Derinleşen savaş yönelimi ve devrimciler
Umut Gazetesi Yazarı Cenk Ağcabay, ajansımıza yönelik saldırılara karşı başlattığımız Dayanışma Yazıları kampanyası kapsamında yazdı.
Dünya çapında derinleşen kriz, artan rekabet, çatışma ve savaşların belirleyici hale geldiği bir konjonktürde Devrimci Marksizm'in teorik ve politik düzeylerde yeniden üretilmesi yaşamsal bir önem kazanmıştır. Tarihsel deneyim büyük krizlerin, çatışma ve savaşların karşı-devrimi, faşizmi ürettiği gibi devrimci dalgaları da ürettiğini söylüyor. 20. yüzyıl devrimleri ağırlıklı olarak büyük tarihsel krizlerin savaşlara ve faşist diktatörlüklere dönüştüğü konjonktürlerden çıkageldi. Bu konjonktürlerin Devrimci Marksist analizini gerçekleştirebilen ve bu analizlere uygun mücadele perspektifleri geliştirebilen devrimci önderler ve devrimci partiler tarihin çağrısına yanıt üretebildi. Tarih tükenmedi ve bir kez daha devrimcileri çağırıyor.
Ortadoğu'dan Latin Amerika'ya, Avrupa'dan Asya'ya faşizm ve savaşın kapıları daha şiddetli çalmaya başlaması, devrimciler için bir işaret fişeğidir. Emekçi kitleler harekete geçirilip savaşa ve faşizme karşı ciddi bir direnç örgütlenemediği takdirde dünyanın geleceği karanlıktır, karanlık ancak birleşen ve ortak bir hedefe doğru yürüyen emekçi kitlelerle yırtılacaktır. Tarihsel deneyimin açık olarak ortaya koyduğu bir başka gerçeklikse emekçi kitlelerin ileriye doğru yürüyüşünün devrimci bir öncü ve örgütünü gereksinmesidir. Bunun yokluğunda emekçilerin ileriye doğru yürüyüşünün gerçekleşmesinin mümkün olmadığının altı kalınca çizilmelidir. Bu konuda hiçbir yanılgıya yer yoktur. Emekçi kitlelerin hareketinin ileriye doğru hareketinde devrimci öncü ve örgütünün yaşamsal önemini en iyi bilen bu hareketin düşmanı burjuvazidir. Burjuvazi sağlam sınıf bilinciyle emekçi hareketiyle devrimci hareketin buluşmasını engellemeyi en önemli güvenlik güvencesi olarak kabul etmiş ve buna uygun bir pratik geliştirmiştir. Sınıf mücadelesinin keskinleştiği konjonktürler aynı zamanda burjuvazinin bu temel görevine en fazla yoğunlaştığı evrelerdir. İçine girdiğimiz döneme temel karakterini de bu olgu kazandırmaktadır. Burjuvazinin dünya çapında geliştirdiği faşizm ve savaş seçeneklerini bu bağlam içine yerleştirmek gereklidir.
Lenin'in belirttiği gibi, savaş politikanın başka araçlarla devamıysa, burjuvazinin savaş tercihinin politik bağlamını da yerli yerine oturtmak önem kazanmaktadır. Rekor düzeylerde yükselen savaş bütçeleri, burjuvazinin savaş yöneliminin en güçlü göstergesidir. Ülkemizde de burjuvazinin savaş hazırlıklarının en önemli göstergesi savaş bütçesindeki dev boyutlardaki artış olurken, içeride yaratılan militarist-milliyetçi sosyo-psikolojik ortam da bir başka önemli göstergedir. Yaratılan bu sosyo-psikolojik ortamdan yararlanarak devrimci hareketin üzerine gitmek, gelişme potansiyelini lokal eylemlerin artış hızıyla gösteren emekçi hareketi bastırmak sınıf mücadelesinin keskinleştiği bir konjonktürde burjuvazinin öncelikli hedefleri olarak belirmiştir.
Burjuvazi Ortadoğu'da nüfuz alanını genişleterek yeni pazar ve enerji kaynaklarına ulaşma hedefiyle çıktığı yolda savaş politikasını temel aldığını hiç gizlemedi. "Barış ve kardeşlik" adına yükseltilen her sesin gerçek anlamı bölgesel nüfuz alanları için savaş oldu. Burjuvazi bu noktada bir kez daha uluslararası trendlerin hevesli bir takipçisi olduğunu göstererek "vekalet savaşı" yürütme kapsamında Cihatçı grupların hamiliğine soyundu. Suriye pastasından koparılacak dilimin büyütülmesi noktasında kavga devam ederken, yeni savaş hamlelerinin hazırlanmakta olduğu aşikardı. "Vekalet savaşı" konusunda deneyimleri genişleyen sömürgeci-faşist Türk devleti Suriye'de Kürt halkının kazanımlarına karşı HTŞ çetesi üzerinden yeni bir savaş açtı. Gelinen aşamada belirli sonuçlar da elde etti ancak Kürt halkının direnişi bulunduğu her yerde büyütmesi hesapları bozdu.
Sömürgeci-faşist Türk devletinin temel yönelimi savaştır ancak bu noktada yanılgıya da yer olmamalıdır. Savaş yönelimi sadece Türk devletinin seçimi değildir; 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı'nın ardından silahsızlandırılan ve askeri yapılanmalarına sınırlandırmalar getirilen Almanya ve Japonya devletleri dev savaş bütçelerine eşlik eden militarist-emperyalist söylemleriyle geri dönmüştür ve günümüzde hemen her emperyalist güç savaş politikasını temel almaktadır. Büyük bir savaş hazırlığının tüm işaretleri mevcuttur. Türk devleti kendi bölgesel hedeflerine ulaşmada bu savaş konjonktürünün yaratabileceği avantajlara odaklanmış durumdadır. Türkiye'de ekonomik krizin derinleşmesinin sonucu olarak yaşanan ağır yoksullaşma ve emekçi halkın yaşam standartlarındaki büyük düşüş burjuvazinin egemenlik bütünlüğünün en zayıf alanını oluşturmaktadır. Bu durumun yarattığı büyük korku burjuvaziyi faşizm ve savaş yönelimlerinde daha hızlı hareket etmeye zorlamıştır.
En ufak bir zaaf anının önü alınamaz dalgalara yol açabileceği korkusu içinde yaşayan burjuvazinin olağan bir hal içine girme imkanı yoktur. Bu noktada "olağan bir hal" beklentisi sadece bir yanılsamanın yayılması anlamına gelmektedir. Herkesin yeni ve büyütülmüş silah bütçeleri için harekete geçtiği bir evrede "olağan bir hal" üzerine konuşmak, nesnel gerçekliğin kavranması değil, onun yerine öznel arzu ve niyetlerin geçirilmesidir.
Burjuvazinin emekçileri baskı altında tutma ve bastırma aracı olarak devletler saldırmaktadır ve saldırıları daha da büyüyecektir. Saldırılar sadece emekçilere yönelmeyecek aynı zamanda pastada kendi emperyalist paylarını büyütmek için mücadele eden diğer emperyalistlere de yönelecektir. Tüm bu çatışma noktalarının devrimcilere anımsatacağı tek şey, bunların tümünün emperyalist-kapitalizmin krizinin derinliğinin tezahürleri olarak belirmesi olmaktadır. Ülkemizde egemen sınıf devleti tarafından ESP şahsında Marksist-Leninist devrimciliğe yöneltilen saldırıların gösterdiği en önemli unsur büyük korkularıdır. Korkmaktadırlar çünkü yaratıkları eşitsizlik ve adaletsizliklerin farkındadırlar. Korkuyorlar ve saldırıyorlar çünkü Türkiye ve Kürdistan, devrim dinamikleriyle yüklüdür ve bu coğrafyaların özgül konumu buralarda yaşanacak büyük dönüşümlerin tüm dünyaya devrimci dalgalar yayma potansiyelinin büyüklüğüne işaret etmektedir.
Devrimci öncünün kendini büyütmesi ve sağlamlaştırmasına giden yolda Birleşik Devrimin rolünün önemini kimse reddetmemektedir ancak pratikte bunun karşılığı farklılaşmaktadır. Faşizmin artan saldırıları ve savaş yöneliminin derinleşmesi, Birleşik Devrimin önemini daha da artırırken, bu çerçevede bir araya gelişlerin daha nitelikli olarak geliştirilmesi, yeni örgütsel ve politik temellerin oluşturulması yolunda hamlelerin yapılması gerekmektedir. Devrimcileri hedef alan yeni saldırıları püskürtüp, ileriye doğru hamleler yapabilmek için Birleşik Devrim zeminini güçlendirme yolunda hamlelere gereksinim vardır.