23 Nisan 2026 Perşembe

Arzu Demir yazdı / Şovu bırakın, önce neden yıllarca beklediğinizin hesabını verin!

Kız çocuğu babası polis müdürlerinin hassasiyetleri yalanına kanalım mı? "Cesur ve bağımsız kadın başsavcının büyük başarısı" rüzgarına kapılalım mı? Tüm bunların bir şov olduğunu Akın Gürlek, Salı günü yaptığı açıklamada kendisi itiraf etti: "Tabii herkesin davası kendi için önemli ama toplumda hassasiyet oluşturan davalara ilişkin bir birim kurduk. Şimdi bir de tecrübeli gözlerin bakması farklı olur. Gülistan'dan sonra tabii bir beklenti var ama her dosya illa öyle olacak diye bir şey yok." Bu sözleriyle adalet bekleyen, hakikati isteyen ailelere, kadınlara, "Ham hayallere kapılmayın" demiş oldu.  

Gülistan Doku'nun katledilmesindeki gerçeğin açığa çıkmaması ve faillerin korunması için elinden geleni yapan Saray yargısının, son birkaç gündür yaptıkları "baş döndürücü." Gülistan'a tecavüz ederek öldürenler, cenazesini gizleyenler, delilleri yok edenler, ailenin gözünün içine baka baka yalan söyleyenler gözaltına alındı, büyük çoğunluğu tutuklandı. Bu suçun ortaya çıkmaması için devletin tüm imkanlarını kullanarak her şeyi yapan dönemin valisi Tuncay Sonel de tutuklanınca, Saray rejimine göre dosya kapanmış oldu. 

Saray yargısının bu cevval çabasını alkışlayalım mı?

Çiçeği burnunda bakan Akın Gürlek'e, 6 buçuk yıl sonra herkesin bildiği sırlar açığa çıktığı için çok ihtiyaç duyduğu meşruiyeti verelim mi?

Kız çocuğu babası polis müdürlerinin hassasiyetleri yalanına kanalım mı?

"Cesur ve bağımsız kadın başsavcının büyük başarısı" rüzgarına kapılalım mı?

Tüm bunların bir şov olduğunu Akın Gürlek, Salı günü yaptığı açıklamada kendisi itiraf etti: "Tabii herkesin davası kendi için önemli ama toplumda hassasiyet oluşturan davalara ilişkin bir birim kurduk. Şimdi bir de tecrübeli gözlerin bakması farklı olur. Gülistan'dan sonra tabii bir beklenti var ama her dosya illa öyle olacak diye bir şey yok."

Bu sözleriyle adalet bekleyen, hakikati isteyen ailelere, kadınlara, "Ham hayallere kapılmayın" demiş oldu.  Belli ki, daha önce adını andığı Rabia Naz ve Rojin Kabaiş soruşturmalarını incelemeye aldılar. Bakan'a göre bu iki dava "toplumda hassasiyet" oluşturan davalar. Daha gerçek bir ifadeyle, ailelerin ve kadınların mücadelesiyle gündemden düşmeyen, ailelerin adalet çığlıkları toplumla buluşan ve iktidar üzerinde basınç oluşturan konular. Adalet sağlamak değil, bu ağırlıktan kurtulmak istiyorlar sadece. 

Bu hengame içinde dikkatlerden kaçırılan temel soru şu: Saray yargısı, Adalet Bakanı, Saray medyası, bir bütün olarak devlet, Gülistan Doku'nun akıbetini aydınlatmak için neden bu kadar yıl bekledi?

Neden aileye bu kadar büyük ve derin bir acı bu kadar uzun yıllar yaşatıldı? 

Neden, Gülistan ile ilgili gerçeği isteyen kadınlar devletin siyasi şiddetinin hedefi oldu?

Bugün sayfalarını Gülistan'a yaşatılan vahşet ile ilgili detaylarla dolduran Saray medyası, neden ilk günden itibaren başta aile olmak üzere tüm kamuoyunu, Gülistan'ın intihar ettiğine inandırmaya çalıştı?

Devletin tüm kurumlarının bu suçtaki sorumluluğunu, kadın bir başsavcının kişisel çabası kesinlikle ve kesinlikle kurtaramaz.

Saray medyası, bu gelişmelerin ardında kente başsavcı olarak atanan Ebru Cansu'nun özel çabası olduğunu yazıyor. Ebru Cansu, bir kadın olarak özel bir duyarlılık göstermiş olabilir. Ancak bu duyarlılığı, özellikle de yargı alanında erkek egemenliğinin kalın duvarlarıyla çevrili ve bu duvarlar, bireysel iyi niyet, duyarlılık ve çabalarla aşılamayacak kadar güçlü. Tarihin gösterdiği; o duvarların ancak örgütlü kadın mücadelesiyle yıkılabildiğidir.

Soruşturmanın başlamasıyla birlikte failler birbiri ardına gözaltına alınıp tutuklanırken, "Bu devlet altı buçuk yıldır neredeydi?" sorusunu ne Saray medyası sordu ne de Saraylılar buna herhangi bir yanıt verdi. Bunu konuşmaktan kaçındılar, kaçınacaklar. Çünkü bu soru, devletin içindeki bir kliğin değil, devletin bizzat kendisinin fail olduğuna işaret etmektedir. Gülistan Doku cinayetinin üzerini kapatmak için el birliğiyle tüm bu yapılanlar, sadece dönemin İçişleri Bakanı Soylu'nun (SS) ekibinin üzerine yüklenemez. SS'den sonra 2023 yılında Ali Yerlikaya İçişleri Bakanı oldu. O da herhangi bir adım atmadı. Önceki Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Gülistan için hiçbir şey yapmadı.

Çok açık ki, bu soruşturma, görev yaptığı İstanbul'da adı her türlü hukuksuzlukla anılan, mal varlığındaki şaibeler gündemden düşmeyen Bakan Gürlek'in şovuna dönüştürüldü. Özellikle Saray medyası, operasyonun "Akın Gürlek'in talimatı ile başlatıldığını" yazdı. Bu konu çokça konuşulunca bu kez Akın Gürlek, "Benim talimat vermem söz konusu değil. Başsavcı bana geldi, delilleri topladığını söyledi. Bizim tabii biliyorsunuz takdir hakkımız yok. Başsavcılık tamamen yürütüyor" dedi. Neden gözaltılardan önce başsavcı Adalet Bakanı'na bilgi veriyor? Bunun gerekçesi nedir? İzin mi aldı?

Devletin, "bağırsaklarını temizlediği" operasyonlara daha önce çokça tanık olduk. 2001 yılında enerji alanındaki ihale yolsuzlukları üzerine başlatılan "beyaz enerji" adı verilen yolsuzluk operasyonlarında örneği çok nadir görülecek şekilde Enerji Bakanı Cumhur Ersümer istifa etmişti. Bakan gitmiş, ancak yolsuzluk baki kalmıştı. Çünkü, devletin malı deniz, yemeyen keriz düsturu devletin ilkesiydi. 

Akın Gürlek, adeta bir "adalet timsali" ilan edildi. "Rabia Naz ve Rojin Kabaiş dosyasını da inceletiyorum" diyor.

Peki, "intihar etti", "şüpheli ölüm", "kaza" diyerek üzerini kapattığınız diğer kadınların ölümleri ne olacak? Nadira Kadirova'nın örneğin. O elinizdeki sopanın ucu, AKP eski milletvekili Şirin Ünal'a kadar ulaşacak mı?

Ya da bir başka göçmen genç kadın olan Yeldana Kaharman hakkında ne düşünüyorsunuz? Bir dönem "devlet adına bir operasyon yapmak"la övünen Mehmet Ağar'ın oğlu Tolga Ağar'ın Yeldana'nın ölümündeki failliğini açığa çıkartacak mısınız?

Gülistan'ın yakın arkadaşı Rojwelat Kızmaz'ın ölümü hala intihar olarak mı kalacak?

Gülistan'ın cansız bedeni aranırken bulunan Esma Kılıçarslan için de bir şey yapacak mısınız?

Yoksa barutunuz, tribünlere kadar mı?

Adalete ihtiyacımız var. En çok da 6 buçuk yıldır karda kışta "Gülistan nerede?" diyen soran Doku ailesinin ihtiyacı var. Gülistan'ın başına ne geldiğini öğrenmek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Kimi zaman yalnız da kaldılar maalesef. Adliye önünde beklerken, bir yandan failler cezalandırıldığı için yürekleri biraz olsun ferahlarken, Gülistan'a yaşatılan acıyla ilgili gerçekleri öğrendikçe yürekleri dağlanıyordur. 

Adalete, Rojin'in ailesinin, Rabia Naz'ın ailesinin de ihtiyacı var. 

Kadınlıklarına, yoksulluklarına bir de göçmenliğin getirdiği kimsesizlik eklenen Dina, Nadira ve Yeldana'nın ve "şüpheli ölüm" ya da "intihar" denilerek failleri korunan tüm kadınların, ailelerinin, hepimizin ihtiyacı var; adalete ve hakikate. 

Gülistan soruşturmasında da ancak tüm failler cezalandırıldığında adalet yerini bulacaktır. Dönemin Valisi'nin yanı sıra, İl Emniyet Müdürü, Başsavcı ve savcıları... Onların Gülistan'la ilgili gerçeklerin açığa çıkmamasındaki rolleri açığa çıkartılmalıdır.

Akın Gürlek'in elindeki adalet mızrağının ucu, devletin bu sorumlu kişilerine neden dokunmuyor?

Adaletin kapsamı, devlet içindeki kliklerin çatışmasının yarattığı "boşluk" kadar mı?

Bu devlet, kadın katilidir; siyasetçisiyle, polisiyle, yargısıyla, medyasıyla. 

Gülistan'a yapılanları öğrenirken, bu kez Hatay'da genç bir kadın katledildi. İlayda'nın ölümündeki fail hem özel alandaki hem de kamusal alandaki devlettir. Politik bir genç kadın olan İlayda'yı, polis, ailesine, polis babasına şikâyet ediyor. Polis baba da İlayda'yı eve kapatıyor, şiddet uyguluyor. İlayda, öldürüldüğü gece arkadaşlarına arayıp, babasından korktuğunu söylüyor ardından da polis babasının silahından çıkan kurşunla yaşamını yitiyor. Ölümü üzerindeki şüphe hala ortadan kaldırılmış değil. 

Şimdi bir yandan Gülistan'ın tüm faillerinin cezalandırılması ve cenazesinin ailesine teslim edilmesi için mücadele ederken diğer yandan tüm kadınlar için adalet ve hakikat mücadelesi sürecek.

Çünkü ancak kadınların mücadelesi hakikati açığa çıkaracak, adaleti sağlayacak; dün olduğu gibi bugün de, gelecekte de!