21 Temmuz 2024 Pazar

Fay hattında fırtına

Devrimci hareket kapitalizmin ve açgözlü sarayın, işçilere karşı kölece uygulamalarını halka taşımak ve halkın gündemine sokmakla sorumludur. Kitleler arasında ortaklaşma, dayanışma gelişirse hareket yaygınlaşacaktır. Son işçi eylemleri işçi ve emekçilerin birliğinin önemini bir kez daha ortaya koydu. Havaalanı direnişi, dayanışma ve işçi-emekçilerin birliğinin elzem olduğunu ve yakıcılığını pratik olarak herkese anlattı.
Atılım gazetesinin bu haftaki 'Gündem' köşesinde Saray'ın işçileri karşı kölece ugulamalarına isyan eden 3. havalimanı işçileri ile gelişen işçi isyanları ele alınıyor.
 
Atılım Gazetesi'nin Gündem yazısı şöyle:
 
Öyle veya böyle krizin iktisadi alana yansıması kaçınılmazdı. Sürmekte olan işçi direnişi ve mücadeleleri bunun göstergesi olarak okunmalıdır. Evine ekmek götüremeyen, aç yatan, en temel insani ihtiyaçlarını karşılayamayan, en vahşi koşullar altında çalışmaya zorlanan işçi ve emekçilerin  mücadele dışındaki seçenekleri giderek azalıyor. Dünyanın en büyük projelerinden biri olarak lanse edilen, gösterişli maketlerin medyaya servis edildiği  3. Havaalanında çalışan işçilerin kölece çalışma ve yaşama koşullarına karşı ileri sürdüğü insani taleplerinin yine zor aygıtları aracılığı ile bastırılmaya çalışılması boşuna değil. Havaalanı işçilerinin eylemi öyle veya böyle işçilerde sınıf bilincini ve mücadelesini geliştirmeye kaynaklık edecektir.
 
İşçiler, taleplerini küçücük bir kağıt parçasında formüle ederek dünyaya duyurdular. Formülasyonları sade ve anlaşılır. İşten atılanların geri alınması, servis sorunlarının çözülmesi, yatakhanelerde tahtakurusu sorununun çözülmesi, maaşlarının hesaba yatırılması, ödenmeyen maaşlarının ödenmesi, işçiler ve formenlerin aynı yemekhanede yemek yemesi, iş cinayetlerinin çözülmesi, işçi kıyafetlerinin verilmesi, gerekli sağlık malzemelerinin revir tarafından temin edilmesi, serviste geçen sürenin mesai olarak ödenmesi. Basın karşısında bu maddeler okunsun diye belirttiler. İşçiler bu taleplerini vahşi kapitalizmin egemen olduğu 18. yy. İngiltere'sinde değil 21. yy. Türkiye'sinde dile getirdiler.
 
İşçilerin dile getirdiği çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi talepleri azgınca saldırganlıkla karşılandı. Normal koşullar altında sermaye sınıfının bu talepleri devlet terörü marifetiyle kriminalize etmesi, hatta 600'e yakın işçinin kaldıkları barakaların kapısı kırılarak gözaltına alınması ve tutuklanması için bir neden yoktur. Çünkü bunlar mücadele ile kazanılmış, yasalarda yazılı hale gelen evrensel haklardır.
 
Öyleyse neden en insani ve masum işçi talepleri "terör"le bağlantılı talepler olarak lanse edilir ve eyleme geçen işçiler zulme uğrar? Çok açık ki, kriz koşulları, Saray'ın destekçisi aç gözlü sermaye grubunun aşırı kâr hırsı, işçilerin en berbat koşullarda çalıştırılması, krizi işçilerin sırtına yıkma çabaları onu böyle davranmaya zorluyor. 3. Havaalanı inşaatında çalışan işçilerin en masumane talepler için harekete geçmesi burjuvazinin gücünü değil güçsüzlüğünü gösterir. Kriz koşullarında, sermayenin işçilerin eyleminin başka işetmelerde çalışan işçilere "kötü" örnek teşkil edeceği korkusu, hareketin toplumsal yaygınlık kazanma ihtimali karşında yaşadığı panik bunun göstergesidir.
 
Kriz koşulları, normal zamanlarda belirgin olmayan eğilimlerin daha görünür olmasını sağlar. Çelişkileri ve safları belirginleştirir. İşbirlikçi kapitalizmin en vahşi yüzü bu talepler karşısında görünür hale gelmiştir. Bütün kapitalistler gibi Türk burjuvazisi de işçilerin kanını emerek semirme ve büyüme genel eğilimindedir.
 
Sermaye sınıfı toplam ilişkilerini, örgütlenmesini, devlet aygıtını, polisini, adliyesini, hapishanelerini bu eğilime göre örgütler.
 
Son yıllarda devlet içindeki saflaşma ve devletin politik İslamcı faşizmin egemenliği temelinde yeniden örgütlenmesini burjuvazinin sert ve fırtınalı yıllara hazırlığının bir parçası olarak görmek gerekir. İçte sınıf savaşına, bölgede Kürt halk hareketinin ezilmesine, fetih ve yağma savaşına göre hazırlandığı son derece açıktır.
 
"Ekonomik savaş", "aynı gemideyiz" söylemleri ile krizin yükünü emekçilerin sırtına yıkmaya ve kendi sınıfsal çıkarlarının üzerini örterek herkesin çıkarı olarak göstermeye çalışır. Bu nedenle Cargill ve 3. Havalimanı işçilerine saldırı sadece politik değil ideolojik motiflerle bezenmiştir. Çamur medyasının hemen işçilere karşı tüm toplumu seferber etme saldırısını böyle anlamak gerekir. İşçiyi gece tahtakurusu emer, gündüz sermaye. Aç gözlü kapitalistlerin büyümesinin yolu da buradan geçer.
 
Saray iktidarı etrafında birleşen burjuvazi, gücünü sadece zor aygıtlarından, ideolojik ve politik aygıtlarının gücünden almıyor; aynı zamanda gücünü işçi sınıfının, emekçilerin ve ezilenlerin örgütsüzlüğünden alıyor. Elinde bulundurduğu araçlar vasıtasıyla toplumu bilgisiz ve hareketsiz bırakma gücünden alıyor. Halkın bilgilenme kanallarını kapatarak talepleri için harekete geçen kitlelerin eylemini görünmez kılarak bunu yapıyor. Nasıl ki, Sarayda somutlaşan milyonlarca  dolarlık israf, lüks ve ihtişamı gözlerden saklamak için havuz medyasının gücü yetmediğinde doğrudan tehditle, yasal dayanağı bile olmayan fiili hukukla örtbas edilmeye çalışılıyorsa, toplumsal hareketlilik de böylece gözlerden uzak tutulmaya çalışılıyor.
 
Dolaysıyla, devrimci hareket kapitalizmin ve açgözlü sarayın, işçilere karşı kölece uygulamalarını halka taşımak ve halkın gündemine sokmakla sorumludur. Kitleler arasında ortaklaşma, dayanışma gelişirse hareket yaygınlaşacaktır. Son işçi eylemleri, işçi ve emekçilerin birliğinin önemini bir kez daha ortaya koydu. Havaalanı direnişi, dayanışma ve işçi-emekçilerin birliğinin elzem olduğunu ve yakıcılığını pratik olarak herkese anlattı.
 
Kapitalizmin varoluşsal krizi ile Türk kapitalizminin yapısal-ekonomik krizi birleşerek politik bir krize dönüşüyor. Burjuvazinin bu krize bulduğu çözüm politik İslamcı faşist devleti güçlendirmek ve halkı örgütsüz kılmaktır. Irkçı, cinsiyetçi faşist rejimin egemenliği altında kapitalizmin çok daha insanlık dışı biçimi, bütün çirkinliği açığa çıkıyor. Faşist terör arttıkça ırkçılık, milliyetçilik gibi kapitalizme özgü hastalıklar da belirginleşiyor. Dolaysıyla, kapitalizme karşı mücadele faşizme ve ırkçılığa, milliyetçiliğe, erkek egemen cinsiyetçiliğe karşı mücadele ile iç içe geçmektedir.
 
Emekle sermaye, sömürülenle sömüren, ezenle ezilen arasındaki saflaşma giderek daha dolaysız bir biçim alıyor. Bu çelişkileri topluma göstermek, toplumu bu çelişkiler etrafında eylemli mücadeleye çekmek güncel bir görevdir.
 
Bugün toplumda ne birikiyor? Bunu iki başlıkta özetlersek, bir yanda durumu kabullenme, bu sistemin değişmeyeceğine olan geri bilinç, diğer yanda durumu değiştirme ve değişim inancı ve umudu birikiyor.
 
Emekçiler arasında birleşik isyanın, birleşik mücadelenin imkan ve olanakların biriktiğinin işaretleri fazlasıyla var. Eylem, işçilerde ve toplumda dayanışma duygusu ve bilincini de biriktiriyor. Önemli olan bu birikimi bir potada birleştirmektir. Gündelik yaşamda ve olaylarda görüldüğü gibi sermayenin bir potası var. Güçlerini birleştirmiş, faşizmi tahkim etmiş. Fakat ezilenlerin potası yok. Bu potayı yaşam ve çalışma alanlarında inşa etmeden ileri hamle yapma imkanı da oldukça sınırlıdır. Dolaysıyla dönemin çözülmesi gereken sorunu budur. Zincirin halkasını kavrayacağımız yer tam da ezilenlerin birleşik potasının oluşturulmasıdır. Ezilenlerin potasını oluşturmanın çözümü de mümkündür. İşçi sınıfı ve ezilenlerin gündelik hayatı etkileyecek örgütsel formlarının gelip dayandığı yer burasıdır. Ezilenlerin özgüvenini, özgürleşme çabalarını geliştirecek biçim ve araçları hayatın içinden bulup çıkarmak olanaklıdır. Çıplak devlet zoru, faşist terör karşısında bu formların örgütlü olması durumunda hareketin düzeyi daha farklı bir seyir izleyebilirdi.
 
Bugün faşizme ve sermayeye karşı siyasi bir araya gelişlerin elbette bir değeri var. Fakat merkezde bir araya gelmek yeterli değildir. Hareketin ilçelerde, mahallelerde, havzalarda toplumsal-sınıfsal zeminde yerel formlar, yerel meclisler biçiminde örgütlenmesi olsaydı onlarca yerde hareket ortaya çıkabilir ve yaygınlık kazanabilirdi.
 
Faşizmin kendisini merkezileştirmesi karşısında işçi sınıfı ve ezilenlerin yerelde çoğalması, yerelleşme yoluyla gücünü açığa çıkarmasına çalışmak temel bir sorundur. Havalimanı işçilerinin direnişinin öğrettiği en temel gerçek budur.
 
Kriz, önümüzdeki süreçte daha çarpıcı olarak soğuk yüzünü gösterecektir. Politik İslamcı faşist rejimin işçileri gözaltına alması ve tüm imkanları ile saldırması işçi sınıfı ve ezilenlerin hareketinin gelişme imkanlarına karşı açık bir tehdit ve gözdağıdır. En masum işçi eylemini bile "terörizm"le, "halkı kin ve düşmanlığa tahrik"le suçlaması toplumsal, siyasal, ulusal ve cinsel çelişkilerle biriken fay hattında esecek fırtınadan duyulan korkuyu göstermektedir. Saldırı bu nedenle politik olduğu kadar ideolojiktir. Fakat temellerine kadar çürümüş, rüşvet, şatafat, soygun, işgücü yağması ile beslenen, işçi kanı emen kapitalizm yıkılmaya yazgılıdır.