11 Mart 2026 Çarşamba

Dünya Emekçi Kadın Günü kutlanırken İsviçre kadın hareketine bakış

Kadınların önemli kazanımları elde ettiği İsviçre'de, erkeklerle aynı işi yapmalarına rağmen düşük ücret almaları ve bunun her 8 Mart'ta dile getirilmesi dışında kadın örgütlerinin süreklilik arz eden ve gündemde tutan bir yaklaşımının ve mücadelelerinin olmaması kadın hareketinin en zayıf yanlarından biri.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlanırken, İsviçre'de kadın yoksullaşması, eşit işe eşit ücret, kadına yönelik şiddet gibi konular hala ciddi bir şekilde gündemde duruyor. İsviçre kadın hareketi tarihi önemli bir mirası taşıyor. Kadın grevinin en kitlesel olduğu ülkelerin başında geliyor. Fakat gelinen aşamada kadınların ve kadın örgütlerin verdiği mücadele hala kadınların "eşit işe eşit ücret" talebini karşılayabilecek durumda değil. 

Her geçen gün kadınlarla erkekler arasındaki ücret farkı artmaya devam ediyor. Bunun son örneği ise "Women in Work Index 2026"nın yayımladığı raporda daha net görülüyor. Raporda kadınların istihdam oranı çok az da olsa artarken, kadın–erkek arasındaki ücret farkının yeniden büyüdüğü görülüyor. Kadınların istihdam oranı artmasına attı; fakat tam zamanlı çalışma azaldı.

Rapora göre İsviçre'de kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 80,8'e yükseldi (önceki yıl yüzde 80,4). Buna karşın tam zamanlı çalışan kadın oranı yüzde 60,7'den yüzde 59,2'ye geriledi.

Uzun mücadelelere rağmen kadınlar erkeklere kıyasla ortalama yüzde 17,4 daha az kazanmaya devam ediyor.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nün temel sloganı haline gelen eşit işe eşit ücret tartışması bu bakımdan güncelliğini koruyor. Kadınların önemli kazanımları elde ettiği İsviçre'de, erkeklerle aynı işi yapmalarına rağmen düşük ücret almaları ve bunun her 8 Mart'ta dile getirilmesi dışında kadın örgütlerinin süreklilik arz eden ve gündemde tutan bir yaklaşımının ve mücadelelerinin olmaması kadın hareketinin en zayıf yanlarından biri.

Yoksulluğun, işsizliğin ve kadına yönelik şiddetin arttığı İsviçre'de kadın kurumları da bürokratik engelleri aşamıyor ve mücadele etmede yetersiz kalıyor. Bir yıl içinde 1,5 milyon kadının işyerinde tacizin bir türüne maruz kaldığı bir ülke İsviçre. Mevcut yasalar hala korumada yetersiz kalıyor.

Ücret eşitsizliğine karşı kadın grevleri bile bu konuda yeterli adımın atılmasına yetmedi. Tam zamanlı çalışan bir kişinin ortalama maaşı 81.500 frank olarak tespit edilmiş durumda. Fakat kadın ve erkek arasındaki ücret eşitsizliği büyük farkı ortaya koymaya yetiyor. 2024 yılında yapılan araştırmaya göre, tam zamanlı çalışan erkeğin aldığı ücret 90.800 frank iken, kadınların ise 80.00 frank. Kısacası bu yüzde 12'lik bir fark anlamına geliyor. Hemen hemen tüm iş kollarında ücret eşitsizliği yaşanıyor. Yöneticilik pozisyonunda olan erkekler 139 bin frank alırken, kadınlar 129 bin frank ücret almakta. Burada da yüzde 18'lik bir orana denk geliyor.

Ücret eşitsizliğine karşı ilk kez kadınlar 1991 yılında Valais kantonunda greve giderek eşitsizliğe, düşük ücrete ve cinsiyete dayalı ayrımcılığa karşı mücadele yürüttü. Her yıl 14 Haziran'da binlerce kadının katıldığı grev ile talepler yeniden gündeme taşınıyor. Aradan geçen onca yıla rağmen İsviçre'deki kadınların "eşit işe eşit ücret" mücadelesi sürüyor. Önemli bir kadın tarihi olan İsviçre, her yıl 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla gündemlerine ücret eşitliği, kadına yönelik şiddeti ve mülteci kadınlara yönelik ayrımcılığı ve kötü çalışma koşullarını yeniden ve yeniden gündemleştirerek mücadelelerini sürdürüyorlar.

İSVİÇRE KADIN TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ
Avrupa'da kadınlara oy hakkını en son tanıyan 1991 yılında İsviçre'nin Appenzell Innerrhoden kantonudur. Kadınlar federal düzeyde 1971, yerel kantonlar düzeyinde ise 1959 ila 1991 yıllarından bu yana oy kullanabiliyor.

İsviçre'deki kadın hareketinin kökenleri 19. yüzyılın ilk yarısına kadar uzanmaktadır. Bağımsız, ancak gayri resmi örgütlenmeye yönelik ilk adımlar, 1846 ile 1870 yılları arasında kanton düzeyindeki kadınlar tarafından atıldı. 19. yüzyılın son on yılları ve 20. yüzyılın ilk on yıllarında, çeşitli ulusal dernekler kuruldu. Kısa süre sonra dağıldı.

1877'de ortaya çıkan ve başlangıçta yalnızca reformcu ve "üst sınıf"tan kadınlardan oluşan İsviçre Ahlakı Geliştirme Kadın Birliği, ahlaki reform kaygılarını kadınların çıkarlarıyla birleştirdi (ahlak hareketi). 1901'de, polis ile iş birliği yaparak fuhuşla mücadele eden ve ceza yasalarını etkileyen Alman-İsviçre ahlakı geliştirme kadın dernekleri, FAI'den ayrılarak kendi derneklerini kurdular ve bu dernek, Birinci Dünya Savaşı öncesi dönemde İsviçre'nin en büyük kadın örgütü haline geldi. İsviçre'de o dönem kurulan kadın dernekleri kadın bedenin satılması, yoksulluk, alkolizm gibi konularla mücadele etmeyi hedeflemişti.

1899 tarihinde kurulan Hristiyan Sosyal Kadın İşçi Dernekleri (Hristiyan Sosyal Hareketi), kendilerini 1890 yılında kurulan ve meslekleri nedeniyle sendikalardan dışlanan kadınları örgütleyen İsviçre Kadın İşçi Derneği'nin (SAV) Katolik karşılığı olarak görmüştür. 1911 yılında SAV, kadınların oy hakkı için mücadele günü olarak 8 Mart'ın öncüsü olan Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü ilk kez kutlamıştır. Başlangıçta İsviçre Sendikalar Federasyonu'na (SGB) katılmış ve 1912'deki SGB'nin yeniden yapılanmasının ardından Sosyal Demokrat Parti'ye (SP) geçmiştir. Başlıca odak noktası, çalışma koşullarının iyileştirilmesi (kadın istihdamı), annelik koruması ve kadınların sağlık sigortasına dahil edilmesi olmuştur. SAV 1917'de feshedilmiştir.

Son olarak, 1909 yılında kurulan İsviçre Kadın Seçme Hakkı Derneği (SVF), küçük bir üye sayısına sahip olmasına rağmen, açıkça tanımlanmış bir amaca sahipti ve erkek üyeleri de kapsıyordu.
Sosyalist Kadınlar Enternasyonal'i de 1915'te Bern'de toplandı. Savaşla ilgili artan sosyal zorluklara yanıt olarak, açlık ve enflasyona karşı eylemler çağrısında bulundu ve bu eylemler daha sonra İsviçre'nin çeşitli şehirlerinde yerel kadın işçi dernekleri tarafından gerçekleştirildi.

1968 yılı, kadın hareketini de değiştirdi. ‘68 gençlik hareketinin etkisiyle kurulan Kadın Kurtuluş Hareketi (FBB), yüksek profilli medya eylemleriyle toplumsal değişiklikler talep etti. Bu değişiklikler, hem aile içindeki cinsiyete dayalı iş bölümünü, hem de baskıcı cinsel ahlakı ele alıyordu. Kürtaj meselesi etrafında şekillenen bu uluslararası yeni kadın hareketinin amacı, artık mevcut kamu hukuku siyasi eylem yapılarına entegrasyon değil, özerklikti. Bu temel çelişkiye rağmen, "eski" ve "yeni" kadın hareketleri birbirlerini defalarca teşvik etti. 1975'te "Ortaklık" sloganıyla düzenlenen Dördüncü İsviçre Kadın Kongresi'nde, Katolik kadınların isteklerine karşı, kürtaj için zaman sınırlaması çözümünü çoğunluk oyla kabul etti. Kongrede başlatılan ve esas olarak genç feministler tarafından savunulan "Erkekler ve Kadınlar İçin Eşit Haklar" adlı popüler girişim, kadın örgütlerinin çoğunluğu tarafından desteklenmedi.

1975 tarihinde İsviçre'deki Özgür İtalyan Kolonileri Federasyonu İtalyan Kadın Komisyonu temsilcileri tarafından formüle edilen göçmen kadınların manifestosuna dayanarak, çeşitli Avrupa ülkelerinden göçmen kadın örgütleri, 1980'de Bern'de düzenlenen kongrelerinde İsviçre'deki sosyal ve siyasi hayata katılım talep ettiler. 1985'te Zürih'te düzenledikleri kongrede, diğer şeylerin yanı sıra, kadınların eşlerinden bağımsız olarak vatandaşlığa kabul edilme hakkını, İsviçreli ve göçmen kadınlar için eşit çalışma koşullarını ve göçmen kadınların yasal sınır dışı edilmelerinin durdurulmasını talep ettiler. 1983 yılında kurulan İsviçre Feminist Bilim Derneği (FemWiss), akademide kadınlara yönelik ayrımcılıkla mücadele etmeye kendini adadı.

Bu yıllarda, Cenevre merkezli Isis International ağıyla iş birliği yapan ve yeni üreme teknolojilerinden kaynaklanan yeni sorulara odaklanan kadın sağlığı hareketi de İsviçre'de şekillendi. Bu teknolojiler, Zürih'teki Antigena gibi çeşitli feminist gruplar tarafından eleştirildi. Zürih'te "Kadınlar Siyaset Yapıyor" (Frap!) gibi kendi siyasi örgütlerini kurarak, feministler siyasi kurumlarda kendilerine alan açtılar. Aslen bir sendika kadın grubu tarafından başlatılan kadın grevi, eşitlik maddesinin yetersiz uygulanmasına karşı bir protesto olarak, FemWiss'in yıldönümü olan 1991 yılında yarım milyondan fazla kadın tarafından desteklendi.

Aynı yılın sonbaharında, çeşitli örgütlerden kadınlar, Bern'deki Federal Parlamento binasında düzenlenen ilk kadın oturumunda cinsiyet eşitliğinin sağlanması için bir dizi talep sundular. Çeşitli örgütler arasında giderek yakınlaşan iş birliği, birçok feminist odaklı önergenin yanı sıra yeni, profesyonelleşmiş kadın projeleri ve feminist uzmanlığından yararlanan ve genellikle uluslararası ağlara sahip kuruluşların güçlü varlığıyla karakterize edilen 1996 Beşinci İsviçre Kadın Kongresi'ne verilen geniş desteğe yansıdı.

İlk kez, Hristiyan Demokrat Halk Partisi (CVP) kadınları, kürtaj konusunda kendi partilerine karşı çıktılar; 2002'de yapılan referandumda zaman sınırlaması çözümü kabul edildi, aynı şekilde 2004'te Gelir Tazminatı Yasası aracılığıyla çalışan annelere gelir tazminatı taleplerini genişleten doğum sigortası modeli de kabul edildi. Bu yıllarda ayrıca aile içi şiddet ve cinsel istismar alanlarında da yasal iyileştirmeler yapıldı.

Birçok farklı biçim alan #MeToo hareketi, 2018'de Bern'de 20.000'den fazla kişinin ücret ayrımcılığına karşı gösteri yapmasıyla İsviçre'de de etkili oldu. 2019'da İsviçre genelinde yarım milyon kadın ve erkeğin süregelen eşitsizliğe karşı protesto ettiği ikinci ulusal kadın grevinde kendini gösterdi. "Feminist grev" bayrağı altında, eylemler artık göçmen kadınların ayrımcı deneyimlerine, birçok şehirdeki ücretli ve ücretsiz bakım işlerine ve kırsal kesimdeki kadın çiftçilerin eşitsiz durumuna da odaklandı. Bu güçlü gösteriyle kadın hareketi, özellikle iş-yaşam dengesi, iş ve siyasette cinsiyet eşitliği ve cinsel şiddet gibi acil alanlarda siyasi gündem üzerinde baskı kurmaya devam etmeyi başardı. İsviçre bakımından yeni olan "kadın cinayeti" terimi, kadınların ve kız çocuklarının cinsiyetleri nedeniyle öldürülmesini açıklığa kavuşturmaktadır. Ekim 2019'daki federal seçimlerde, daha önce hiç olmadığı kadar çok kadın seçilmiştir; Eyaletler Konseyi'ndeki payları 2015'e kıyasla %15'ten %26'ya, Ulusal Konsey'deki payları ise %32'den %42'ye yükselmiştir. Kadınların oy hakkının 50. yıl dönümünü kutlayan yılın en önemli olayı, 2021 sonbaharında Federal Parlamento Binası'nda düzenlenen ikinci kadın oturumuydu. Bu oturumun talepleri, kadın hareketinin çalışma, eşitlik ve cinsel şiddet gibi çeşitli yönlerine ilişkin önceliklerini yansıtmaktadır. Dolayısıyla, 2020'lerin başında bile, kadın hareketi tüm kuşaklar arasında yüksek bir seferberlik potansiyeli göstermeye devam etmektedir. Sonuç olarak İsviçre'de nispeten örgütlü ve güçlü bir kadın hareketi olagelmiştir. Ne var ki, devrimci bir çizgide olmadığı ve devrimci bir öncüden yoksun olduğu için hareket kendiliğindenciliği aşamamakta ve kendini tekrar etmeye devam etmektedir.