ÇEVİRİ / Londra’daki 'İran Özgürlük Kongresi' üzerine
İngiltere’nin başkenti Londra’da düzenlenen 'İran Özgürlük Kongresi' üzerine Komalah'ın sitesinde yer alan yazıyı Ivana Benario ETHA için çevirdi.
Londra'da düzenlenen "İran Özgürlük Kongresi", günümüz İran siyaseti bağlamında anlaşılmalıdır: İran İslam Cumhuriyeti, onlarca yıllık yönetimi boyunca, toplumunu derin siyasi, ekonomik ve toplumsal krizlere sürüklerken, aynı zamanda kendisine karşı heterojen bir muhalefet yaratmıştır; bir kısmını bastırdı, bir kısmını ise sürgünde yaşamaya zorladı. Bu bağlamda, İran Özgürlük Kongresi gibi toplantılar, oturumlar ve ittifaklar, sürgündeki İran muhalefetinin olağan siyasi yaşamının bir parçası olarak görülmelidir.
Bu toplantı, İran'ın kapsamlı krizler, derin toplumsal hoşnutsuzluk, yönetimde kaos, yıkıcı bir savaş ve bunun bölgedeki doğrudan ve dolaylı etkileriyle karşı karşıya olduğu bir dönemde gerçekleşti. Böyle bir durumda, sürgündeki muhalefetin, olası gelecekteki gelişmelerde rol alma hazırlıklarını göstermeye çalışması doğaldır. Bu nedenle, kongrenin düzenlenmesi, sponsor olup olmadığına bakılmaksızın olağandışı bir olay ya da günün koşullarından bağımsız bir durum olarak değerlendirilemez.
Bu etkinlik anlaşılır olsa da, onun hakiki önemi göz ardı edilemez. İran Özgürlük Kongresi'nin en önemli özelliği, katılımcı güçlerin İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı ortak bir muhalefet sergilemelerine rağmen, siyasi ve toplumsal olarak ne 'yıkılma öncesi' ne de 'yıkılma sonrası' için net bir planlarının olmamasıydı. Katılımcılar, tıpkı Irak'ta olduğu gibi, ABD ve İsrail'in İran İslam Cumhuriyeti'ni devirmesini ve gücü kendilerine devretmesini mi bekliyorlar, yoksa bağımsız bir proje mi geliştirecekler? Eğer bağımsız bir projeleri yoksa, bu en temel sorudur ve üzerinde durulmamıştır. Mevcut yönetime yalnızca muhalefet etmek, onu değiştirecek somut bir stratejinin yerini alamaz.
Londra Kongresi, sürgündeki muhalefetin birleşik ve umut verici bir görüntüsünü sunmayı amaçladı; ancak pratikte, köklü bir siyasi irade oluşturmasından çok, benzer güçlerin bir araya gelmiş görüntüsünden ibaretti ve bu güçler İran İslam Cumhuriyeti'nin devrilmesi için net bir strateji konusunda bile tartışamıyordu. Katılımcıların aklında, bu savaşın sonuçlarına bağlı umut dışında bir şey var mıydı?
Katılımcılar neyi istemediklerini biliyor, ancak ne istedikleri ve bunu nasıl gerçekleştirecekleri konusunda ya sessizlikle geçiştiriyor ya da belirsizlik içindeler. Bu rastlantı değildir. Sürgündeki bu muhalefet grubunun temel sorunu, İran toplumuyla organik bir bağının olmaması ve dolayısıyla gerçek ve canlı sorunlara yabancı kalmasıdır.
Bu bağlamda, İran toplumunun temel meselelerinin kenarda bırakılması şaşırtıcı değildir. Toplantıda özgürlük ve insan hakları üzerine çok konuşuldu; ancak bu kavramlar ile halkın gerçek yaşamıyla bağ kurulmadı. Günümüz İran'ı, yaygın yoksulluk, iş güvencesizliği, yüksek işsizlik, sınıfsal uçurum, kadınlara ve İran coğrafyasındaki topluluklara yönelik baskı, emekliler üzerinde yük, eğitim ve sağlık krizleri ve çeşitli toplumsal eşitsizliklerle mücadele etmektedir. Ancak, "İran Özgürlüğü" iddiasındaki kongrede bu konular ne merkezdeydi ne de gündeme alındı.
Toplantıda toplum, sınıfsal ve çatışmalı bir bütün olarak değil, homojen ve farklılıkları olmayan bir kitle olarak tasvir edildi. Toplumsal sınıflar, gerçek uçurumlar ve çelişkili çıkarlar sanki sahneden silinmişti. İşçi, öğretmen, düşük gelirli kadın, emekli, işsiz, kenar mahalle sakini, hatta hoşnutsuz sermaye sahibi ve devlet yöneticisi, "halk" başlığı altında birleştirildi. İran toplumunu, maddi ve toplumsal çelişkiler olmadan anlamak mümkün değildir ve bu gerçeği göz ardı eden herhangi bir siyasi proje, er ya da geç gerçekliği açıklamada ve müdahale etmede başarısız olur.
Ancak bu gerçekliğin yanında, başka önemli bir mesele daha vardı: Kongredeki sol ve sosyalist güçlerin yokluğu. Gerçek şu ki, sol ve sosyalist güçler, "İran Özgürlük Kongresi"ne katılan güçlerin politik çerçevesine sığmamaktadır. Bu nedenle onların toplantıda yer almaması doğal sayılabilir. Bu güçler, hem toplumsal kökenleri hem siyasi ufukları hem de sınıfsal ilişkileri ele alış biçimleri açısından farklı bir konumda bulunuyorlar.
Mevcut kritik koşullarda, bu yokluk daha da önem kazanıyor. İran'daki gelecek gelişmeler hızlı, gergin ve kader belirleyici olabilir. Bu durumda, sol ve sosyalist güçler zamanında birleşme, diyalog, ortak öncelikleri belirleme ve bağımsız politik platformlarını sunamazlarsa, sahadaki etkin ve bağımsız müdahale kapasiteleri azalacaktır. Bu gecikme, işçilerin, düşük gelirli kesimlerin, kadınların, gençlerin ve eşitlik ile toplumsal adalet arayan tüm güçlerin taleplerini temsil edecek sesin marjinalleşmesine yol açabilir.
Eğer İran'ın geleceği sadece İslam Cumhuriyeti'ni aşmakla kalmayacak, aynı zamanda özgür, eşit, güvenli ve refah içinde bir toplum haline gelecekse, gösterişli ama köksüz ittifaklara güvenilemez. Geleceği, toplumun gerçekliğiyle, halkın acıları ve talepleriyle ve maddi-toplumsal çelişkilerle bağ kurabilen güçler şekillendirecektir. Mevcut ciddi siyasi koşullar, solun bağımsız bir cephe oluşturma gerekliliğini her zamankinden daha acil hale getirdi. Önümüzdeki gelişmelerde solun bağımsız ve etkin çabası, örgütlenme, planlama ve İran'daki toplumsal hareketlerle gerçek bağ kurulmasına yönelmelidir. İran'ın siyasi geleceği, yalnızca soyut bir özgürlükten söz eden değil, toplumsal acıyı ve eşitsizliği anlayan ve buna yönelik strateji ve plan geliştiren güçlere ihtiyaç duyuyor. Bu görev hala tamamlanmayı bekliyor.