Atılım Başyazısı / Taksim 1 Mayıs Meydanı hakkımızı geri alalım, tüm alanlarda Taksim ruhunu yükseltelim
1 Mayıs çalışmaları ve muharebeleri NATO toplantısına ve Suruç katliamının yıldönümü mücadelesine hazırlık okulu olarak da özel bir öneme sahiptir. Bu imkan veya fırsat 1 Mayıs için yürütülecek tüm siyasi ve örgütsel faaliyetlerde dikkatle göz önünde tutulmalıdır. Tek bir yoldaşın bulunduğu alanlarda bile tüm 1 Mayıs alanlarında partiyi temsil etmek üzere iyi bir görsel hazırlık yapmaktır.
1 Mayıs heyecanı, coşkusu toplantılardan sokaklara inmekte. Faşist şeflik rejimi biçimini alan kontrgerilla cumhuriyetinden, 1977'de Taksim'i kanlarıyla 1 Mayıs Meydanı'na dönüştüren kadın ve erkek işçiler, öğrenciler, emekçiler başta olmak üzere tüm 1 Mayıs ölümsüzlerinin hesabını sorma talebi bir keskin sancı, bir dinmez özlem olarak nice kalbi zorlamakta. Yoksul evlerde, işçi havzalarında, fabrikalarda, işletmelerde, okullarda, zindanlarda faşist politik İslamcı, inkarcı sömürgeci, erkek egemen, kapitalist düşmanı geriletecek bir sürecin önünü açacak, dirençli, savaşkan, moral üstünlüğe sahip 1 Mayıs'a hasret büyümekte.
Devrimci ve antifaşist partiler, gruplar, çevreler, bu yıl İstanbul 1 Mayıs'ıyla ilişkilenmekte gecikmemeyi başardılar. Sayıları 40'ı aşan parti, grup, dergi çevresi, gençlik grubu ve sendika İstanbul 1 Mayıs'ı için Taksim çağrısı yaptı. Çağrı, uzlaşı ürünü metnin taşıdığı kimi zayıflıklara karşın kararlılık ifadesi olarak değerli ve önemli bir adım oldu. Geride kalan on yıllık dönemde değişik konularda sözün çürütülmesi örneklerinin çokça yaşanması nedeniyle, öncü bölüklerinden başlayarak kitleler ve geniş yığınların 1 Mayıs'la duygu bağı taşıyan kesimleri çağrıcılardan söz-eylem tutarlılığı bekleyecektir. Bu konudaki zayıflığın aşılması bile özgürlük, adalet, uluslara eşitlik, kadınlara özgürlük veya yoksulluğun, pahalılığın, işsizliğin son bulması, ekolojik yıkımın durdurulması, ABD-İsrail faşist ittifakının tezgahladığı gerici, emperyalist savaşa barikat olunması talepleriyle, özlemleriyle ilişkili işçilerde, kadınlarda, gençlerde, fakirlerde, işsizlerde, emekçi köylülerde, aydın ve sanatçılarda faşist şeflik rejimine karşı mücadelenin antifaşist, antişovenist birliklerine ve öznelerine karşı güven duygusu geliştirecek; pratiğe katılmaları için onları cesaretlendirici olacaktır.
1 MAYIS TALEPLERİ BÖLGESEL GERÇEKLERDEN YALITILAMAZ
Bölge gerçeklerine, onunla bağlı sorunlara, taleplere, özlemlere ve görevlere gözlerini kapayan yaklaşımların yetersizlikten öte, ağır politik hatalara düşmekten sakınamayacağı koşullardan geçiyoruz. Bölge halklarının kaderi hiç olmadığı kadar birbirine bağlanmış bulunuyor.
İşçiler ve ezilenler Türkiye'nin ve Bakur'un 1 Mayıs meydanlarında taleplerini haykırmak, birliklerini pekiştirmek, güçlerini göstermek; 1 Mayıs eylemlerine dayanarak faşist, erkek egemen, inkarcı-sömürgeci rejim üzerindeki baskıyı yoğunlaştırmak, yeni ve daha etkili mücadelelere hazırlanmak sorumluluğu ve imkanıyla karşı karşıyalar. İçe dönüklük, dar iktisadi veya toplumsal taleplere hapsolmak, şovenizme, burjuva milliyetçiliğine eğilimli yurtseverliğe tavırsız kalmak bu imkanın değerlendirilmesini önleyecektir.
Meseleyi Türkiye ve Kuzey (Bakur) Kürdistan'la sınırlı kalarak düşündüğümüzde bile, 1 Mayıs'ın, sesi, temsilcisi olması gereken sorunların ve taleplerin Kürdistan'ın diğer parçalarından; bir talan, soygun, siyasi köleleştirme savaşıyla karşı karşıya olan İran, Filistin ve Lübnan'da olup bitenlerden yalıtık ele alınamayacağını görmemiz zor olmayacaktır. Politik özgürlükle Kürt ulusunun kaderini tayin hakkı; yoksullukla faşist rejimin yürüttüğü ırkçı sömürgeci savaşa, Rojava, Suriye, Başûr işgallerine ve silahlanmaya ayrılan bütçe; "iç cephe" adına sürdürülen faşist devlet terörüyle faşist politik İslamcı rejimin destekçileri başta olmak üzere işbirlikçi tekellerin yayılma isteği arasındaki dolaysız bağ kitleler tarafından görülebilecek denli açık hale gelmiş bulunuyor.
Özel olarak vurgulamak gerekirse, Kürt ulusal demokratik taleplerinin, kaderini tayin hakkının, kadınların özgürlük talebinin, İran ve Filistin halkının sesi, sözcüsü olmayacak bir İstanbul 1 Mayıs'ı; faşist şeflik rejimine ve ABD-İsrail faşist ittifakının İran, Lübnan, Filistin savaşına karşı ezilenlerin öfkesinin sesi, sözcüsü olamayacak bir Amed 1 Mayıs'ı halklarımızın kurtuluş mücadelesini güçlendirmede çok yetersiz kalacaktır.
Dünya faşizminin baş temsilcisi Trump'ın Avrupa'nın emperyalist burjuva devletlerine "Antifa'yı terör listesine alın" çağrısının da yansıttığı gibi, ABD emperyalizminin Ortadoğu ve ön Asya'daki hakimiyetini arttırması, aynı zamanda "bölgede" faşist politik gericiliğin güçlendirilmesi saldırısının yeni mevziler kazanmasına yol açacaktır. Erdoğan ve Netanyahu rejimlerine sunulan destek bir yana, "burjuva demokrasisi bayraktarları"nca, Suriye'nin bağışlanamaz insanlık suçları işlemiş, faşist, ırkçı, kadın düşmanı HTŞ'ye teslim edilmesi; HTŞ'nin Rojava Devrimi'ne, halkçı demokratik kazanımlara saldırısının meşrulaştırılması, en hafif ifadeyle fiilen desteklenmesi bunu kavramak için yeterlidir.
FAŞİST ŞEFLİK REJİMİ KARŞISINDA AKTİF SAVUNMA ZORUNLUDUR
Sömürülenlerin, ezilenlerin, yoksulların egemenlere karşı yürüttüğü mücadele savunma taktiğiyle ve protestoculukla sonuç alınamayacak çok sert siyasi koşullar altında cereyan ediyor. Bugün geniş yığınları kapsayan değişik politik, iktisadi ve toplumsal reform taleplerinin kazanılması bile faşizmin kimi fiili, yasal ve anayasal mevzilerinden sökülüp atılmasını sağlayacak sert mücadeleler gerektiriyor. Eğer kitle mücadelesi fiili meşru savaşım tarzıyla yürütülmez ve tek tek işçi, kadın, gençlik, emekçi köylü eylemleri birleşik mücadeleyle yeni bir düzeye yükseltilmezse, girişilen muharebelerden istenen sonucun alınması çoğunlukla veya genellikle mümkün olmayacaktır. Bu, diğer örnekler bir yana, 19 Mart sonrası CHP tutuklamalarının ardından geçen bir yılın geniş yığınlar nezdinde açık hale getirdiği temel derstir. Sendikalar, meslek birlikleri, yasal partiler ve gruplar meydanların zapt edilmesini; fabrikaların, işletmelerin, kurumların işgalini; mahalle eylemlerini, grevi, boykotu, devrimci kitle şiddetini, ezilenlerin birleşik direnişini dışlayan bir siyasi mücadele zihniyetiyle faşist şeflik rejimini anlamlı biçimde geriletemezler. Tam tersine, böyle bir politik savaşım anlayışı ve pratiğiyle önce kitlelerde, sonra kendilerinde, kendi gücüne güvensizliği ve düşmanın zayıflıklarını görememe kötümserliğini kronik hale getirirler. Son on yıllık dönem bu bakımdan acı derslerle doludur.
1 MAYIS İÇİN SEFERBER OLALIM ALANLARA YENİ GÜÇLER TAŞIYALIM
Komünistler 3 Şubat'ta Türkiye-Bakur zemininde uğradıkları kapsamlı faşist saldırının yarattığı güçlüklere aldırmadan, mücadelemizden, geleneklerimizden, yaratılan değerlerden, zindanlarda direnen yoldaşlardan aldıkları güçle Mart boyunca yürüttükleri çalışmaları yeni bir düzeye yükseltmek üzere kolları sıvamış bulunuyorlar.
Önümüzde duran görev, 20 Temmuz 2015 Suruç Katliamıyla başlayan irade kırma savaşı döneminde direndiğimiz, özgürlük ve sosyalizm bayrağını dalgalandırmayı sürdürdüğümüz tüm kentlerde ve ilçelerde iddialı bir kitle çalışması yürütmek; tek bir yoldaşın bulunduğu alanlarda bile "Gökhan Güneş'i Kaybedemezsiniz" kampanyasında olduğu gibi davranmak; tüm 1 Mayıs alanlarında partiyi temsil etmek üzere iyi bir görsel hazırlık yapmaktır. Parti, tek bir yoldaşla bile olsa 1 Mayıs kortejlerinde görsel araçlarla temsil edilmelidir.
1 Mayıs çalışmaları ve muharebeleri NATO toplantısına ve Suruç katliamının yıldönümü mücadelesine hazırlık okulu olarak da özel bir öneme sahiptir. Bu imkan veya fırsat 1 Mayıs için yürütülecek tüm siyasi ve örgütsel faaliyetlerde dikkatle göz önünde tutulmalıdır.