Dayanışma halkların inceliği, devrimcilerin sorumluluğudur!
Ölüm Orucu Direnişçisi Muharrem Kurşun, Dayanışma Yazıları kapsamında yazdı.
Ezilenlerin Sosyalist Partisi'ne (ESP) yönelik kapsamlı saldırının ardından ortaya konulan dayanışma örnekleri, devrimci sorumluluğun gereğinin yerine getirilmesi açısından oldukça anlamlıdır.
Sermaye devletinin saldırıları karşısında dayanışma geleneği, Mahirlerin ve Denizlerin ölümü kucakladığı Kızıldere'ye kadar uzanır. Dayanışmanın yakın tarihimizde de belirgin örnekleri vardır. Kelimenin tam anlamıyla vahşice bir saldırı olan Ulucanlar Katliamı'nda tutsaklar omuz omuza, yürek yüreğe birlikte direndi. 19 Aralık Katliamı'nı ise 20 hapishanede tek bir yürek olarak direnişle karşıladık. Bütün bu örnekler, dayanışmanın halkların inceliği olduğu kadar, devrimcilerin sorumluluğu olduğunu da gösteren somut deneyimlerdir.
Sermaye devletinin, burjuva muhalefete dahi saldırılarını artırdığı koşullarda, hapishanelerde uygulanan hak ihlalleri işkence düzeyine ulaşmıştır. Son olarak tutsak edilen ESP'lilere uygulanan sürgün sevkler de işkence düzeyinde bir hak ihlalidir. Sürgün sevkler yalnızca tutsaklara değil, tutsak yakınlarına da yönelen bir cezalandırma biçimidir. Sürgünler, çoğu kez tutsakların yargılandığı ilden çok uzak şehirlerdeki hapishanelere yapılmaktadır. Böylece görüş hakkı fiilen engellenmektedir.
Bununla birlikte sürgünler, sayıları hızla artan kuyu tipi hapishanelere gerçekleştirilmektedir. Kuyu tipi hapishanelerde tecrit, mekânsal olarak da derinleştirilmiş durumdadır. Günde yalnızca bir–bir buçuk saat çıkarılan havalandırmaların üzeri tel kafesle örtülüdür ve bir kuyuyu andırmaktadır. Bu hapishanelerde kalanlar havaya ve güneşe dahi hasret bırakılmaktadır. Sağlığa erişim hakları ise neredeyse tamamen gasp edilmiştir.
Kuyu tipi olmayan hapishanelerde kalan ESP'li tutsaklar, hücrelerindeki yaşam alanlarını kaydeden kameraların kaldırılması talebiyle üç günlük açlık grevine gitmiştir. Kameraların yaşam alanlarını kayda alması bir yana, bu alanlara yöneltilmiş olması dahi taciz ve tehdit niteliği taşımaktadır. Kadın tutsakların yaşam alanlarına kamera yerleştirilmesi ise açıkça cinsel tacizdir. Tutsaklar bu uygulamaya son vermek için kameraların yönünü değiştirdiğinde disiplin cezası verilmektedir.
Disiplin cezalarıyla infaz yakma ve İdare ve Gözlem Kurulları kararlarıyla tahliyelerin engellenmesi de yaygın bir hak ihlalidir. Tahliye ertelemelerinin gerekçeleri ise tutsağın varlığına ve onuruna yönelen saldırılar niteliğindedir. Bazen komik gerekçelerle örtülmeye çalışılan, bazen de açıkça ifade edilen "pişmanlık" dayatması tutsağa kabul ettirilmek istenmektedir.
Hapishanelerde hak ihlalleri günden güne artarken, dışarısı da adeta açık hapishane haline getirilmiştir. Son yıllarda artan adli kontrol uygulamaları, dışarıdaki hapishaneyi resmî ve tanımlı bir duruma dönüştürmektedir. Çok sayıda kişi ev hapsi, karakolda imza verme gibi adli kontrol şartlarıyla "serbest" bırakılmaktadır.
Keyfiyet her geçen gün kural sayılmaktadır. Yargı makamları, yıllar önce atılmış bir sosyal medya paylaşımını bile tutuklama gerekçesi yapabilmektedir örneğin.
Son operasyonda tutuklanan ESP'li bir kişinin tutuklama "delilleri" arasında Komünist Manifesto'nun yer aldığı belirtilmektedir. Herhangi bir kitabevinde bulunabilen bu eserin örgüt üyeliğine delil sayılması hukuki tartışmaları beraberinde getirmektedir. Ev hapsi verilen bir başka ESP'linin dosyasında ise İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu'nun düzenlediği F Oturmaları'nda çekilmiş fotoğrafları delil olarak gösterilmiştir. Polis gözetiminde gerçekleşen bir eyleme katılım, suç unsuru gibi sunulmaktadır. Yazılı yasalara göre dahi herhangi bir suç teşkil etmeyen şeyler "delil" sayılmakta, buna dayanarak insanlar tutuklanmakta ve hapse gönderilmektedir.
***
ESP'ye yönelik saldırı sermaye devletinin topyekûn saldırısının bir parçasıdır. İlerici, devrimci güçler olarak bu saldırıya dayanışma içinde yanıt vererek devrimci sorumluluğun gereğini yerine getirmeliyiz.