19 Haziran 2024 Çarşamba

Aydeniz: Erdoğan'ın Amed halkı nezdinde bir karşılığı yoktur

İktidarın Diyarbakır'a dönük yöneliminin Kürt halkı nezdinde hiçbir karşılığı olmadığını vurgulayan DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, Kürt halkının hem kendi mücadelesine, hem de iktidarın imha ve inkar politikalarına ilişkin hafızasının canlı olduğunu belirterek, Erdoğan'ın Kürt halkına vaat edebileceği bir şey olmadığını kaydetti.

AKP-MHP iktidarı, geçtiğimiz günlerde Sur'da düzenlenen "Kültür Yolu Festivali"yle, peşi sıra gerçekleştirilen ziyaretlerle Diyarbakır'a dönük yönelimini derinleştirdi. Özyönetim direnişleri sonrası Sur ve Diyarbakır fiziken talan edilirken, derinleşen bu yönelimle Kürt halkının toplumsal, kültürel hafızası da talan edilmeye, Diyarbakır halkı kimliksizleştirilerek, "Kürt sorunu yoktur" iddiası güçlendirilmeye çalışılıyor.

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı ve Diyarbakır Milletvekili Saliha Aydeniz, iktidarın bu yönelimini ETHA'ya değerlendirdi. Aydeniz'in sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle.

Geçtiğimiz günlerde, iktidar tarafından tarihi dokusu yerle bir edilen Sur'da bir "kültür yolu festivali" düzenledi. İktidar cenahı bu festival için bütün imkanlarını seferber etti. İktidarın bu kültürel soykırım girişimine ilişkin neler söylemek istersiniz?
Sur'da yaşanan vahşeti, hukuksuzlukları ve Türkiye devletinin 100 yıllık Kürt düşmanlığının en gaddar biçimiyle yaşatıldığı ve açığa çıkan yer olma gerçekliğini perdelemeye yönelik bir organizasyondu. Bunu perdelemeye çalışırken de bütün insani ve ahlaki değerleri ayaklar altına almaktadır. Çünkü Sur bizim hafıza mekânımız ve yarım kalmış yasımızdır. Burada yapılmak istenen bir hafızasızlaştırma çabası olmakla birlikte kültürel değerlerimizi de hedef alan bu festival yarım kalan yasımızı eğlenceye dönüştürerek Kürt düşmanlığını bir kez daha ortaya koymuştur.

Daha dün orada yaşamını yitiren Hakan Arslan'ın kemikleri bir torba içerisinde babasına teslim edilmişti. Ali Rıza Arslan da bu duruma tepki göstererek, halkımıza bu festivale katılmama çağrısında bulunmuştur. Böyle bir organizasyon için bütün kamu kurumlarının ve özellikle belediye olanaklarını seferber etmek zorunda çünkü halkta bir karşılığı ve meşruluğu kalmadığından devletin tüm imkânlarını kullanarak ve algılar oluşturarak ancak ayakta kalabiliyor.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu günlerdir Diyarbakır'da, AKP tabanıyla buluşarak geniş fotoğraflar ve kitlesel coşku görüntüleri veriyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ise yarın Diyarbakır'ı ziyaret etmesi bekleniyor. AKP-MHP iktidarının Diyarbakır'a dönük bu yönelimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye geneli bir yana özellikle Kürdistan'da itibar görmeyen Soylu'nun Amed'i ziyaret etmesinin sebebi, burada Erdoğan'ın ziyaretine dair bir fotoğraf vermek istemesidir. Çünkü Kürdistan onlar için bir yaradır, bütün yönelimlere ve özel savaş yöntemlerine rağmen Kürt halkının özgürlük mücadelesinden vazgeçmemesi ve faşist ittifakın istediği noktaya gelmemesi onların çöküş yaşamasına ve çoklu krizlerle boğuşmalarına neden olmaktadır. Bundan dolayı neredeyse zamanının çoğunluğunu Kürdistan'da geçirmekteler ama nafile.

Her seçim döneminde Amed'e gelip Kürt meselesine dair cümle kurarak, gündem oluşturmaya çalışan birçok siyasetçi oldu ama kurdukları cümlenin pratik karşılığı onlar açısından tarihin çöplüğü oldu. Kürt sorununu çözdüğünü söyleyen Erdoğan'ın burada Kürtlere vaat edeceği bir şey kalmamıştır. Onun için daha çok kendileriyle ilişki içerisinde olan ve bu ilişkiden rant devşirme aruzunda olan kimi kesimlerle görüşmeler gerçekleştiriyorlar. Kürtlerin bu kesimlere dair hafızası da canlıdır.

AKP-MHP iktidarı, Diyarbakır'ın toplumsal, kültürel hafızasına saldırmakla, tahrip etmekle yetinmediği gibi, üstüne bu ziyaretler, festivallerle kendi dinamiklerini, kendi kültürünü, kendi tarihini dayatıyor. Diyarbakır'ın bu bağlamda iktidarın "yeniden inşasının" hedefi olmasına nasıl karşı durabiliriz, Diyarbakır halkı başta olmak üzere tüm kamuoyu bu yönelime nasıl cevap vermeli?
Bu "yeniden inşa" durumu asimilasyon politikalarının devamı niteliğindedir ve aslında özgür Kürdün tamamen tasfiyesi amaçlanmaktadır. Yıllarca bu amaca hizmet eden farklı yöntemler geliştirmelerine rağmen başarılı olamadılar. Seçim sürecine girdiğimiz bu günlerde Erdoğan'ın Amed'e gelişi oy devşirme çabası olarak algılansa da iktidar çok iyi biliyor ki Amed'den oy alamaz. Bu durumu defalarca deneyimlemiştir. Asıl amaç Kürdün tasfiyesiyle hafızasızlaştırmak, kimliksizleştirmek ve asimilasyondur. Kürt sorununa dair kalıcı bir çözüm üretilmediği müddetçe bu asimilasyon ve kültür kırım politikaları sonuç vermeyecektir. Bugün Kürtlere yönelik çöktürme politikalarının devreye konulması, belediyelerin gasp edilmesi asimilasyon politikalarının yereldeki kurumların eliyle gerçekleştirmeye yöneliktir.

Sayın Abdullah Öcalan üzerinde tecridi alabildiğine derinleştirip tüm alanlara yaygınlaştıran, kayyum atamalarıyla Kürt halkının iradesini tanımayan, Cizre, Sur, Nusaybin, Roboskî ve daha birçok katliamı gerçekleştirenler, yine "kadın da olsa çocuk da olsa gereken yapılacaktır" zihniyetiyle Kürt nüfusunu tehlike olarak görüp katliamları meşrulaştırmaya çalışanlar çok iyi bilmeli ki Kürtlerin özgürlük ve demokrasi mücadelesi haklı ve meşru bir mücadeledir. Bu kadar açıktan düşmanlık itirafında bulunan Erdoğan'ın Amed'e gelmesinin halkımızın nezdinde bir karşılığı yoktur.