Çeviri / İran sınırlarını aşan savaş
komalah.org sitesinde yayınlanan yazıyı yazarımız Ivana Benario çevirdi.
ABD ve İsrail'in yıkıcı savaşı artık İran ile sınırlı kalmayıp küresel ve bölge ötesi bir krize dönüşmüştür. Bu savaş, hem İran'ın altyapısına zarar vermiş, hem yaklaşık 90 milyon insanın yaşamını alt üst etmiş, hem enerji piyasalarını ve deniz güvenliğini tehlikeye atmış, hem de NATO içindeki ilişkileri ve dünya siyasetindeki dengeyi sarsmıştır.
ABD hükümeti şu anda zorlu bir durumda sıkışmıştır. Girdiği savaştan kolayca çıkması mümkün değildir; özellikle de hala "zafer"i açıkça ilan edememişken. ABD için, görünür bir kazanım olmadan savaştan çıkmak, siyasi bir yenilgi anlamına gelir. Ancak savaş uzadıkça, geri çekilmenin maliyeti ABD için artmaktadır. Öte yanda, İran İslam Cumhuriyeti, yeni bir siyasi ufuk için değil, temelde "varoluşsal" bir savaş yürütüyor. Bu kombinasyon, savaşı hem yıpratıcı hem de daha tehlikeli hale getirmektedir.
Bu savaşın tüm sonuçları arasında, Hürmüz Boğazı'nın kapanması krizi küresel etkisi bakımından en öne çıkandır. Hürmüz Boğazı, dünya enerji taşımacılığının başlıca arterlerinden biridir. Buradaki ciddi bir aksaklık yalnızca İran, Körfez ülkeleri veya ABD'ye zarar vermez, aynı zamanda küresel ekonomiyi sarsar.
Bölgedeki petrol ve doğalgazın Hürmüz Boğazı'nda durması veya kısıtlanması, ilk olarak küresel piyasalarda hissedilir. Petrol fiyatları yükselir, taşımacılık maliyetleri artar, gemi sigortaları pahalanır ve dünya genelinde enflasyon yükselir. Avrupa ve Asya'daki büyük sanayiler artan enerji maliyetleriyle karşılaşır. Bu krizden kaynaklanan baskı nihayetinde milyonlarca işçi ve tüketicinin omuzlarına yüklenir.
ABD için bu kriz aynı zamanda bir siyasi ve askeri çıkmaz yaratmıştır. Körfez petrolü bu durumda kaldıkça, ABD savaşı bitirmeyi kolayca ilan edemez. Çünkü Hürmüz Boğazı'nın durumu artık ABD'nin bu savaşta "başarı" tanımının bir parçası haline gelmiştir. 17-18 Mart'ta yayımlanan raporlar, enerji fiyatlarının keskin yükselişinin ABD içindeki siyasi baskıyı artırdığını göstermektedir.
Bu savaşın diğer önemli boyutlarından biri, NATO içindeki çatlakların derinleşmesidir. ABD, Hürmüz Boğazı'nı açmak için Avrupa müttefiklerinden ortak bir deniz gücü oluşturmalarını istedi. Ancak bazı Avrupa ülkeleri bu talebe olumsuz yanıt verdi. Trump da bu duruma öfkeyle tepki göstererek NATO'yu "tek yönlü sokak" olarak nitelendirdi, yani ABD bu ittifak için maliyet ödüyor ama karşılık alamıyor.
Bu tepki, daha derin bir çatlağın işaretidir. Trump, geçen yıldan fazlasında gümrük tarifeleri, tehditler ve aşağılayıcı açıklamalarla ABD'nin birçok geleneksel müttefikiyle ilişkilerini zayıflatmıştır. Hatta bazı dönemlerde, Danimarka'ya ait Grönland'ı ele geçirme hayalini bile taşımıştır. Bu koşullarda, Avrupa hükümetlerinin Trump'ın çağrısına temkinli yaklaşması doğaldır; çünkü doğrudan müdahale Avrupa'yı da belirsiz bir krize sürükleyebilir.
Dolayısıyla, İran ile savaş sadece Ortadoğu'daki çatışmayı tetiklememiştir, aynı zamanda Batı kampının birliğini de baskı altına almıştır. Bu durum, NATO'nun geleceği açısından kritik öneme sahiptir. ABD, böyle bir dönemeçte müttefiklerini yanında tutamazsa, küresel liderlik iddiası daha da zedelenir.
Bu savaşın küresel boyutları yalnızca petrol ve NATO ile sınırlı değildir. Kriz, aynı zamanda birkaç tehlikeli süreci eş zamanlı olarak derinleştirebilir.
Birincisi, büyük güçler arasındaki rekabeti keskinleştirir. Ortadoğu'daki her büyük kriz, Rusya ve Çin için hem fırsat hem tehdit yaratır. ABD'nin zayıflamasından kazanç sağlar, fakat küresel enerji piyasasındaki istikrarsızlıktan zarar görürler.
İkincisi, savaş, dünyada militarizmin yeni yollarını güçlendirebilir. Füze ve bombardıman uçağı dili diplomasinin önüne geçerse, bu durum diğer çatışmalar için de tehlikeli bir örnek oluşturur.
Üçüncüsü, dünya yeni bir ekonomik istikrarsızlık dalgasıyla karşı karşıya kalır. Enerji fiyatlarındaki artış yalnızca benzin ve mazotu pahalandırmaz; taşımacılık, üretim, gıda ve hizmetlerde bir zincirleme fiyat artışı meydana gelir. Bu yük, her zamanki gibi daha çok alt sınıfların omuzlarına biner.
Bütün bunların ötesinde, en önemli mesele İran'ın kendisindedir. İran halkı yıllardır rejimden bıkmıştır; yolsuzluk, baskı, zulüm ve ayrımcılık, yoksulluk ve geleceksizlik karşısında direnmektedir. Ancak savaş, toplum davranışını karmaşıklaştırır. Roket, patlama, göç ve korku altında insanlar kolayca geniş çaplı sokak çatışmalarına girmez. Savaş koşullarında, birçok aile için öncelik hayatta kalmak, çocukların güvenliğini sağlamak ve ilaç, ekmek, su, barınak bulmaktır. Bu durum, toplumsal patlama riskini geçici olarak geri çekebilir, ama ortadan kaldırmaz.
Burada vurgulanması gereken önemli bir gerçek vardır: İran İslam Cumhuriyeti'nin nihai kaderini ne bombardıman uçakları ne de füzeler belirler. Rejim dış saldırılardan kurtulsa bile, bu uzun vadeli hayatta kalacağı anlamına gelmez. Aksine, savaş sönüp bitince, İran toplumu birikmiş tüm çelişkileriyle yeniden yüzleşecektir. Yıllar boyunca grev, protesto, ayaklanma ve günlük direnişle kendini gösteren hoşnutsuzluklar yeniden gün yüzüne çıkacaktır.
İran halkının gerçek özgürlüğü, yoksulluktan, eşitsizlikten ve baskıdan kurtuluşu, kendi bilinçli ve örgütlü müdahalesiyle mümkündür. Savaş güç dengelerini değiştirebilir, rejimi zayıflatabilir veya sertleştirebilir; ama özgürlüğü hediye etmez. Özgürlük, eşitlik ve sosyal kurtuluş, ancak halkın bilinçli ve örgütlü mücadelesiyle elde edilir. Bu mücadele, füzelerin ve bombardıman uçaklarının uğultusu sustuktan sonra yeniden toplumun içinde devam edecektir.
Yazının kaynağı burada