşmaya çalışıyorlar" dedi. Eski bestelerin yeniden ziyaret edildiği, yeniden akla geldiği pek çok slogan ve şarkıyı iç sıkıntısı duygusu vermeden direnişin sağladığı estetikle yeniden üretildiğini kaydetti. Estetiğin önemli unsurunun mizah olduğunun altını çizen Kaplan, bilgisayar oyunları ve onlardan yola çıkan kahramanların da Gezide kullanıldığını ifade etti. Kaplan sunumuna o dönem üretilen eserlerden örnekler verdi. Kaplan, sanatın kolektif biçimlerinin direnişe bir yanıt verdiğini, yeni sanatın akımının kat edeceği, üreteceği daha çok nehir olduğunu belirtti.

GÜMÜŞTAŞ: TÜRKİYE'DE BİR AYAKLANMA DEĞİŞİK İSYANLARA MAHAL VEREBİLİR
Son olarak ESP Eş Genel Başkanı Özlem Gümaştaş'ın sunumuyla forum devam etti. Gezi direnişinin 10. yılında değişim yönünde halkların umut bağladığı 2023 seçimlerinin geride kaldığını anımsatan Gümüştaş, Gezi'nin 10. yılında faşizmi yıkmak için sandıklara umut bağladığı 2023 yılında neler söylediğini tartışmaya açtı. 2013 yılında Newroza doğru giderken Kürt halkının özgürlük mücadelesinin, faşist rejimi kendiyle müzakere zorladığını hatırlatan Gümüştaş, "Şöyle söylemiştik bir müzakere durumunun oluşması koşullarında ve üstelik Ortadoğu'da da Arap Baharı dediğimiz isyanlar dalgası içinde Türkiye'de bir ayaklanma başka bir toplumsal koşullar oluşturabilir, bu koşullar da çok değişik isyanlara, ayaklanmalara mahal verebilir" dedi.

'ÖNGÖREMEDİĞİMİZ BİR TOPLUMSAL MESELEDEN AYAKLANMA PATLAK VERDİ'
Müzakere süreci başlarsa toplum üzerindeki şovenizmin sömürgeci, inkarcı savaşın etkisi kırılacağı için devlet-halk çelişkisinin daha belirgin, daha somut hale geleceği için bu çelişkiden başka bir siyasal, toplumsal koşulun oluşacağını herkes analiz ederken hiç kimse Gezi parkında ağaç meselesinden bir isyanın kopacağının farkında olmadığını dile getiren Gümüştaş, solun değişik öngörüler ortaya koyduğunu ama kitlenin eyleminin nereden gelişeceği noktasında hazırlıksız olduğunu söyledi. Gümüştaş, "Burada bambaşka bir durum oluştu. Bu durumun içine girişimiz, direnme geleneğimiz ve o barikat mücadelelerinin birikimiyle oldu. 28'inde saldırdılar, hepimiz koşarak oraya gitti. 31 gecesine kadar oralarda yatıp, kalktık, direndik. İnsanlar toplandı, devrimciler geldi, barikatlar kuruldu, fiili direniş başladı. Sonrasında Gezi parkına girildi, bizim öngöremediğimiz bir toplumsal meseleden ayaklanma patlak verdi. Bütün Türkiye, Kürdistan sathı mahalline yayıldı ve çok fiili bir şekilde gelişti, kendi komünlerini, ağlarını kurdu, yerel demokrasisini kurdu. Partimiz ESP'yi ve tüm sol örgütleri aşan bir tabloydu fakat bu durumu şöyle teorize edenler oldu, 'Gezi kendiliğinden toplumsal bir patlama, politik örgütler, öncü devrimci güçler müdahale edemedi.' Öyle değildi" ifadelerini kullandı.

'HAYATINDA BARİKAT GÖRMEMİŞ İNSANLAR SOKAKTA DİRENDİ'
Hayatında barikat görmemiş, sokağa çıkmamış, direnmemiş bir topluluk olsa da asla kendi birikimiyle patlamış bir topluluk olmadığını söyleyen Gümüştaş, şöyle devam etti: "Çünkü kitlelerle politik özneler arasındaki ilişkiyi şöyle açmak lazım, kitleler doğrudan dahil olmadıkları, doğrudan içinde olmadıkları süreçlerin tam da dışında değildirler. Aslında o süreçlerden öğrenirler, o süreçler onun bilincine etki eder. Sizin değişik anlardaki davranış tarzınız, siyaset üretiş biçiminiz, eyleminiz, öncü çıkışınız, birikiminiz, kitlenin bilincine etki eder ve çok özgün bir anda kitlenin birikime dönüşür. Aslında Geziyi herhangi bir toplumsal patlamadan ayırt eden şey budur.

'BİR UMUTSUZLUK, GÜVENSİZLİK İKLİMİNDEYİZ'
2023 yılında AKP-MHP rejiminin çok kritik bir eşiğinde gelişen seçimlerin, Türkiye-Kürdistan mahallinden büyük bir değişim isteğiyle kilitlendiği, emekçi  sol sosyalist hareketin de bir kırılma yaratabileceği düşüncesiyle yüzünü döndüğü, fakat AKP-MHP iktidarının seçim sonuçları yoluyla iktidarı terk etmediği aynı zamanda parlamentoda da gerici, faşist, kadın düşmanı bir çoğunluk elde ettiği seçim atmosferinde Geziyi tartıştıklarını vurgulayan Gümüştaş, "bu iktidar başımızdan gitmez", AKP'ye oy veren belli çoğunluğu gören emekçi, sol hareketin de "bu halktan bir şey olmaz"ı tartıştığına dikkat çekti. Özellikle on binlerce insanın katledildiği deprem bölgelerinde AKP'ye oy çıkmasının sonuçlarıyla da yüzleşildiğini kaydeden Gümüştaş,
halkın başına gelenlerin müstahak görüldüğünü düşünenlerin de olduğunu belirtti. "Böylesi bir umutsuzluk ve güvensizlik ikliminde yeni mücadele koşulları oluşuyor" diyen Gümüştaş, şöyle devam etti:

'TÜRK HALKI BİLDİĞİ TEK ŞEY OLAN BAYRAĞI SIRTINA ALDI VE DİRENDİ'
"Sadece Türk halkına merceği tutalım. Kendi dilinde, kendi gerçeğiyle direnen bir Türk halkı var. Gezi bir devrim, mücadele haritası çizdi. Bira yasaklandı, parkta öpüşmek yasaklandı vs. Türk halkı bu meselede sokağa çıktı, yürüdü, saldırı olur mu, gaz bombası atılır mı bilmeden. Kendi öğrendiği mücadele tarihinde bildiği tek şey olan Türk bayrağını sırtına alarak yürüdü. 'Mustafa Kemal'in askerleriyiz' sloganı atıldı, sonra o slogan kimsenin askeri olmayalım şeklinde revize edildi, 'Cemal Süreya'nın dizeleriyiz', 'Türkan Şoray'ın kirpikleriyiz' oldu. Zamanla da devlet gerçeğini; polisini, ordusunu, gazını, gözaltısını öğrenen ve aynı zamanda orada bir arada yaşayarak, bir arada direnerek mücadelenin nasıl olması gerektiğini öğrenen bir halk gerçekliği var. Halkın bilincindeki değişimi, dönüşüm, kırılmayı hafızamızda böyle canlı tutmamız lazım. Şimdi bize kırılmaz gibi gelen, AKP'nin çok kemik tabanıymış gibi gelen bilinç çok özgün anlarda çok fazla da söze gerek olmadan kırılabilir ve başka bir şeye dönüşebilir.

'HALKIN EYLEM BİLİNCİ TEKRAR EDİYOR'
Bugün Geziyi hatırlamak isteyen herkese söylenmek istenen şey şu. 10 yıllık bir AKP iktidarı vardı, her şey yasaklı, müthiş bir egemenlik kibri, müthiş bir politik hegemonya ve saldırganlık var. Bunun karşısında da direnen, değişim isteyen, değişim istediği için sokağa çıkan, artık partilerin vaatlerine inanıp, o vaatlerle birlikte oy pusulasını alıp sandığa gitmenin çözüm olmadığını gören bir bilinç ve eylem var. Bugün Gezi nedeniyle devrim güncel dememizin sebebi bu bilinç. Kitle de böyle bir bilinç var artık kendi elleriyle oluşmuş olan şey budur. Bize Gezi lazım diyorsa insanlar tarihte böyle bir eylemin bilinci tekrar ediyor.

'GEZİDE HERKESİN TALEPLERİ BİR ARADAYDI'
Gezi onur ve özgürlük hareketedir. İktidarın alt edemediği, iktidara karşı saflaşmış, Erdoğan'dan kurtulmak isteyen, yaşam tarzını düşünen bir halkın onuru var. Gezide ilk ayaklananlar onlardır. İster Gezi parkından, ister Antakya'dan, ister Lice'den bakın Taksim Dayanışmasının talepleriyle sınırlı kalmamıştır. Bir araya gelişlerde politik haklarını isteyen, söz, eylem örgütlenme hakkını isteyen, baskıcı politikalardan kurtulmak isteyen, kentleri doğası talan edilmesin isteyen. Kim ne kadar bayrak açmış, kim kaç çadır kurmuş diyerek örgütlerden ölçmemize gerek yok. Toplamında şudur; Kürtlerin talepleri, Alevilerin talepleri, gençlerin talepleri, LGBTİ+'ların talepleri, kadınların talepleri, ekolojistlerin talepleri vardır.

'GEZİDEN BUGÜNE MİRAS DEVAM EDİYOR'
Komün yaşamı aslında bir arada yaşayabileceğimizi, üretebileceğimizi, sahiplenilebileceğimizi göstermiştir. En önemli birikimimizdir. Halkın eylemi göstermiş; devrimcileri, öncülerin değil. Dolayısıyla Geziden bugüne miras olarak gelen şey bu eylem ve yaratılmış bilinçtir. Ve bu kendini tekrar ediyor. Pandemi döneminde, deprem katliamları döneminde tekrar etti.

'SEÇİMLE FAŞİST REJİM, DİKTATÖRLÜK GÖNDERİLMEZ'
Gezinin halklarımızın hafızasında, bilincinde, eyleminde olduğu bizim de bir parçası olduğumuz gerçek. 2023 seçimlerinde diktatörü gönderememiş, gönderemediği için bütün değişim umutları sandığa gömülmüş, ciddi bir umut kırılması yaşayan halkımız karşısında Geziyi güncelleme, hatırlatmak, haklarımız, özgürlüklerimiz için sokakta, fiili meşru mücadele biçiminde direnmek dışında, yan yana gelmek ve mücadele dışında yol yok. Bu direnişten 2023 seçimlerinde sandıkta bir değişim yaratabileceğini umut eden Emek ve Özgürlük İttifakı başta olmak üzere; sosyalizm, devrim, mücadele iddialı örgütlerin çıkarması gereken şey şu iktidarlar ve faşist rejimler sandık ve seçim yoluyla değişmezler, yıkılmazlar. Bu mücadele yeni Gezi birikimleri yaratmayı, bunun için aynı Gezide olduğu gibi nasıl İstiklalde barikatla yolu açtıysak, Taksim'e ilk bayrağı astıysak, Gezi komününü yarattıysak öyle öncü, kararlı bir mücadele öznelliğiyle olur. Geziden sol sosyalist harekete yapılabilecek söz, vurgu budur."

Sunumların ardından forum serbest konuşmalarla devam etti.