ABD'den ültimatom, Hürmüz'de güç gösterisi
Washington'un sert söylemi, bölgedeki askeri hareketlilik ve Tahran'ın çok taraflı tatbikat hamlesi birlikte değerlendirildiğinde, tarafların hem diplomatik hem askeri seçenekleri masada tuttuğu görülüyor.
ABD Başkanı Donald Trump, İran'a yönelik sert açıklamalarıyla gerilimi yeni bir aşamaya taşıdı. 19 Şubat 2026'da düzenlenen "Barış Konseyi"nin kuruluş toplantısında konuşan Trump, kısa süre içinde bir "anlaşma" sağlanmaması halinde "kötü şeyler" yaşanacağını belirterek Tahran'a açık bir ültimatom verdi. Süre olarak yaklaşık 10 ila 15 günü işaret eden Trump, açıklamasını başkanlık uçağı Air Force One'da da yineledi.
Bu çıkışın arka planında, 2 Mart'ta Viyana'da başlayacak olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu toplantısı bulunuyor. Kurulun İran'a yönelik daha sert bir karar alabileceği belirtiliyor. Geçen yıl haziran ayında UAEA'nın İran'ı Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal etmekle suçlamasının ardından İsrail'in hava saldırıları başlatması ve kısa süre sonra ABD'nin de sürece dahil olması, mevcut savaş hazırlıklarına dair tartışmalara yol açıyor.
ABD basınından The Wall Street Journal, Trump yönetiminin UAEA toplantısını beklemeden İran'daki askeri veya devlet tesislerine yönelik "sınırlı bir ilk saldırı" seçeneğini değerlendirebileceğini yazdı. Washington'un bölgede askeri yığınağını hızlandırdığı belirtilirken, bunun Tahran üzerindeki baskıyı artırmaya dönük bir güç gösterisi olduğu yorumları yapılıyor.
İran ise aynı gün Hürmüz Boğazı'nda geniş çaplı bir deniz tatbikatı başlattı. Tatbikata Rusya ve Çin'in de katılması dikkat çekti. Tahran yönetimi, bu hamleyle hem askeri hazırlık mesajı verdi hem de emperyalist rekabet ortamında uluslararası alanda yalnız olmadığını göstermeyi amaçladı.
İran'ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği, BM Genel Sekreteri António Guterres ve Güvenlik Konseyi Dönem Başkanı James Kariuki'ye mektup göndererek ABD'nin tehditlerini protesto etti. Olası bir saldırı durumunda bölgedeki tüm ABD üs ve askeri varlıklarının "meşru hedef" sayılacağı bildirildi.
Buna karşın, ayaklanmaların art arda devam ettiği İran iç siyasetinde farklı bir söylem hakim. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD'nin dolaylı görüşmelerde İran'dan uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmesini talep ettiği iddialarını reddetti. Parlamento Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi Salar Velajatmadar ise savaş endişesinin toplumun küçük bir kesimiyle sınırlı olduğunu savundu. İran siyasi çevrelerinden yapılan açıklamalarda da İsrail'in geçen yılki çatışmalardan sonra İran'a saldırma konusunda isteksiz olduğu öne sürüldü.
Öte yandan İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, ülkesinin ABD ile yakın koordinasyon içinde olduğunu ve "her senaryoya hazır" bulunduğunu açıkladı. Netanyahu, İran'dan gelebilecek bir saldırıya "hayal bile edilemeyecek" bir karşılık verileceğini söyledi.
Washington'un sert söylemi, bölgedeki askeri hareketlilik ve Tahran'ın çok taraflı tatbikat hamlesi birlikte değerlendirildiğinde, tarafların hem diplomatik hem askeri seçenekleri masada tuttuğu görülüyor. Önümüzdeki günlerde Viyana'daki toplantı ve sahadaki gelişmeler, gerilimin çatışmaya dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyecek.